Yılmaz Özdil (¥ØΖÐİ£)

7 Mart 2017’de “Müjdat Gezen” kafası diye bir yazı yazmıştım. O yazıda Yılmaz Özdil, Uğur Dündar gibi sözde aydınların ROK’tan, Nihat Doğan’dan farkı olmadığını söylemiştim. Bir kaç kişi Yılmaz Özdil’i, Uğur Dündar’ı bunlarla kıyaslamamı eleştirmişti. O zaman bunu eleştirenler şimdi Yılmaz Özdil’i Cübbeli Ahmet’le kıyaslıyorlar. “Yanmaz kefene karşı özel ciltli M.Kemal kitabı” diyorlar.

Türkiye’de Damat Ferit artığı, Şeyh Sait fırlatması, Said-i Kürdi kalıntısı bir sürü zararlı bakteri olduğu gibi; İnönü artığı, Nazım Hikmet fırlatması, Deniz Gezmiş kalıntısı bir sürü zararlı virüs de vardır. Bu konuyla ilgili daha önce de bir kaç kez yazdım.

Bir de biz Türkçüler var. Biz yeşil kuşağın nefret ettiği, kızıl kuşağın bambaşka bir hale sokarak ilahlaştırdığı Atatürk’ü en yalın haliyle anlayan, onu olduğu gibi kabul eden, başkalaştırmaya gerek duymadan lider olarak kabul edenleriz.

Bugünkü yazının konusu ise sol kesmin Cübbelileri, yanmaz kefencilerin muadilleri, Atatürk’ü Che’nin kankisi sanan kapital sosyalistler.

Yılmaz Özdil denen araklamacı gazeteci (Araklamak akademik bir terimdir. Size ait olmayan bilgiyi kaynak göstermeden kullanırsanız araklamış olursunuz.) M. Kemal diye bir kitap çıkardı. Askerden geldikten bir hafta sonra okudum. 5000 sayfadan çıkarılan 500 sayfalık özet diye pazarladığı kitabını tek bir kaynak dahi belirtmeden yazmış. (Benim 216 sayfalık Ermeni kitabımın 9 sayfası kaynakça, 60 sayfası belge)

40 yıllık kaşarlanmış gazeteci biyografi yazmayı mı bilemeyecek… Çalakalem nereden ne toplamışsa köşe yazısı üslubuyla yazmış. Milliyetçi prensiplerle Türkçü bir devlet kuran Atatürk’ü 500 sayfa boyunca buna değinmeden anlatmayı başarabilmiş. Bu gerçekten yetenek isteyen bir iş.

Popüler tarzda yazabilmek gerçekten önemli. Çünkü yazdığınız yazıyı herkes anlar, herkes okur. Bunu fırsat olarak görüp maddi değere dönüştürebilmek ise geçiminiz için yaptığınız akıllıca bir hamledir. Ama bu proje dini veya milli bir değer üzerinden yapılırsa şayet; o iş sömürüye, değerler üzerinden maddi kazanç elde etmeye dönüşür. Hele bir de dini mevzular üzerinden para kaldıranları yerden yere vurmuşsanız zamanında, bunun bir benzerini milli mevzular üzerinden yapamazsınız.

Ama Yılmaz Özdil yaptı…

Çok da mutlu.

Aklınızı oynatın, çatlayın patlayın falan diyor…

Ya yüzsüzlük de çığır açmak niyetinde ya da “yedik bir halt bari geri vites yapmayalım” diye düşünüyor.

Biraz bu kişiliğin derinlerine inelim…

Ben günümüz solak Atatürkçülerini, ulusalcıları, kokmuş, kartlaşmış, hala kişiliğini koyacak yer bulamamış, neye inanacağını bilememiş bok püsür kim varsa onları anlatayım siz Yılmaz Özdil’i anlayın.

Bu tip insanları var eden Akp düşmanlığıdır. Akp kapatılsa, Tayyip Erdoğan’a bir şey olsa bunlar bunalıma girerler. Amaçlarını kaybederler. Yazamazlar. İzmir, kızlar, kordon falan da kurtarmaz bunları. Asalak gibi yaşamaya o kadar alışmışlar ki hem göbekten bağlı oldukları Akp’siz yapamazlar hem de ona sövmeden bir gün bile geçiremezler.

Ölünce evde cesedini kediler yemesin diye yaren edinmek için Atatürkçü Düşünce Derneği’ne koşturan kemal teyzelerin nefislerini köreltmekten başka memlekete bir faydaları yoktur bunların.

Atatürk’e “burjuva Kemal” diyen ve onun kurduğu milliyetçi devleti yıkıp sosyalist bir düzen kurmayı hedefleyen, bu ülkülerine can alıp can verecek kadar bağlı olanların borazanlığını yapıp, aynı zamanda “Atatürk! Atatürk!” diye ortalıkta dolaşan, hayatları kocaman bir çelişkiler yumağı olan zevatlardır bunlar. İdeoloji karmaşası yaşayan ergenler gibi renklidir kişilikleri aslında.

Mahir derler, Deniz derler, Nazım derler ama Atatürk’ün bu tip insanların inandığı değerleri katlettiği gerçeğini kabullenmezler. Görmezden gelirler. “Aslında şöyle yapmak istemişti, böyle demek istemişti” derler. “Fransız İhtilali’nin getirdiği milliyetçilik akımı” derler. Kıvırırlar. Başkalaştırırlar. Kıçları başları ayrı oynar. İki dakika adam olamazlar.

Sonra da oturup Amerika’yı bir de kendi kalemleriyle keşfetmeye çalışırlar. Atatürk’le ilgili yazdıkları eserlerden bir tane yeni bilgi öğrenemezsiniz. Oradan buradan toplama bilgileri yeniymiş gibi önünüze koyarlar. Onları da olduğu gibi vermezler size. Atatürk’ün kendilerini rahatsız ettiği sözlerini, anılarını sansürlerler. Çünkü gerçek Atatürk onların ideolojilerinin düşmanıydı. Onların masal kahramanlarını hapislere attırdı, vatandaşlıktan çıkarttı, sövdü, adam yerine koymadı.

Sonra da pişkin pişkin insan içine çıkıp “öyle baskı yapcaz, böyle tasarım yapcaz, 2500 liraya satcaz” derler.

Atatürk’le ilgili bir tane bile yeni bir şey ortaya koyamamış biri safsatalar ve araklamalarla dolu kitabını 2500 liraya satıyor. Bunu savunmak için de prestij kitap örnekleri veriyor. Akademik veya koleksiyon değeri taşıyan kitaplarla kendi kitabını bir tutuyor.

Türkiye’de muhalefet yok diye şikayet edilir. Çok doğru bir şikayettir bu aslında. Muhalefet yoksunluğundan dolayı halkımız bir kaç kişinin mabadını o kadar kaldırmış ki bazen güneşi bile göremiyoruz.

Atatürk’ü anlamak için Gogıl derlemesi kitaplar okunmaz. Afet İnan okunur. Atatürk’ün kendi yazdığı “Medeni Bilgiler” kitabı okunur (bu kitabı bir okusalar yüreklerine iner. O yüzden kendi Atatürklerini yaratmanın derdindeler). Hiç sevmesem de Şevket Süreyya’nın “Tek Adam”ı okunur. Hiç sevmesem de Falih Rıfkı’nın “Çankaya”sı okunur. Salih Bozok’un hatıraları okunur. Günümüz bakış açısıyla ele alınan İlber Ortaylı’nın “Gazi Mustafa Kemal Atatürk”ü okunur.

Araklamacı bir gazetecinin araklayarak yazdığı veya Livaneli gibi bir terörist sevicinin başkalaştırarak anlattığı Atatürk anca sizi halkların kardeşi yapar.

Güya, Atatürk okuyup Atatürk yazarlar ama hala Atatürk’ü Bolşevik sanırlar. Altı oktan sadece inkılapçılığı benimserler diğerlerine faşistlik derler. Sorsan en kaliteli Atatürkçü bunlardır ama “Türk” kelimesini cümle içerisinde bile kullanamazlar, duyduklarında ise şeytan görmüşe dönerler. Yıllarca birinci kurtuluş savaşını beğenmeyenler “ikinci kurtuluş savaşı” verdiklerini iddia ederek ömürlerini çürüttüler. Bugün bir halta yaramayan ömürlerinin son demini anlamlı kılmak için Atatürk’e sarılmaya kalkıyorlar ama onu da yanlış yerinden tutuyorlar. Bir de utanmadan “koleksiyon” kitabı yazdıklarını sanıyorlar ve bunun üzerinden halkın milli duygularını sömürmeye kalkıyorlar.

Sizin tıynetiniz bu. Kitaplarınız yüz milyon da satsa hükmü tarih adlı yargıç verecektir. Karaktersizliğin moda, pişkinliğin trend olduğu bu çağda doldurun cebinizi efendiler. Başka da kazancınız yok bu hayattan.

Hayırlı işler…

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone