10.Geleneksel Türkçüler Kurultayı

10.Geleneksel Türkçüler Kurultayı, Bursa’da, Gürsu ilçesinin Ericek köyünde yapıldı. Her yıl olduğu gibi memleketin dört bir yanından Türkçüler kurultaya katıldı. 10 yıl öncesinden dönüp bakınca kendi imkanlarıyla, dışarıdan maddi ve manevi en ufak bir yardım beklemeden mücadele eden Türkçülerin ne kadar önemli bir mesafe katettiğini görmek ciddi bir moral kaynağı oldu. 10 yıl önce sakalı çıkmayan, saçları ağarmayan vardı. Bugün artık sakal gürleşti, saçlar ağarmaya başladı. Sırada bekleyen sayısız Türkçü genç var!

Düşmanını küçük gören kadar kendini küçük gören de kaybetmeye mahkumdur. Dava sahibi olmak, düşmanını ve kendini küçük görmeden aradaki ince çizgiyi, “gerçeklik” çizgisini tutturmak demektir. Olmak istediğimiz yere henüz gelmediğimizi biliyoruz. Aynı şekilde başladığımız yerden ciddi mesafe katettiğimizi de biliyoruz. Özellikle 10 sene önce yaşı küçük olanlar için dünyada kendinden başka Türkçülerin olduğunu öğrenmek büyük bir mutluluktu. Bugün yaşı küçük olanlar için dünyadaki diğer Türkçülerle buluşmak büyük bir mutluluk duygusu olmuştur. Nasıl mesafe katetmemiş olabiliriz? Bunca emeği nasıl görmezden gelebiliriz?

Kurultayları basit pikniklerden ibaret sanarak mizah yapan yaşı küçük kardeşlerimiz var. Bunların ufkunun dar değil, yaşları küçük, o kadar… Bir gün gelecek onlar da “dayanışma” denen şeyin sözde değil uygulamada öğrenilecek bir şey olduğunu anlayacaktır. Kurultay ve şölen Türkler için önemli geleneklerdir. Kurultayların, şölenlerin nasıl geçtiğini okuyan değil okuduğunu unutmayan ve ona çalışan bilir. Her geçen kurultay bir ordunun bir parçası toplanıyor. Her şeyden önemlisi, bu kurultaylarda olan partilerin kurultaylarında da oluyor. Yalnız bir farkla ki bizim kurultaylarımızda kimse paylaştığı yemeğin karşılığını istemiyor. Milleti gerçekten ilgilendiren sorunlar konuşuluyor, çözümler üretiliyor, çözüm üretmek üzere Türkçüler görevlendiriliyor. Diğer yandan 10 sene önce okul okumayacak kadar yaşı küçük olan bir kimse için bugünlerin değerini, gururunu anlamak elbette kolay değildir. Mizah ve mizah yoluyla eleştiri iyidir; gerçeklerin üstü örtülmediği sürece… Son olarak hatırlanması gereken bir şey daha var. Düşmanın ağzından konuşmak, onunla aynı düşünceyi, aynı duyguyu bilerek veya bilmeyerek paylaşmakla mümkün olabilir. Türkçüleri küçümsemek, kendisine dev aynasından bakan hainlerin işidir. Haininin işi haine kalsın.

Tekraren söylüyorum: Daha yolun en başlarındayız. Yüce dileğe doğru yayan yürümeye devam ediyoruz. Bu yürüyüş her zaman yayan olmayacak. Faruk Nafiz Çamlıbel “At” isimli şiirinde şöyle diyor:

“Bin gemle bağlanan yağız at şaha kalkıyor,

Gittikçe yükselen baş Allah’a kalkıyor!

Son macerayı dinlememiş varsa anlatın;

Ram etmek isteyenler o mağrur, asil atın,

Beyhudedir, her uzvuna bir halka bulsa da,

Boştur köpüklü ağızlarına gemler vurulsa da…

Coştukça böyle sel gibi bağrında hisleri

Bir gün başında kalmayacaktır seyisleri!

Son şanlı macerasını tarihe anlatın;

Zincir içinde bağlı duran kahraman atın.

Gittikçe yükselen balı Allah’a kalkıyor;

Asrın baş eğdiği sandığı at şaha kalkıyor!”

Kurultay günü Türkçüler beraber yürüdü, beraber ıslandı, beraber tırmandı; birbiriyle tanışştı, birbiriyle paylaştı ve birbirine sarıldı. Tanış olanlar hasret giderdi. Atsız’ın şiirlerine yaşayarak okumaktan daha keyifli bir şey olmadığını, ilk defa yine dava arkadaşlarımızla onun kabrine gittiğimiz 2010 yılında öğrenmiştim:

“Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan,

Ölümlerle eğlenen, tunç yürekli Türkleriz!”

Bir eldik, iki el olduk. Tuna’dan Altaylara bir vücut olmaya başlıyoruz. Binlerce yıllık maziye sahip bir devi yeniden tek vücut haline getirmek ne kısa sürecek ne de kolay bitecek bir iştir. Türkçü hekimler o vücudu birleştirmek için ilmek ilmek dokuyor. Yılmadan, yorulmadan…

Tanrı Türk’ü korusun.

(O gün ev sahipliği yapan ve orada bulunan tüm teşkilatlarımıza teşekkürü borç bilirim.)

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone