10 Bin Yıllık Destanın 10 Yıllık Paragrafı

destan

Genç Atsızlar…

Biz mezarsız ölüp gidecek cesâretteki Türkçü gençlerin
uzak uzak, büyük yüklerini sırtlayarak ve dava
arkadaşlarıyla aralarında bir köprü kurmak amacıyla oluşturduğu
birlik filizini vermiş, ulu bir çınarın tohumudur.

Ektiğimiz bu tohumun, yeşermesinin hak olduğu iddiasıyla
verdiğimiz bu mücadele Türklük yaşadıkça yok olmayacak,
göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmeyecek
kahramanlar var oldukça adı ne olursa olsun yer yüzünden
silinmeyecektir.

Yaşamını, emeğini ve umutlarını Türk ırkının en küçük
çıkarı için harcamaktan geri durmayan kimseler, ülkünün
ne olduğunu herkesten çok bilenlerdir. Birçoklarının sonuca
ulaşması kesin durumlarda bile fedâ edemeyeceği
şeyleri ülkü uğruna harcamaktan korkmayan, göz kırpmadan
fedâ eden kimselere ülkünün tarifini yapmak
abesle iştigâldir.

İşte Genç Atsızlar bu düşüncelerle yaklaşık 10
yıl önce, 3 Mayıs 2005 târihinde temellerini Bursa’da,
Caner Kara’nın fedâkârca girişimleriyle attı.

3 Mayıs’tan aylar öncesinde Bursa’nın Tahtakale mahallesinde,
küçük ve bir o kadar da eski bir göz odada atıldı
Genç Atsızlar’ın temeli. Atsız gibi tâvizsiz bir Türkçülüğün
mercekle arandığı, siyâsetin Türk millîyetçiliğini esir aldığı
ve Türkçülük adını sarf eden ağızların da Türkçülükle bir ilgisinin
olmadığı dönemde Türkçü teşkilât için açılan bir
göz odada…

O oda bir ayda yine Caner Kara’nın emekleriyle fizikî
bakımdan geçirilerek Türklüğün hizmetine sokuldu.

Kara, Türkçülüğü ileriye taşımak ve teşkilâtlanmak için tanıdığı
eş, dost ve eski arkadaşlarına haber salarak 3 Mayıs’ta bir
toplantı düzenleneceğini duyurdu. Bursa’nın Tahtakale
başta olmak üzere Hamzabey, Pınarbaşı ve Maksem semtleriyle
birlikte Kara’nın yakın dostları ve önceki yıllarda bulunduğu
millîyetçi teşkilâtlardan kendisiyle iletişimi
koparmayan sayısı yaklaşık 200’ü bulan kişi 3 Mayıs 2005
târihinde Hâşim İşçan parkındaki çay bahçesinde bir araya
geldi.

Toplantıda Türkçülük dâvâsı anlatılarak, kurulacak
teşkilâtın temellerinden söz edildi. Nurculuk, Kürtçülük,
Komünizm, Sentezcilik gibi birçok anlayışa karşı takınılan
tavır tek tek anlatıldı. Daha sonra kurulan Türkçü yuvasıyla
birlikte teşkilâta devâm edenlerin sayısı katılımcıların
yüzde 10’u bile olsa dâvânın yürekli yiğitleri bu ipi bırakmadı.

Teşkilâtın Bursa’daki adı Kara Sancaklılar veyâ Siyah
Sancaklılar olarak o târihlerde belirlendi. Bin bir zorluk ve
küçük çapta yapılan etkinliklerle birlikte süreç 2009 târihine
kadar geldi. 2009 yılında teşkilâtımız, içinde 10’a
yakın ili de bulundurarak Genç Atsızlar adını aldı ve bu adla
birlikte duyurusunu yaptı.

ON BİN YILLIK DESTANIN, ON YILLIK PARAGRAFI

Bu bilgiler ışığında “Biz kimiz?” sorusunu yanıtlamak
istiyoruz. “On bin yıllık destanın, on yıllık paragrafı
tümcesi, rastgele seçilmiş bir tümce değil,
tam tersine, Genç Atsızların kendine has duruşuyla
ortaya çıkmış bir tanımdır.

Çağımızda milletimize musallat edilmiş partizanlıktan din tüccarlığına, siyasetin
ikiyüzlülüğünden toplumu aldatan sözde aydınlara
kadar her türlü hastalığa karşı dik durmuş ve yine dik
durmakta olan, mücadele vermiş, mücadele veren ve mücadele
vermeye üstte mavi gökle altta yağız yer çökene
kadar devam edecek Genç Atsızlar, ‘töreli’ duruşlarıyla, on
bin yıllık destanın ‘şimdilik’ on yıllık paragrafı tanımını alınlarının
teriyle hak etmişlerdir. Daha nice on yılların getireceği
yükü sırtlamak ve Türklüğe karşı yapılacak hâyâsızca
akınlara karşı göğsünü siper etmek, Genç Atsızların boynunun
borcudur.

Biz kimiz?” sorusuna aslında Atsız Ata’nın şu dörtlüğüyle
de yanıt verilebilirdi:

Biz mezarsız ölüp giden Genç Atsızlarız;
Yaramızı suyla yıkar, otla sararız.
Kimsemiz yok fakat gönüllerde biz varız;
Bize şefkat sunmaz hiçbir kadın dudağı…

Genç Atsızlar, partizanlığa, din tüccarlığına, toplumu
aldatan sözde aydınlara karşı mücadele verirken, bazen birer gün, bazen birer dakika arayla türlü ithamlara maruz
kalmaktadır. Bunun sebebi, millet menfaatini gözetmek
için, doğruya doğru, yanlışa yanlış demekten asla vazgeçmemiş
olmalarıdır. Genç Atsızlar buna “omurga sahibi
olmak” diyorlar. Omurga sahibi olmak demek, dik durabilmek
demektir. Bizim omurgamız, kutlu ülkümüzün sağlamlaştırdığı
çelik irademizdir.

Toplumun gözünde birer tabu haline gelmiş mes’eleleri
yıkmak, yanlışları düzeltmek kolay bir iş değildir. Çelik
bir irade, sağlam bir sinir sistemi gerektirir. Bunun için de
her şeyden önce bir disiplin gerekir-ki o disiplini sağlayacak
olan da töredir.

Genç Atsızlar yobazlığa karşı mücâdele etmiştir.

Tanrı demeyi günah sayacak kadar ileri giden beyni örümcekli,
ruhu sapkınlığın bataklığına saplanmış kitlelerle mücâdele
etmiştir. Türkçülerin “Tanrı Türk’ü korusun” dileği ve savını
duyduklarında hazımsızlık yaşayanların, hazımsızlık
çektikleri konunun “Tanrı” demekten daha da öte
Tanrı’nın Türk’ü koruması” dileğidir. Bu gürûhun asıl
korktuğu ve karşı durduğu bahis budur.
Tanrı demeyi günah saymak gibi eksik ve ahmakça
anlayıştakilerin sayısı bugün dikkât çekici sayıdadır. Ancak
Genç Atsızlar’ın bu yanlışı düzeltmede ortaya koydukları
tavır, toplumda bu yanlışa katılmayan bir kitle vücuda getirmiştir.
Üstelik Hoca Ahmet Yesevi’nin de birçok şiirlerinde
Tengri Teala” adını kullandığını; Osmanlı
döneminde de yine bu kullanımın devam ettiğini de insanlara
anlatmaktan sıkılmadık. Bunca sahtekâr toplumu aldatıcı
yanlışları savunmaktan yorulmuyor da, Genç Atsızlar
doğruları savunmaktan mı yılacak? Asla! “Allah sizi Tanrı
bizi korusun” diyenleri, yaradan, her şeyden önce “çok
Tanrılı” inanıştan korusun.

Geçelim…

Bir zamanların vebâsı gibi partizanlık hastalıklarını
Türkçülüğe bulaştırmak isteyen bir kesim yine
Genç Atsızları karşısında bulmuş, hastalıklı vücudundaki
mikropları bulaştırmak için dişlerini Türkçülere
geçirmek istemiştir. Bu hastalığa karşı panzehir yine
Türkçü gençler tarafından oluşturulmuş ve Türk gençleri
bu hastalıktan korunaklı duruma getirilmeye çalışılmıştır.
Milleti aldatmayı kendisine meslek edinen, “siyaset zaten
aldatma sanatıdır” demekten çekinmeyen, her seçimde
şahsi menfaatini milli menfaatlerin önüne koyarak farklı
bir parti için oy isteyen kim varsa, başlarına her defasında
dev bir “ülkü balyozu” inmiştir. Partizanlar, her yedikleri
silleden sonra, hafızalarını yitirmiş olacaklar ki; sanki partiler
için oy isteyenler onlar değillermiş gibi, birkaç yalakanın
da desteğiyle, bir anda Genç Atsızların partizanlık
karşıtı söylemlerini kullanmaya başlamışlardır.

Din tüccarlarının da türlü türlüsüyle mücadele etmek,
yine Genç Atsızlara düşmüştür. Bir vakitler bazı sanal yapılanmalar,
Türkçü-Turancı düşünceyi ve özellikle de Atsız
Atanın şahsiyetini gözden düşürmeye çalışmışlar, bunun
için de birinci hedef olarak fertlerin dinlerine saldırmışlardır.
Bunlar bu kepazeliği o kadar ileri götürmüşlerdi ki, mesela,
annelerinin Musevi Hazar Türk’ü, babalarının Hıristiyan
Gagauz Türk’ü, kendilerinin de Şaman olduklarını iddia
ediyorlar ve Müslüman Türklere hakaret etmelerinin normal
olduğunu iddia ediyorlardı. Yine bu gibi haysiyetsizler,
sanal ortamda farklı sitelerde kimlik değiştirerek, Müslüman
Türklerin Müslüman olmayan Türklere saygı duymadıklarını
iddia ederek kışkırtmacılık yapıyorlardı.

Atsızcılık adını kullanarak, Atsız’ın mânevî şahsını zedeleyen
bir gürûh karşısında Genç Atsızları buldu. “Atsızcılık
adının Atsız’ın bizzât “Şahsiyetlerin ebediliğine kani
değiliz. Türkçü milli çıkarları şahısların üstünde tutar” sözüyle
çürütüldüğünü söylediğimiz kesim bizim aleyhimizde
sanaldan kara propaganda yürüttü. Yine Caner
Kara’nın yazdığı “Atsızcılık bir fikir müstehasesidir” adlı
yazı bizim kanaatlerimizi açıkça ortaya koydu. İstismarcı
ve Türkçülüğün önündeki bu engel de, sağ duyulu Türkçüler
tarafından kaldırıp bir kenara atıldı
Türkiye’de bir kitle ne zaman Filistin için sokağa dökülse,
onlar da kasti olarak Doğu Türkistan veya Kerkük
için yürümek yerine, İsrail yanlısı olduklarını söylüyorlardı.
Bu kepazelerin bin türlü maskaralıkları da, her dinden
Türk’ün birbirine saygı duymasının önüne geçiyor ve boyculuk-
mezhepçilik tartışmalarına, bundan daha kötü olarak
da düşmanlıklara yol açıyordu.

Bizim bu konuda ortaya
koyduğumuz tavır, Atsız’ın izinden gittiğini söyleyip ardından
Atsız’ın da yazılarında ifade ettiği fikirlere isim vermeden
sövenlerin yaptığı gibi olmadı. Ateist, mason, deist,
Tengrici veya ümmetçi gibi ithamlara karşın dik durmaya
devam ettik ve bu kepazelerin önünü kapayarak, Türkçü
hareketin önündeki engelleri kaldırmaya devam ettik.
Verdiğimiz mücadele, karşımıza aldığımız yağılar
kim olduğumuzun en net tanımıdır. Biz, hangi dinden,
mezhepten, boydan olursa olsun, bütün Türkleri
yalnızca Türk olduğu için sevebilen, Türklerin
milli ve dini değerlerine saygılı, milletimizin töresine
uygun yaşamasını isteyen ve dahası Türk’ü acuna yeniden
üstün kılmak için çalışan Türkçü Turancı Genç Atsızlarız.
Görevimiz, Atsız Atanın “Türk, bir görev için
yaratılmıştır. O görev, dünya güzelleştiği zaman biter” ifadesinde
olduğu gibi, önce tüm
Türkleri birleştirmek ve ardından
dünyayı Türk töresince güzelleştirmektir.

TÜRKÇÜLÜĞÜN YAYINLARIMIZA YANSIMASI

Atsız Ata’nın emaneti Ötüken
Dergisi, Genç Atsızların
Türkçü camiaya yeniden kazandırmakla
iftihar ettikleri bir
yayın oldu. Ancak Genç Atsızların
çıkarmış oldukları ilk dergi
Ötüken değildir. İlk yıllarda çıkarılan
Genç Atsızlar e-dergisi” ve daha sonra çıkarılan Kömen dergisi, özenle hazırlanarak yayınlanmış dergilerdi. Özellikle
Kömen dergisi, uzun bir
zaman sonra yayınlanan ilk Türkçü
dergi olma özelliği taşımakla birlikte
oldukça ses getirmiş; Kömen
diyarından gelen bu ses de,
Türkçü camianın hareketliliğini
arttırmıştı. Kömen dergisi,
Türkçü nitelikteki dergilerin
sona ermesinin ardından oluşan
ve bir süre devam eden boşluğu
dolduran ilk yayındı.
18 sayı çıkan Kömen dergisi,
bugün ise elinizde bulundurduğunuz
Ötüken Dergisi’ne yerini bıraktı.

Genç Atsızların
tekrar yayın hayatına kazandırmakla iftihar ettiği Ötüken
Dergisi’ni ise tekrar diriltmek kolay olmadı. Derginin
Atsız’dan sonra kaldığı yerden tekrar devam edeceğini öğrenen
bazı ‘Türkçüler’, Atsız’ın dergisinin ne hakla çıkarıldığını
güya samimiyetle sorguladılar!

Kimileri dava açmaya,
Genç Atsızları Atsız’ın büyük ülküsünden nasibini almamış
Yağmur Atsız’a şikâyet etmeye, kimileri de tehdit etmeye
başladı. Ancak dergi hakkında tüm tehditleri savuranlar,
Genç Atsızları şikayet edenler birer birer girdikleri bu yanlış
hareketten ötürü pişman oldular. Neticede Ötüken Dergisi
yayın hayatına dönüp yayınlandı ve Tanrı’nın izniyle
yayınlanmaya da devam edecek.

TÜRKÇÜ TURANCILAR DERNEĞİ KURULDU

Çeşitli mücâdeleler etrâfında 2014 yılına gelen Türkçü
hareket, bu yıl içerisinde büyük bir övünç kaynağı olacak
yeni bir aşamayı geçti. Türkçü Turancılar Derneği, biz Türkçülerin
öncülüğünde kuruldu. Merkezi
Bursa olan derneğin
tamgasını da, dergimizde
de kullandığımız üzere 1931
yılından itibaren Türkçü dergilerde
kullanılan ‘aylı kurt
diye betimlemdiğimiz oturan siyah
bir kurt ve kırmızı hilalden oluşuyor.
Derneğimiz 16 Eylül 1962 tarihinde
kurulan Türkçüler Derneği’nin tüzüğünü aynen kabul etti.
Tüzüğümüzde derneğin amacı ve bu amacı gerçekleştirmek
için dernekçe sürdürülecek çalışma konuları ve biçimleri
ile etkinlik alanı şu
maddelerden oluşmuştur:

Dernek,
a- Bütün Türkçüler arasında
Türklük şuurunu işleyip, Türklük
sevgisinin sonsuz derecede kuvvetlenmesine
çalışmak.

b – Kendi üyelerini her şeyin
üstünde Tanrıya, Türklüğe ve vatanına
bağlı olan; Türk’ün tarihini,
tarihî yurdunu, dilini, kültürünü,
soyunu ve milli mukaddesatını bilerek
seven; milletine karşı her alanda görevini eksiksiz
yapan, örnek Türkçüler olarak yetiştirmeye çalışmak.

c – Türk toplumu içinde hürriyetin korunması, gelişmesi
ve kökleşmesi için çalışmak; her türlü haksızlıkla uğraşmayı
vazife bilmek; milletin içindeki bütün şahısların ve
zümrelerin birbirini sevmesi için elinden geleni yapmak.

ç – Türk kültür, ahlâk, zevk ve geleneklerine uygun
çağdaş bir yaşayışın toplum içinde yayılmasına çalışmak.

d – Türk kültürüne ve millî menfaatlere zarar verecek
fikir ve davranışlara karşı mücadeleyi ve Türkçülüğü her
türlü sataşmaya karşı korumayı vazife saymak.

e – Toplum içinde dayanışmanın gelişmesi, sevgi ve
acıma duygularının güçlenmesi için çalışıp her Türkün acısına
ortak olmak.

f – Türklüğe ait her türlü bilginin toplanıp yayılmasını
sağlamak.

g – Yurttaki bütün milliyetçi davranışlara destek
olmak; Türklük için faydalı her teşebbüse yardım etmek;
milliyetçiliğe faydalı bir iş için özel bir dernek veya iktisadî
bir kurum gerektiğinde bunlara önayak olmak.

ğ – Türk milletinin eşsiz tarihî görevleri için üyelerini
tam bir ülkü havası içinde her yönden hazırlamayı ve yetiştirmeyi
baş görev saymak.
amacı ile kurulmuştur.

Üye olma hakkı ve üyelik işlemleri şu maddelerde belirtildi:

Madde 3-

a- Fiil ehliyetine sahip bulunan ve derneğin amaç ve ilkelerini
benimseyerek bu doğrultuda çalışmayı kabul eden
ve Mevzuatın öngördüğü koşullarını taşıyan her gerçek ve
tüzel kişi bu derneğe üye olma hakkına sahiptir. Ancak,
yabancı gerçek kişilerin üye olabilmesi için Türkiye’de
yerleşme hakkına sahip olması da gerekir.
Onursal üyelik için bu koşul aranmaz.

b- Dernek başkanlığına yazılı olarak yapılacak
üyelik başvurusu, dernek yönetim kurulunca en çok
otuz gün içinde üyeliğe kabul veya isteğin reddi şeklinde
karara bağlanır ve sonuç yazıyla başvuru sahibine bildirilir.
Başvurusu kabul edilen üye, bu amaçla tutulacak
deftere kaydedilir.

c- Derneğin asıl üyeleri, derneğin kurucuları ile müracaatları
üzerine yönetim kurulunca üyeliğe kabul edilen kişilerdir.

ç- Derneğe maddi ve manevi bakımdan önemli destek
sağlamış bulunanlar yönetim kurulu kararı ile onursal üye
olarak kabul edilebilir.

d- Derneğin şube sayısı üçten fazla olduğunda dernek
merkezinde kayıtlı bulunanların üyelik kayıtları şubelere
aktarılır. Yeni üyelik müracaatları şubelere yapılır. Üyeliğe
kabul ve üyelikten silinme işlemleri şube yönetim kurulları
tarafından yapılır ve en çok otuz gün içinde bir yazıyla
Genel Merkeze bildirilir.

e- Üyelik başvurusunda bulunan kimselerin isim listesi, başvuru yaptıkları yerleşkenin panosunda 1 ay süreyle
teşhir edilir. Üye adayı hakkında bilgi ve fikir sahibi olanlar,
bu ay boyunca bağlı bulundukları yerleşkenin yönetim kuruluna
bu bilgilerini ve fikirlerini beyan edebilirler. Derneğin
ve şubelerin yönetim kurulları, 30 gün içinde, üyelik
başvurusunu reddetme hakkına sahiptir.

f- Türklüğe gönülden bağlı olan, ahlâkında pürüz bulunmayan,
dernekteki birlik havasını bozmayacağına inanılan
ve Türklük için karşılıksız çalışmak üzere derneğe
başvuran 18 yaşını bitirmiş her Türk Derneğe üye olabilir.

g- Derneğe girmesine karar verilen üye adayı, ayın belirli
gününde, başvuru yaptığı yerleşkede, aşağıdaki şekilde
yemin ederek üye durumuna geçer :

(Ben, ……, Turancılar Derneğinin işlerinde doğruluktan
ayrılmayacağıma, aldığım görevi eksiksiz yapacağıma,
karşılık beklemeden yalnız Türklük için çalışacağıma, her
yerde, her zaman Türklüğe elimden gelen hizmeti yapmaktan
kaçınmayacağıma, Türkçüler arasında hiç bir sebeple
ayrılık yaratmayacağıma, Tanrım, Türklüğüm ve
şerefim üzerine and içerim.)

ğ-Verilen görevin kabul edilmesi esastır. Ancak üye,
yapamayacağına inandığı işe itiraz edebilir. Kesin imkânsızlıklar
dışında itiraz hakkının kullanılmaması bir şeref borcudur
ve takdiri her üyenin vicdanına bırakılmıştır.

BASININ TOPYEKÜN SALDIRISINA UĞRADIK

Genç Atsızlar Türkçü hareketi birkaç kez, Türklük dışında
her konuya duyarlı yaygın basının topyekün saldırısına
uğradı. Kendilerine göre Türkçülerin açığını (!) bulan
bu yerli görünümlü, bize yabancı basın Türklüğü ve Türkçülüğü
küçümsediği gibi, Türkçüleri de hor gördü.
Türkiye kamuoyu Genç Atsızlar adını, 15 Ekim 2009
günü çıkan gazetelerden ve anahaber bültenlerinden
öğrendi. 14 Ekim 2009 tarihinde, Bursa Atatürk
Stadyumu’nda oynanacak olan Türkiye-Ermenistan
maçından bir gece önce, yüzlerce polisle evleri basılarak
gözaltına alınan 5 Türkçü genç, ertesi günün
haberlerinde
bu sıfatla anıldı.

Birçok ulusal kanalın, günün haberi olarak verdiği bu
habere göre, kendilerine Genç Atsızlar diyen bu gençler,
Ermenistan ve Türkiye cumhurbaşkanlarının maçı izlediği
esnada stadı havaya uçuracak, bunu da planör marifetiyle
yapacak, dünyaya bir mesaj vereceklerdi.

Haberin sunulduğu
esnada, görüntülere 11 Eylül saldırıları esnasında
Amerika’nın ikiz kulelerine çarpan uçaklar da konulunca,
büyük bir felaketin eşiğinden dönüldüğü” iddiası, toplum
nazarında da tutarlı hale getirilmiş oluyordu. Dönemin
Bursa valisi Şehabettin Harput, hemen basını toplamış ve
şu açıklamaları yapmıştı:

İstihbarat ekiplerinin takibi sonunda, böyle bir şey
bilgisi alınınca arkadaşlar bunu takip ettiler. Hazırladıkları
planörle ve bu konuyla ilgili diğer dokümanlarla birlikte
tam böyle bir şeye tevessül etmeden almak suretiyle bu
olayın önüne geçmiş oldular. Bu çok önemli bir hadisedir.
Yapılan araştırmalarda zanlılardan biri, daha önce planör
kursu gördüğünü, hazırlık yaptığını ve ses getirmeyi amaçladığını,
mesaj vermek istediğini sorgusunda ifade etmiş.
Ve Allah’tan bizim güvenlik
birimlerimizin iyi
bir istihbaratıyla böyle
bir şeyin meydana gelmesine
fırsat vermeden
zanlılar hemen etkisiz
hale getirildi ve gözaltına
alındılar. Bugün akşama
doğru adliyeye
sevk edilecekler.”

Vali Harput, “akşama
doğru adliyeye sevk edilecekler” demişti ama o
Türkçü gençlerin sevklerinden önce TEM bodrumundaki
misafirlikleri 3 gün sürdü.

Kurucu başkanımız Caner Kara, örgüt lideri ilan edilmiş
ve savcılık sorgusundan sonra bütün arkadaşlarıyla
birlikte salıverilmişti. Bursa valisinin, durumu toparlama
çabaları, şerefini kaybetmemiş köşe yazarlarının alay konusu
oldu.

Peki neden?

Savcının iddianamesine göre, stada planörle
girilecekti fakat Türkçülerden planörün “gece uçamayan
bir alet” olduğu cevabını almayı beklemiyordu.
Stadı patlatacağı söylenen bombalarsa, ne
hikmetse bulunamamış, zaten olmayan bombalar, savcının
iddialarıyla birlikte
kaybolmuştu.
Patlatılarak, içinde
bulunan 25 bin kişinin
öldürüleceği
söylenen o stadyumun
kapasitesi 18
bin kişilikti.

O dönemin
felaket tellalı ve
kumandalı basını, günlerce
kopardıkları gürültünün üstünü örtme telaşına düşmüş,
Ermeni borazanlığı yaparken düştükleri komik durumu
kamuoyundan saklamaya çalışmıştı. Bugünlerde,
aynı borazan gazetelerin köşelerinden ve televizyonlardan,
planör nedir” merakına düşenler, maaş aldıkları kanalların ve gazetelerin 15 Ekim 2009 tarihli manşetlerine
baksınlar.

Kendi iftira ve karalama kampanyalarının çokluğundan,
bunu unutmuş olabilirler fakat biz hiçbir şeyi
unutmuyoruz.

Bu tarihten itibaren teşkilatımız ve çalışmalarımız her
fırsatta basının linç kampanyalarına muhatap oldu. Akıl
almaz iftiraların, tek noktadan çıktığı ve aynı cümlelerle
papağan gibi aynı iftiraları sahiplenen bir şer odağının hedefi
olduğumuzu, bu tecrübeler neticesinde anladık.

Agos
Gazetesi adlı iftira mekanizması, b ir bahane uydurup adımızı
anmakta, Taraf, Radikal gibi gazeteler Agos’un kendilerine
servis ettiği cümlelerin üstüne atlamakta, şuursuz
ve kumandalı basın papağan gibi bu cümlelerle Türkçüleri
hedef göstermektedir. Bu kampanya, İnsan Hakları Derneği
gibi, Kürtçü haber ajansları ve dernekler gibi “Türk
alerjili” şebekeler eliyle pompalanmakta ve televizyon kanallarının
katkısıyla savcılara intikal etmektedir.

Bu Türkçülüğe karşı saldırıda “Haçlı birliği” gibi bir
araya gelen basın, Hocalı Katliamı’nın 20’inci yıl dönümünde
İstanbul’da düzenlenen etkinlik ve birçok konuda
daha topyekün saldırı yaparak, Genç Atsızlar’ı hedef göstermiştir.
Genç Atsızlar üzerinden uyduruk senaryolu sinema
filminin reklâmını, gelecekte Cumhurbaşkanı adayı
yapmayı düşündükleri adı, sanı Türkçü çevrede bilinmeyen
ve ilgilenilmeyen kişilerin reklâmları yapıldı.

KORKMADIK, DİRENDİK…

Basının Genç Atsızlara yaptığı saldırı öyle uç boyutlara
taşındı ki, Genç Atsızlar’ın derin yapılarla bağının olup olmadığı,
kaynağını nerden aldığı gibi saçma salak sorularla
insanların akılları karıştırılmaya çalışıldı. Cemaat-hükümet
medyası o dönem topyekün Türkçüleri hedef aldı. Biz ne
dedik: Buyurun, biz buradayız!

Şöyle bir açıklama yaptık:

“Bugün Türk (!) basının
kimlere hizmet ettiğini daha açık bir şekilde
gördük. Ülkenin medya gücünü elinde bulunduran
devşirmeler ve onların küf beyinli yardakçıları kuyruk
acılarıyla Türkçülere saldırmış ve onları potansiyel
bir yasa
dışı terörist
grup
olarak nitelendirmiştir.
Emniyet
güçleri
Genç Atsızlar’ın
peşindeymiş!
Buyurun biz buradayız! Bizleri zâten tanıyorsunuz.
Defâlarca sorguladınız bizi! Derin bağlantılarımızı arıyorlarmış!
Tanrı dağı’nda oturanlarla irtibât halindeyiz. Gidin tutuklayın
onları!
Finansal kaynaklarımızı merak ediyorlarmış! Okula yürüme
gidip-gelip, öğle yemeklerini yemeyip arttırdıklarımızla
faaliyetlerimizi gerçekleştiriyoruz! Başkalarının bolca
harcadığı yerlerde biz kısarak dâvaya hizmet ediyoruz!
Sizin zorunuz ne biliyor musunuz!
Siz alışmışsınız okumayan, araştırmayan, düşünmeyen,
sorgulamayan, kahve-bar köşelerinde sabahlayan,
bağı çözük it gibi dolaşan bir Türk gençliğine! Siz alışmışsınız
kurtların olmadığı meydanlarda çakal hükmü sürmeye!
Ama yok! Genç Atsızlar’dan sonra artık yok!
Şimdi okuyan, araştıran, düşünen, sorgulayan, tarihine
ve kültürüne bağlı, Türk olmanın verdiği gururla yaşayan
Türkçü bir gençlik var! Şimdi Genç Atsızlar var!
Bizi, Genç Atsızları, Türkçü gençleri hâfif görüyorsunuz,
basit görüyorsunuz, hayâl gücünüzün çalıştığı ölçüde
de karanlık odaklarla bir görüyorsunuz. Çünkü bizim arkamızda
bir siyâsi parti yok, bir sivil toplum kuruluşu veya örgütü
yok, ensesi kalın, cebi şişkin ağabeyler yok. Yaş
ortalaması 23’ü geçmeyen, çoğu öğrenci olan ve ellerindeki
imkânlar dâhilinde kimsenin yapmaya cesaret edemediği
faaliyetleri gerçekleştiren, yüreği Türklük sevgisiyle
taşmış bir gençlik var. Buradan bizi farklı odaklarla işbirliği
içerisinde görenlere, görmek isteyenlere diyorum ki: Sizlerin
karşısında damarlarında Türk kanı taşıyan kurt soylu,
cesaretiyle tarih yazmış Kür Şad ruhlu, hiçbir baskı ve yıldırmaya
aldırmadan, dâvasından, Türkçülüğünden, tâviz
vermeyen Atsız gibi dik başlı bir gençlik var!
Bu ülkede Türkçülük ülküsünün tek yıkılmaz kalesi
olan Genç Atsızlar var! Bir de Türk’e düşman aşağılıklar
var! Sizin gücünüz paranız; bizim gücümüz yüreğimiz! Türk
yurdunda Türk hâkim olana kadar Türkçü mücâdelemiz sürecek!
Böyle biline!

TÜRKÇÜLERE SALDIRDI, PARALELCİ ÇIKTI

Bursa’da Türkçüleri, millîyetçileri hedef tahtasına
koyan eski Bursa Valisi Şehabettin Harput,
kentte kalkışılan her millîyetçi eylemde harekete
geçti…

Kâh planör olayında, kâh Bursa’nın Yenişehir
ilçesinde Türk gençleriyle, bölücüler arasında yaşanan
olayları “Alkol kavgası” olarak nitelendirmesi
de millîyetçiliği küçük düşürme çabasıdır. Bu olayların sonrasında
da dergimizin Yazı İşleri Müdürü İsmail Bağatır o
dönemde “Halkı kin ve nefrete tahrik etmek” suçlamasıyla
tutuklanmıştı. Bağatır daha sonradan suçsuzluğu kesinleşerek,
keyfî tutuklamadan beraat etmiştir. O dönem iktidarı
arkasına alan vâli bunlarla da yetinmedi, şehirde ‘millîyetçi’ kimliğiyle öne çıkan Bursaspor taraftarının da
üzerine gitti. Harput daha sonra yaşanan hükümet-cemaat
ayrılığından sonra, gazetelerde çarşaf çarşaf ‘paralelci vali
lâkabıyla anılmaya başlandı.

GÖZALTI, BASKI VE TELEFON DİNLEMELERİ…

Millîyetçilik karşıtlığının had safhaya ulaştığı Türkiye’de
yükselen Türkçülüğün önüne set çekmeye çalışan
karanlık odakları’ sürekli olarak bir yol denemeye kalkıştı.
Bursa’da vâli ve polis eliyle yürütülmeye çalışılan operasyon,
İstanbul’da ve Trabzon’da da kendini gösterdi.

26 Şubat 2012 târihinde, Taksim’de düzenlenen büyük
Hocalı mitingine, Bursa’dan bir otobüs hareket ettik. Bursa’dan
hareket eden otobüsümüz saat 11:00 civarında İstanbul
Maltepe Mahallesi’nde önü kesilerek durduruldu.
Yarım saat kadar yol ortasında araçtan inişimize izin verilmedi.
Otobüsü durduran araç da, içindeki amirler de sivildi.
Daha sonra aracımız, polis kortejinde Maltepe
Gülsuyu Polis Merkezi’ne getirildi. Bir saat araçtan inişlerimize
izin verilmedi. Kimliklerimiz alınıp, iki saat oyalandık.
Taksim Meydanı’na gidişimize engel olmaya çalıştıkları
açıktı. Karakolun nezarethanesinin yetersiz olduğu
söylenerek, işlem yapılmasını talep etmemize rağmen nezarete
alınmadan dışarıda bekletildik. Zor kullanarak aşağı
inmemiz üzerine de otobüsümüzle karakolun duvarı
arasındaki kaldırımda çevik kuvvet nezaretinde tutulduk.
O polis merkezinin müdürü telefonlarını dahi açmıyordu.
O karakoldan hiç kimsenin daha önce
görmediği ve kim tarafından görevlendirildiklerini söylemeyen
siviller, her çıkışımızda telefona sarılıp, birkaç
dakika daha dayanmamızı istediler.

Sabrımızın taşması üzerine müzakere polisi olduğunu
söyleyerek baş başa görüşme istedi. Aramızdan temsilci
olarak dergimizin İmtiyaz Sahibi Caner Kara
içeri alındı. Bu görüşmenin içeriği ilginçtir. Getirildiğimiz
mahallede kürtlerin hakim olduğunu ve
bu şekilde slogan atmaya devam edersek, saldırıya
geçeceklerini söyledi. Çevik kuvvetin, aslında
bizi korumak için getirildiğini belirtti. Nezarete alınarak,
yakalama- gözaltı tutanağı tutulmasını, resmi
işlem yapılmasını istediğimizde, bunun mümkün olmadığını
belirttiler.

Ne serbest, ne tutukluyduk. Aradığımız basın kuruluşlarından
hiçbiri buraya gelmedi. Bu işlerin emrini veren
savcının telefonlarını açmadığını söylediler. Peki, sürekli
telefonla görüştükleri kimdir? Öğrenemedik! Avukatımıza
dahi kapısını açamayan, bizi 5 saat keyfi olarak
orada tutan ve bölgedeki kürtlerle tehdit eden savcı
kimdir?

Bilmiyoruz!

Avukatımız olay yerine geldiğinde yetkili kişi, Taksim’e
gitmemizin istenmediğini, emrin çok yukarılardan
geldiğini, Bursa’ya dönmek zorunda olduğumuzu söylüyordu.
Kendisinden, serbest dolaşım hakkımızın men edildiğine
dair yazılı belge istedik. Tekrar panik halde
telefonlara sarıldılar. Bu emri, ne kadar yukarıdan olursa
olsun dinlemeyeceğimizi söyleyerek akşam saat
16.00 civarı Taksim’de bekleyen arkadaşlarımıza katılmak
üzere yola çıktık. Daha yola çıkar çıkmaz, aynı telefona
emredersiniz” çekmekten boynu bükülmüş kişiler
tarafından durdurulduk. Sürekli saatlerine bakıyor, telefona
emredersiniz” çekiyorlardı. Topçular İskelesi’ne
kadar eşlik edeceklerini, İstanbul’da istenmediğimizi söylüyordu
aynı kişi. Yazılı belge vermeyi reddediyordu. Yine
bölgede kürtlerin hakim olduğundan dem vuruyordu. Onları
geçerek tekrar yola koyulduk fakat, arkamızda bir otobüs
çevik kuvvet ve sayamadığımız kadar sivil kortej
eşliğinde devam ettik.

Şoförümüzün belgelerini 2 dakikada bir durdurarak
sırayla kontrol eden trafik polislerinin de ellerinde devamlı
telefon olması ve sürekli “emredersiniz” çekmeleri de
artık bizi şaşırtmıyordu. Aracı durdururken, şoföre karşı
yaptıkları el hareketleri ve tavırları başlarına dikildiğimizde
yok oluyordu. Araçlarının camını dahi açamıyorlardı. Üstlerine
her yürüdüğümüzde soru dahi sorsak, panik yapmaları,
terörle mücadeleye haber verin diye yırtınmaları, bizi
sadece gülmeye sevk ediyordu. Taksim’e kadar trafik polislerinin
önümüzde makas atmaları, durmadan hız ölçmeleri,
5 defa durdurup işlem yapmaları, bizi sadece
meydana kadar engelledi. Araçların yoğun olması nedeniyle
otobüsümüz durunca, araçtan inerek Taksim’e doğru
koşmaya başladık. Peşimizdeki koşan polis sayısına bakıldığında,
bize verdikleri tutanakta neler yazdığını tahmin
edebiliyorduk fakat bu koşturmaca içerisinde okuma şansımız
olmamıştı. Tutanakta yazan özetle şudur: Devlet,
Taksim Meydanı’ndaki masum insanların hayatlarını bizden
korumuştur!

Hocalı’yı, Karabağ’ı, Aktütün’ü hatta Gülsuyu
Mahallesi’ni korumaktan aciz devlet, o gün Taksim
Meydanı’ndaki masum insanların hayatlarını bizden
korumuştur! Genç Atsızlar olarak, o gün yaptıkları
kahramanca davranıştan dolayı devletimizi
kutluyoruz(!)

Peki! Korktukları neydi?

Korktukları
Türkçülüğün ta kendisiydi!

EMİRLERİ CANER KARA MI VERİYOR?

12 Ocak 2012 târihinde Trabzon temsilciliğimiz, Atsız
Ata’nın doğum yıldönümünde “Atsız’ı anma ve anlama
adlı konferans düzenliyor. Yaklaşık bir ay önceden konferansın
duyuruları başlıyor.

Konferansa konuşmacı olarak
ise Bursa’dan Caner Kara ve Trabzon teşkilâtımızdan dönemin
temsilcisi Murat Yılmaz katılıyor.

2 Ocak 2012, yâni konferanstan ne hikmetse (!) 10 gün
önce teşkilâtımızdan 2 kişi emniyet tarafından alınarak,
sorguya çekiliyor. Arkadaşlarımızın özel yetkili mahkeme
tarafından yaklaşık bir buçuk yıl telefonlarının dinlendiği
ve şüpheli görülen bazı görüşmelerle ilgili ‘bilgiye başvurma
adı altında bazı sorulara -isterlerse- yanıt vermeleri
ricâ (!) ediliyor.

Arkadaşlarımıza konuşmaların seyri sorulmak yerine
önce Genç Atsızların kim olduğu, ne iş yaptığı falan filan
soruluyor. Yine Bursa’da yaşanan ‘maket uçakla Azerbaycan
bayrağı açma’ eylemi sebepsizce (!) Trabzon’da
sorgulanıyor.

Tabi daha sonra çok şüpheli konuşmalara geçiliyor.
Konuşmalar ise Türkiye’de yaşanan günlük olayların, telefonda
yorumlanması ile facebook sayfasına yapılan saldırının
‘sayfa patlatıldı’ ifâdesinin kullanılması. Patlatma
ifâdesini tehlikeli gören ve büyük bir açık bulmuş gibi
nereyi patlatacaksınız?’ sorusunu soran polisin bile soruyu
sorarken, ‘câhil’ konumuna düştüğü için yüzü kızarıyordu.

21 Mart Yenigün bayramını telefonda,
kullandığımız adıyla ‘Ergenekon Bayramı’ ifâdesini de
cımbızla alan büyük kahraman Türk polisi ve savcısı,
adını kullanarak kirlettikleri Ergenekon operasyonuna
böylece Genç Atsızları eklemeye çalıştılar!

Ergenekon Bayramı

Bu ifâde uzaktan bakıldığında
ne çok terör örgütü ibâresine benziyor değil mi? Zâten sorulan
bu soru karşısında arkadaşlarımızın gülmesi ve polisin
de “Ben de biliyorum Ergenekon Bayramı’nın, nevruz
olduğunu ama sormak zorundayım” demesi de hayli gülünç
bir vaziyettir.

Yine sorgulamanın bir kısmında “Emirleri Caner Kara
mı veriyor?” geçen sorgu ise hâfızâmızdan asla silinmeyecek
bir anıdır.

Neyin emri?

Basın açıklaması yapıyor, Doğu
Türkistan’da soydaşlarımızın yaşadığı katliamı anlatmak
için fotoğraf sergisi açıyoruz. Bunun emrini Caner Kara
verse ne olur, vermese ne olur? Evet emirleri Caner Kara’dan
alıyoruz, kahraman Türk polisi!

Tabii, daha sonra yaşanan hükümet-cemaat kavgasından
sonra, bu tür hukuk dışı ve insanların özel yaşamına
saldırı niteleğindeki uygulamaların ‘cemaat’ eliyle yapıldığı
hükümet tarafından iddia edildi. Savcılar, polisler görevlerden
alındı. Türkiye normalleşti (!) Göreceğiz…

Geçelim…

ESİR TÜRK YURTLARINA, SES OLMAYA ÇALIŞTIK

Genç Atsızlar olarak görsel alanda da birçok çalışmaya
imza attık. Yaptığımız afişlerin yanı sıra 3 adet
kısa izleti (film) hazırladık. İzletilerin ilki 2010 yılında “Doğu
Türkistan’da Türk olmak” adındaki 6 dakikayı aşan izleti.

Bursa’da çekilen izletide Uygur Türkü soydaşlarımıza yapılan
zulümlerin yalnızca ulaşabildiğimiz en hafif saldırılar ve
bu görüntülerin arasında arkadaşlarımızın Doğu Türkistan’da
Türk olmayı anlatan cümleleri yer alıyor.

İzletilerin ikincisi ise İstanbul temsilciliğimiz tarafından
2013 yılında çekildi. Bir başka esir Türk yurdu Güney
Azerbaycan’ı konu alan “Güney Azerbaycan, İran değildir
adlı izletimizde Güney Azerbaycan’ın tarihi ve bugün
orada yaşanılanlar anlatılıyor. 25 dakikalık izletide Güney
Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi (GAMOH) Genel Başkanı
Dr. Mahmut Ali Çehreganlı’nın da kendi ağzından anlattığı
Güney Azerbaycan davası yer aldı.

Son hazırladığımız “Kerkük’te Türk olmak” adlı izletimiz
de yine Bursa temsilciliğimizdeki soydaşlarımızca hazırlandı.
2014 yılında hazırlanan bu izletimiz ise toplam 2
dakika sürerken, izletide esir Türk yurdu Kerkük’te Türk olmanın
zorluğu anlatıldı.

Esir Türk yurtları mücâdelesinde
bir tuğla niteliği taşıyan bu çalışmalarımız, ağeli (internet)
üzerinden tüm milletimize aktarılmıştır. Bu çalışmalarımızın,
bağımsızlığını gördüğümüz veyâ ruhumuzun hissettiği
gün şâd olacağımız esir Türk yurtlarında yakılan özgürlük
meşâlesine bir kıvılcım niteliği taşımasını dileriz.

2015 yılına kadar ulaşan Genç Atsızlar, bugün 20’yi
aşkın ilde temsilcilik oluşturarak, kimi illerde ise temsilcilik
yerleşkesi açtı. Bir dönem Kıbrıs ve Kırgızistan’da etkin
olan teşkilâtımız oluşturduğumuz Makedonya ve Kerkük’te
bulunan temsilcileriyle birlikte teşkilâtımızı, dergimizi
ve dâvâmızı bu bölgelerde tanıtmaya ve
teşkilâtlanmaya çalışmakta.

Genç Atsızlar sanat alanında da etkinliklerini sürdürmektedir.
Turan Ezgileri Müzik Topluluğu, Genç Atsızlar
bünyesinde kuruldu ve topluluk besteleriyle meyvelerini
vermeye başladı. Arslanbek Sultanbekov’un Dombra ezgisini,
birkaç yıl önce sanatla ilgili arkadaşlarımızın sazlarıyla
birlikte yeni bir biçime sokup, geliştirerek yayımladık. Ezgimiz
“Dombra Genç Atsızlar” adıyla ağda bulunabilmektedir.
“Atsız gibi dik” adında Genç Atsızlar’a özgü ancak acemi bir
çalışma teşkilâtımız bünyesinde çıksa da en önemli adımımızı
Vatan Marşı ile attık.

Vatan Marşı, dergimizin imtiyâz sâhibi ve teşkilâtımızın
öncüsü Caner Kara tarafından yazılarak bestelendi. Grup
Gökçeri tarafından seslendirilen marş, Türkçü çevrede
büyük etki yarattı. Türkçülerin meydan eylemlerinde, etkinliklerinde
kullanılan marş herkesçe beğenildi.

Kara Sancak, teşkilâtımızı temsil eden ve sıkça yer aldığımız
meydanlarda ellerimizde yer alan teşkilâtımızın bir
simgesi hâline geldi. Göktürk bayrağının turkuaz zeminin
siyah, yeşil kurt başının beyaz olması suretiyle
kullandığımız sancağı teşkilatımızın kurulduğu 2005
yılından itibaren yaygın olarak kullanıyoruz. Genç Atsızlar
adından önce, “Kara Sancaklılar” adını da buradan
alıyorduk.

Kara Sancak’a yüklediğimiz bir anlam
da, Türklüğün bugün kara bir dönem içerisinde yer almasıdır.
Şüphesiz bu karanlıktan milletimizi yine onu koruyan,
kuvvetlendiren düşünce Türkçülük çıkaracaktır.

Atsız Ata, Türkçüler tarafından kitlelerce anılmaya son
dönemde Genç Atsızlar ile birlikte başlandı. Atsız Atamızın
uçmağa varışı olan 11 Aralık’ın yıldönümlerinde Atsız Atamızın
kabri, Türkçüler tarafından yalnız bırakılmadı. Atsız Atamızın
vasiyetini bir görev kabul eden Türkçü gençliğin
öncüsü Caner ağabeyimiz, “Kürşad’ın Sofrası” adlı bir şiir
yazdı.

Atsız Atamızın “-Vaktiyle bir Atsız varmış- derlerse ne
hoş / Anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş?” dizelerinden
yola çıkan Kara, her kıtasının sonu “Vaktiyle bir Atsız varmış,
var olsun” ifadesiyle biten bir şiir kaleme aldı. Atsız Ata’nın
kendi dizeleri ve roman olaylarının yer aldığı şiir Türkçülerin
ve Türkçülüğün silinmez geçmişine kaydoldu. Her anma töreninde
şiirin sâhibi Caner ağabeyimiz şiiri seslendirdi. Son
kısımda Türkçüler hep birlikte “Var olsun!” diye bağırarak,
Atsız Atamızın rûhunu şâd etmeye çalıştık.

Ulu Tanrı’dan dileğimizdir
ki, O’nun da rûhu şâd olmuştur…

3 Mayıs 2014’te Ankara’da büyük bir kurultay gerçekleştirdik.
Atsız Atamızın “Türkçüler toplu veyâ yalnız, her
yerde 3 Mayıs’ı analım. Analım ve Kür Şad’ın hâtırâsını yüceltelim...”
buyruğundan yola çıkan bizler her yıl 3 Mayıs’ı anıyorduk.

Anarak Kür Şad, Atatürk ve Atsız ataların
hâtırâlarını yüceltmeye çalışıyorduk ancak bu târihte bunu
büyük bir buluşmaya dönüştürdük.

Yüzlerce Türkçü, yaklaşık
20 ilden Ankara’ya geldi. Başbuğ Atatürk’ün kabrine yüründü
ve daha sonra Kurultayımızı yaptığımız alana geçtik.

Alanda da bir toy, bir Kurultay havasında günümüzü geçirdik.
Bu Kurultay da Türkçülük târihinin ve günümüz Türkçülerinin
en güzel anılarından biri olarak anılarda yerini aldı.
Türkçü gençler olarak, eğitime de katkılar sağlamaya
çalıştık.

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bulunan bir okulda
öğrenim gören 650 öğrenciye yapılan kırtasiye yardımına
destek verdik.

Yine Trabzon temsilciliğimiz Trabzon’un
Araklı ilçesindeki bir okula kurulan kütüphaneye 250 kitapla
destek oldu.

İzmir temsilciliğimiz Bergama Göçbeyli İlkokulu
için kitap ve kırtasiye malzemesi yardımı için kampanya
başlattı.

Giresun temsilciliğimiz ise ilkokul düzeyinde
isteyen herkese çeşitli dersleri ücretsiz olarak vereceklerini
duyurdu.

Genç Atsızlar olarak, Türkiye çapında Caner Kara’nın
konuşmacı olduğu “Türkçülük Nedir?” konulu konferans
ve söyleşiler yaptık. Yine Kara’nın konuşmacı olduğu Atsız’ın
doğum yıl dönümünde Trabzon’da bir konferans düzenlemiştik.
Bunlarla birlikte farklı konuşmacıların
olduğu, yurt çapındaki tüm temsilciliklerimiz belli aralıklarla
konferans düzenlemekte. Caner Kara ağabeyimizin
çıkardığı “Türkçülük Nedir?” adlı kitapçık da Genç
Atsızlar yayınları arasında yer alıyor. Yine teşkilatımızda
birkaç ismin, yeni kitap çıkarma çalışmaları
sürmektedir.

Son etkinliğimiz ise lise çağındaki 100 Türkçüyü
ücretsiz Ötüken abonesi yapmak oldu. Dergimizin
sayfasına ulaşan ilk 100 liseli Türkçüyü bir yıllık ücretsiz
Ötüken abonesi yaptık.

Genç Atsızların en büyük ve kapsamlı etkinliklerinden
biri de “İdam geri gelsin” imza etkinliği oldu. Dergimizin
6’ıncı sayısı ‘idam’ konulu çıkarken, yurt genelinde
düzenlediğimiz imza etkinlikleriyle birlikte; çocuk istismarcısına,
sapığa, tecavüzcüye, bölücüye, teröriste, hortumcuya,
vatan hainine, uyuşturucu satana, fuhuş
yaptırana idam istedik. Etkinliğimiz yerel yazılı ve görsel
basında da geniş yer buldu.

Genç Atsızlar, hareketi arasından farklı sebeplerle ayrılan
ya da yaşamını yitiren kimseyi unutmuş değildir. 2010
yılında yitirdiğimiz Ahmet Hamdi Duymaz kardeşimizi de
bir kenara yazdık ve onun Türklük diye çarpan yüreğini de
unutmadık.

Son olarak özetlemek gerekirse Türkçülük, dün olduğu
gibi 10 yıl önce de küllerinden doğmuş bir davadır.

Kâğıdın karneyle satıldığı devirlerde, Türkçülerin dayanışmasından
ölmez eserler, çağlara ışık tutacak dergiler, kitaplar,
makaleler çıkmış; bugün ululayarak andığımız
yolbaşçılar bir tek resmini görmekle kendini bahtiyar saydığı
diyarların derdiyle dertlenebilmiş; uzak kalmış kandaşları
bir birine tanıtmış, sevdirmiş, özletmişti.

İnsanlığın uzayda uydular dolaştırdığı, mesafelerin kısaldığı,
üzerinde sır kabûl etmeyen bu çağ ise Türklüğün
ve dolayısıyla Türkçülüğün karanlık çağı, Türkçülerin çile
devri olmuştur. Prangasına sevdalı nesiller, zinciriyle barışık
özgürler, düşmanına aşık esirler, Türkçüleri tabutlukları
özler hale getirmiştir.

Son ihtilâlin ortaya çıkardığı
Türkiye, kutsalların kırsala sürgün edildiği, nesillerin kaderine
terk edildiği Türkiye’dir. Hayvandan farkı olanlara
acayip yaratıklar” gözüyle bakılan, kutlu ülkülerin pop
müzik şarkılarından daha hakir görüldüğü bir toplum,
Türkçülerin tabutluğu, Türklüğün mezarıdır.

Genç Atsızlar, bu çağın kahrını yaşamış, ıstırabını hissetmiş
genç Türkçülerin teşkilâtıdır. Çağın bütün imkânlarıyla
devşirilmiş, kaybedilmiş kandaşlarımız geri istiyoruz!
Yüce bir adaletin varlığından ve damarlarımızdaki asil kandan
başka güvendiğimiz ve ihtiyaç duyduğumuz kuvvet
yoktur. Türklüğün felâketinden başka hiçbir korku taşımıyoruz.

Genç Atsızlar, Türkçü gençlerin vatan toprağına ektiği,
yıllardır bir filiz vermesini beklediği tohumdur. Biz, o
tohumdan ulu bir ağaç bekliyoruz. Gölgesi bütün milleti
kucaklayacak, bütün Türklüğü dallarının altında birleştirecek,
meyveleriyle besleyecek, gövdesiyle kollayacak
Türk’ün büyüklüğüne lâyık, büyük bir ağaç…

Türklük bugün, onlar köpeğin üstüne çullandığı yalnız
kalmış, yaralı bir kurttur.

Gözünde bile gözü olanlarla çevrilmiş, kuşatılmış,
işgâl edilmiş bir yurttur.

Kendisine yabancılaştırılmış, kardeşinden ayrılmış,
kolu çolak, ayağı kötürüm edilmiş bir millettir.

Çin Seddi, bugün örümcek ağı gibi vatanımızın her
yerindedir.

Demir Perde, bu çağda evlerimizin içindedir. Uygar
dünya, dünyasında Türk’ü istemiyor.

Genç Atsızlar, işte bu
dünyanın orta yerine dikilmiş kapkara bir sancak, küçücük
bir tohumdur! Biz, bu tohumu yılmadan, usanmadan suluyoruz.

Yetmiyor!

Türkçü gençlerin hayali, bütün Türklüğün göreceği
kadar büyük bir çınardır! Şimdilik, sizin yerinize de su taşıyoruz.
Sizi de mevzinizi almaya, vazifenizi yerine getirmeye
davet ediyoruz!

Yolbaşçımızın dileğini tekrar hatırlatıyoruz:

Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır,
İşte o gün ruhlarımız şad olacaktır”.

Bütün sözlerimizin sonu, yakarışlarımızın ilkidir:

“Türk Irkı Sağolsun”

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone