Eski Türk Dini Hakkında Yaşanan Karmaşa

Sosyal medyanın, birçoğumuzun da fark ettiği üzere, olumlu ve olumsuz pek çok yanı vardır. Yoğun bir bilgi kirliliği, palavracılarla sağır duymaz uydururcuların bir araya geldiği bu ortamda, gerçeği arayan, yanlışı gösterip doğruyu bulma çabasına giren insanlar da vardır. Bu iki durum, tıpkı gerçek dünyadaki gibi birbirine geçmiş durumdadır. İyi ve kötü, doğru ve yanlış, olumlu ve olumsuz şeyler, bu ortamda, ya birbirine girmiş, ya beraber bulunmakta ya da birbiri ardınca gelmektedir.

Tarih boyunca yazılmış pek çok kaynakta da hayal, uydurma, doğru, abartı vb. öğeler birbirine girmiş durumdayken, sosyal medyanın da bu haliyle ortaya çıkması, pek çok konuyu aydınlatma, aydınlatılan konuları da topluma benimsetme konusunda zorluklar çıkarmaktadır. Kendi tarihimiz, başlı başına belaya düşmüş durumdadır. Söz gelimi, koskoca Orhun yazıtlarını okumayıp Bilge Kağan’a “Dön de tarihe bak, Türk’e baş kaldıranın sonu ne olmuş” gibi bir söz atfedilmesi, onu gelecekteki nesiller için gerçek bir şahsiyet olma görünümünden uzaklaştıracaktır.

Bize dair merak edilen pek çok konu gibi, eski dinimiz ya da dinlerimiz üzerine de bir kafa karışıklığı söz konusudur. Bu konudaki en önemli etken de, günümüzde, sosyal medyadır. Çünkü sosyal medyayla birlikte, Türkiye’de yaşayan Türkler, Türk dünyasıyla ilgili daha fazla doğru veya yanlış bilgi edinme şansı edinmişler, uzak diyarlarda yaşayan soydaşlarıyla ileişim ve hatta dostluk kurabilmişlerdir. Böyle bir buluşma, elbette pek çok yanlış bilinen gerçeği ortaya serecek, gelecek adına birçok şeyi kökünden değiştirecektir.

Eski dinimiz konusunda Türkiye’de epey hamaset yapılmaktadır. Söz gelimi, her dinin birbiriyle benzeştiği ya da ayrıştığı, hatta çatıştığı pek çok nokta bulunabilir. Bazı abartılar öyle bir noktaya gelebiliyor ki eski dinimizle İslamiyetin neredeyse aynı olduğu öne sürülebiliyor. Halbuki bu düşünce, Türkler ve İslam arasındaki bağı kuvvetlendirme düşüncesi taşısa da, aslında tam tersi bir ihtimal ortaya çıkıyor. Şu soruyu sorabiliriz: Eski dinimiz, İslamiyet ile birebir veya büyük ölçüde aynıysa, neden değiştirdik? Bu sorudan sonra, sanırım, tamamen kılıç zoruyla Müslüman olduğumuzu düşünenlerin, haklı çıktıklarına inanmaları, kaçınılmaz olacaktır.

Daha da ileri gidersek, şu soruyu da sorabiliriz: Eski dinimiz, İslamiyet ile birebir aynı idiyse, böyle düşünenlerin İslam’a göre Bilge Kağan’ı müşrik ilan etmeleri gerekmez miydi? “Tengri teg Tengride bolmış Türük Bilge Kagan”, “Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağan” olarak anlaşılıyor.

Bir cümlenin, istense nerelere çekilebileceği, dolayısıyla din vb. unsurlarla ilgili kesin ve hamasi hükme varmanın ne kadar yanlış olduğu konusunda kendimizi zorlayalım:

Burada, “teg”, “gibi” anlamındadır. “Teg” kelimesindeki g’nin zamanla ğ’ye dönmüş olma ihtimali vardır. Ğ sesi, telaffuz sırasında düşebiliyor (Yağmur, yaamur; soğuk, souk gibi). “Teg” kelimesini “tee” yaptık. “Tee”, Kırgızcada “kadar”, “değin” vb. anlamlar veriyor. Bir gün sosyal medyada hamaset yapıp takipçi kazanmak istersem, şöyle bir paylaşım yayabilirim: Bilge Kağan’ın sözleri yanlış çevrildi, bunu dinsizler yaptı, Bilge Kağan “Göğe değin (uzanan bir tahtta) oturmuş” olduğunu söylüyordu! (Bilge Kağan’ın peygamber olduğunu öne sürenler de vardır).

Esas değinmek istediğim nokta, kesin hüküm vermek istersek, hele ki bunu topluma mal ederek bir yere gelmeye çalışırsak, ortaya birbiriyle çelişen temelsiz bilgiler çıkarabileceğimizdi. Bu, Türkoloji için büyük bir sorundur. Bir konu hakkında birbirinden farklı görüşler olabilir, ancak işi hamasi, hatta siyasi bir noktaya indirgemek doğru değildir.

Yine Orhun yazıtlarında geçen “Öd Tengri” ifadesi de kesin bir şekilde aydınlatılabilmiş değildir. Zaman (sonsuz) Tanrı mı? Zaman Tanrısı mı? Zaman Tanrısı yaşar mı? Zaman Tanrısı buyurursa mı? Zamanı Tanrı yaşar mı? “Öd Tengri aysar/yasar/yaşar/; kişi oglı kop ölgeli törümiş” ifadesi hala değerlendirilmekte, tartışılmaktadır. Türkologlar bu konuda ortak bir kanaate tam anlamıyla varmış değilken, eski dinimiz hakkında kesin hükümler veriliyor olması, dikkatimi çeken bir konu oldu.

Bu konuda Türk dünyasının genelinde bir sıkıntı mevcut olduğu açıktır. Kendi adıma, Timur Davletov, Altaylı Akay Kine, Tuvalı Kenin Lopsan’ın söyledikleri arasında farklılıklar bulabiliyorum. Bunların öyle küçük farklılıklar olduğunu da düşünmüyorum. Günnur Yücekal Arpacı’nın “Gök-Tanrı İnancının Bilinmeyenleri Din ve Millet Kavramları Akay Kine’nin Bilgileri Işığında” kitabında, şamanizm ve Tanrıcılık ayrımı gözlemledim. Gülnur Hanım, elbette bu kitabı Türkiye merkezli yazmamış; Akay Kine ile görüşmüş, sahada araştırma yapmış. Akay Kine ve Altay deyince, şimdiye kadarki kavramlara bir de Ak Jang veya Ak Din kavramını da ekleyelim. Timur Davletov, bilindiği üzere şamanizm üzerine yoğunlaşıyor ve o da saha araştırmaları yapıyor, konuyu derinlemesine inceliyor. Bu araştırmalarda, Türk dünyası coğrafyasının en eski devirlerine uzanmak mümkün olabiliyor. Kenin Lopsan ise, “Siz Müslüman oldunuz, çünkü tek Tanrılı dine inanıyordunuz” diyor.

Lopsan’ın sözlerinden sonra İbni Haldun’un meşhur “Coğrafya kaderdir” sözünü akla getirmemek mümkün değildir. Belki de, biz orada, onlar burada yaşasaydı, bizim dini cemaatimizin lideri kam, Lopsan’ın kendisi de imam olacaktı. Zira Lopsan, Dünya Kam Birliği reisi. Akay Kine ise, ruhani lider kavramını kabul etmiyor. Diğer yandan, bizim İslam itikadımızın kültürel anlamda, eski inancımızdan büyük izler taşıdığı da bilinen bir şey…

Sonuç olarak, eski dinimiz hakkında kesin hükümler vermemeli, özellikle hamasetten kaçınmamalıyız. Türk dünyası, büyük bir coğrafyadır. Birçok konuda zengindir, derindir, iç içe girmişlik vardır. Daha da ileri gidecek olursak, Kırgızistan ve Türkiye soydaştır; aralarında hem bir uçurum hem de müthiş bir bağ vardır. İnsanı, bu uçurum ve bağ, diğer yakadaki soydaşına sımsıkı bağlıyor. Ona ulaşma isteği doğuruyor. Çok sayıda Türk topluluğu vardır. Bunların birbiriyle benzeyen, benzemeyen, herkesten farklı yönleri vardır. Kesin bir şekilde “Türkler şöyledir, böyle değildir” demek, Türk dünyasına ancak zarar verir. Uzakları daha da uzak eder, yakınları uzaklaştırır.

Birçok dinle temasta bulunmuş bir milletiz. Gerçeği ararken, izlerin bizi nereye götüreceği konusunda cesur olmalıyız. Araştırma için yola çıkarken, amacımız bilim olmalı, bakış açımızda yarattığımız sınırları korumak değil. Bağnaz ve önyargılı bir tutum, bizi amacımızın dışına çeker, hayal dünyası içine yerleştirir.

Not: Bu yazıda da hatalar olabileceği gözardı edilmemeli. Eski dinimiz konusunda bağnaz görüşlere sahip değilim, her konuda düzeltmeye de açığım. Bir önceki yazımda “Osman” isminin Arap harfli yazımı konusunda beni uyaran, yazarlarımızdan, andam Berkant Parlak’a teşekkür ederim.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone