1 Eylül ve Soda Şişesi

YusufDuzgoren

Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü. Aslında barış günü olarak bu tarihi kabul eden tek devlet KKTC ve biziz. BM tarafından belirlenen ve 160 ülkede tanınan, kutlanan Dünya Barış Günü 21 Eylül’dür.

Bu günün kısaca tarihçesine bakacak olursak, ilk olarak BM tarafından Naziler’in Polonya’ya saldırdığı yani II. Dünya Savaşı’nın başladığı tarih olan 1 Eylül 1939’a istinaden 1 Eylül Dünya Barış Günü olarak belirlenmişti. Sonra BM 1981 yılında bunu “her sene Eylül ayının 3. Salı günü” olarak değiştirmiş, 2001’de 21 Eylül’e sabitlemiştir. Fakat bizde ve KKTC’de 1 Eylül olarak kalmıştır.

İşin ironik tarafı ise 1 Eylül Dünya Barış Günü ülkemizde en çok PKK ve diğer aşırı sol örgütlerinin sempatizanları, destekçileri ve çeşitli yapılanmaları tarafından anılmakta ve kutlanmaktadır.

Barışa bu kadar düşkün ve hasret olan kişilerin barışa bu denli uzak olmaları, Türk devletiyle ve milletiyle aktif savaş halinde olmaları, sevimsiz sıfatlarını sevimli göstermeye çalışıp, kendi tabanına ve dış dünyaya “bakın biz adam öldürüyoruz, bomba patlatıp çocuk katlediyoruz, nişanlısının yanında savunmasız genç bir polisin arkasından sinsice yaklaşıp kafasına sıkıp kaçıyoruz ama bunları ‘barış’ için, sevgi için yapıyoruz” demesidir.

Gelelim soda şişesine. Birazcık milli hassasiyete sahip tüm üniversite öğrencileri ve mezunları bilir bu soda şişesini…

Dersten çıktınız. Arkadaşlarınızla ya çay içmek ya da minibüse binip eve dönmek için fakülteden çıkıp güle oynaya yürüyorsunuz. Biraz ilerledikten sonra bir takım sesler, sloganlar geliyor kulağınıza; “faşizme karşı… katil devlet hesap verecek… ya-şa-sın halk-la-rın kardeşliii-ği-ii… diren, savaş, öözgüürleş…”

Elinizdeki kitapları sicilini temiz tutup memur olma ülküsü güden KPSS beyinli arkadaşınıza verip koşarak sesin geldiği yöne gidiyorsunuz. Daha dün haince katledilen şehitlerin acısı içinizdeyken bu kalleş köpeklerin üniversite uzantılarının birazdan “Sayın öcalan”lı, “PeKeKe”li basın açıklaması yapacak olmasına yüreğiniz, kanınız, vicdanınız, milli ahlakınız izin vermiyor.

Etnik maymunların toplandığı alana geldiniz. 60-70 kişilik bir grup var karşınızda. Onlarla aranızda da özel güvenlik. Polisinde eli kulağındadır, birazdan gelecektir.

Yanınıza bakıyorsunuz koca üniversiteden sizin gibi milli hassasiyetle oraya gelmiş hepitopu birkaç vatanperver Türk çocuğu, toplasanız 15 kişi yoksunuz. Yanınızdan biri eğilip “gardaş ben dayanamıyorum anam avradım olsun saldıracağım” diyor. Sizde “saldıralım kardeş, azdan az çoktan çok gider” diyorsunuz.

Tam o sırada çevik kuvvet geliyor, sivil komiserler kolunuza giriyor “gençler hayırdır” diyorlar. Siz “yahu komiserim” diye söze başlar başlamaz etnik süprüntüler çantalarını açıyorlar. Size ve polislere doğru çantalarından çıkardıkları “soda şişelerini” fırlatıyorlar.

Bir tanesi arkası gruba dönük olan sizle konuşan komiserin tam kafasına gelecekken elinizle komiseri koruyorsunuz. Onun kafasında patlayacak olan soda şişesi bileğinizi incitiyor. Sonra yanınızdakilerle birlikte öfkeyle karşı tarafa saldırmaya çalışıyorsunuz.

Karşı taraf bu sefer çantalarından sopalarını çıkartıyor. Nasıl bir okul çantasıysa, içinde her türlü “insan yaralayıcı” araç gereç mevcut. Birde savaş taktiği biliyor müptezeller. Önce oklayıp sonra kılıçla saldırıya geçen eski zaman orduları gibi önce sodalayıp sonrada sopalamayı planlamışlar.

Che çantasında (güya) Nutuk falan taşıyacağına bunlar gibi soda şişesiyle sopa taşısaymış tüm Amerika kıtası sosyalist olmuştu diye geliyor bir an aklınıza .

Neyse, 60-70 kişilik kızlı-erkekli, sopalı grup polise rağmen size saldırmak üzere üzerinize doğru koşuyor. Yüzüklerin Efendisi’ndeki Mordor’un ordusuyla savaşıyorsunuz sanki. Tip ve sayısal üstünlük olarak Sauron’un ordusundaki Orklara epey benziyorlar.

Bu arada karşılık vermeye çalışıyorsunuz ama polis sizi tutuyor. Birkaç saniye önce kafasını yarılmaktan kurtardığınız terörle mücadele komiseri size “dağıl lan yakarım yeminle” diye bağırıyor. Kanınıza dokunuyor. Küfredip, şu an FETÖ’den içeride olan komiseri ittirip bu kalabalık ve sopalı gruba dalıyorsunuz.

Sonuç; hafiften dudağınız kanıyor ama karşı taraftan üç kişi hastaneye kaldırılıyor. Üniversite ortasında güvenlik güçlerine saldıran piçlerle birlikte size de bir hafta uzaklaştırma cezası veriliyor. Akşam oluyor babanız arıyor “lan biz seni oraya okumaya gönderdik, sen eşkıya mı olacan başımıza? Kürtçe şarkı söyleyenlere niye saldırıyorsun oğlum, sanane!” diye bağırıyor. Kanal D ve Star habere çıkmışsınız (merak edenler 8 Mayıs 2014 tarihli ana haber arşivinden izleyebilirler).

Satılmış basın “Kürtçe müziğe saldırı” diye haber yapmış. “Baba haberlerde gösterildiği gibi değil” deyip durumu anlatıyorsunuz. “Haklısın oğlum da dikkat et, bu ülkenin polisi var, savcısı var…”

Her şey bir yana üzülüyorsunuz. Polise, öğrenciye uluorta saldıran, devletin aktif olarak savaş halinde bulunduğu terör örgütünün üniversite uzantılarıyla aynı muameleyi görüp, aynı cezayı aldığınızdan dolayı üzülüyorsunuz.

Aynı şeyi siz yapsanız; polise, karşı gruba uluorta kameraların önünde saldırsanız, tüm basında linç kampanyasına tabi tutulur, karakolda gerçek manada linç edilir ve dünya kadar suçlamadan bilmem kaç yılla yargılanırsınız, üniversiteden de atılırsınız. Ama aralarında altı yıldır 1. sınıf olan tıp öğrencilerinin bile bulunduğu bu gruplar sadece birer hafta okuldan uzaklaştırma alarak, hiç bir adli işleme tabi tutulmayarak hayatlarına, eylemlerine devam ediyorlar.

Maalesef devletimiz Kürde şiddet uygulama toleransı tanımaktadır, bu acı gerçekle yüzleşiyorsunuz.

1 Eylül 2011’de yine tüm abazanlığıyla “dünya barışı” için Bursa Heykel’de BDP öncülüğünde nümayiş yapan ÖDP ve Halk Evleri’nin teröristi öven ve devlete söven sloganlarına tahammül edemeyerek elindeki soda şişesini bu “barışcı” gruba fırlatmaya çalışırken sivil polisler tarafından engellenen Genel Başkanımız Caner Kara “izinli eyleme saldırmak, polise direnmek ve toplumu kin ve nefrete teşvik etmekten” 1,5 yıl hapis cezası almış sonra bu ceza 5 yıllık infaza çevrilmiştir.

Bu hırtlarda “eşitlik istiyoruz” diye yırtınsınlar, Dünya Barış Günü’nde şiddet yanlısı açıklamalarda bulunsunlar, hatta PKK kamyon falan patlatarak masum insanları katletmeye devam etsin. Bunlarla aktif mücadele etmiş tek iç işleri bakanı olan İdris Naim Şahin’de içeri alınsın, Dengir Mir, Selo, Sırrı Süreyya gibilerde demokratik açıklamalar yapmaya devam etsinler.

Bu devlet, devletin dirliği için çalışan evlatlarına üvey evlat muamelesi yapmaya devam etsin, bölücü faaliyetlere tolerans tanısın. Ziyanı yok, devlette bizim ülkede bizim. Biz bunun bilincindeyiz.

Dün üniversitelerde soda şişesi fırlatan “demokratik öğrencilere” bugün Suriye’nin kuzeyinde top mermisi fırlatılmakta. Olayların gelişimi nasıl olursa olsun, sonuç olarak görüyoruz ki “Tengri Biz Menen”…

Dünya Barış Gününüz kutlu olsun.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone