27 Mayıs ve Darbecilerden Hesap Soranlar!

57 yıl önce bugün Türk Silahlı Kuvvetlerinin içindeki bir cunta Adnan Menderes’in başında bulunduğu Adalet Partisi hükümetine karşı bir darbe yaptı. Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’dı. Darbe sabaha karşı oldu, Adnan Menderes ve Celal Bayar ertesi gün tutuklandı. Celal Bayar Çankaya köşkünde bir süre darbeye karşı direnmeye çalıştı, başaramayacağını anlayınca intihara kalkıştı bunu da başaramayınca teslim oldu.

Darbe neden yapıldı? Ekonomi mi kötüydü? Sadece bizde değil bütün dünyada ekonomik buhran vardı. Darbenin sebebi iç ve dış politikadaki olaylar ve Adnan Menderes’in şahsiyetini ulvileştirilmesinin yanında marjinal dini hareketlerin azıtmış olmasıydı.

Menderes nasıl evliya gibi görülmüş bir tek örnekle izahı mümkündür. 17 Şubat 1959 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kurulmasını kararlaştıracak Londra Anlaşmasını imza etmek üzre Türk heyeti Londra’ya gitti. Bu uçak binlerce metreden falan değil iniş sırasında ufak bir kaza geçirip piste düştü. 14 kişi hayatını kaybetti. Adnan Menderes ise yaralı kurtuldu. Ülke içinde bu kazayla ilgili öyle bir algı oluşturuldu ki 14 kişiyi korumayan Allah Adnan Menderesi özellikle sakınmış gibi bir propaganda yapıldı. Ezanı Arapça yapmasından başka dini yönü olmayan Menderes’in şahsı bu hale getirilmişti.

Bunu yanında 6-7 Eylül olayları iç politikadaki sıkıntıların bir kısmını oluşturuyordu. Kıbrıs meselesi yüzünden Rumlara karşı bilenmiş olan millet 6 eylülü 7 eylüle bağlayan gece büyük bir infiale kalkıştı. Rumlara ait işyerleri ve evler yakıldı, yağmalandı. Bu hareket sırasında hem milli hem dini unsurlar kullanıldı. Hareket bir noktadan sonra Rum karşıtlığından ‘Varlık’ düşmanlığına doğru geçti ve Türklere ait lüks evler de tahrip edildi.

Bu büyük hadise Türkiye’yi dış politikada çok zor duruma soktu. O sırada İngiltere’de Kıbrıs için görüşmelerde bulunan dönemin dış işleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu kendisine bu konuyla ilgili çok baskı yapıldığını, hükümetin bir an önce harekete geçmesini yazıyordu. İnfialden sonra devam eden günlerde Meclis oturumlarında da bu konu gündeme geldi ve partinin ileri gelenlerinden ve kurucularından olan Fuat Köprülü bu hareketin vuku bulacağından hükümetin haberi olduğu yönünde beyanat verdi. Burada küçük bir not düşmekte fayda vardır, azınlıklardan vekil adayı göstermek her dönem izlenen bir siyaset olsa da bu olaylardan sonra daha çok hız kazanmıştır. TBMM’nin iyiden iyiye Nuh’un gemisine dönmesinde bu olayın payı büyüktür.

Bundan başka Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti adıyla kurulan ve Kıbrıs Türklerinin davasını Türkiye Türklerine anlatmaya çalışan bir dernekle Adnan Menderes’in arasındaki ilişki de iç politikadaki sıkıntılara örnektir. Bu dernek her ne kadar milli gibi görünüyor olsa da ilişkileri ve yöneticiler arasında Ahmet Emin Yalman’ın bulunması gibi sebeplerle sorgulanabilecek bir yapıdır. Rum Patrikhanesi’nin duvarına ‘Kıbrıs Türk’tür’ yazılı tabela asmak, duvarları aynı sloganlarla boyamak, Kıbrıs iç savaşında Türklere liderlik etmiş insanları Türkiye’ye getirip konferanslar verdirmek gibi faaliyetleri vardır. Bunun yanında dönemin hükümetinden örtülü ödenek parası aldığını derneğin başkanı Hikmet Bil itiraf etmiştir.

Dış politikada ise ABD ile fazla yakınlaşan AP hükümeti aldığı yardımlarla Türkiye’yi bir nevi ABD’nin üs ülkesi haline getirmişti. İç işleri bakanlığının binasında bile ABD’lilerin büroları vardı. Ve bunları takip etmek cüretini bile gösterememişlerdi. Kapitülasyonlara benzeyen tavizler ABD’ye verilmiş, üretim durdurulup ABD malları ülkeye doldurulmuştu.

İşte bu ve benzer sebeplerin sonucu olarak TSK içinde oluşmuş bir ‘Cunta’ yönetime el koydu. Genelkurmay başkanı daha sonra bu hareketin başına geçti ve darbe sorunsuzca tamamlandı. Bu darbeyle alakalı 2 mesele vardır. Birincisi 14’ler olayı diğeri ise 1960 anayasasıdır.

14’ler olayı içinde Alparslan Türkeş, Dündar Taşer, Muzaffer Özdağ ve Ahmet Er gibi subayların bulunduğu ve ordu içinde ‘Aşırıcılar yahut Turancılar’ diye adlandırılan 14 Subay’ın çeşitli yurtdışı görevlerine atanmaları veya üstü kapalı olarak sürülmeleri olayıdır.

Bu 14 subay Turancı değildir. Cunta içindeki diğer grubun düşmanın tehlikesini büyük göstermek için uydurduğu bir şeydir. Aşırıcı diye anılmalarının sebebi Cunta içindeki diğer grubun ‘Anayasayı hazırlayıp sivillere iktidarı verip gidelim’ anlayışının tersine ‘En az 10 yıl ülkeyi biz yönetelim’ mantığını savunuyor olmalarıydı. Dünyanın komünist ve demokrat diye ikiye bölündüğü ve Türkiye’nin demokratlar tarafında yer aldığı bir dönemde bu düşüncenin hareket halini alması mümkün değildi. Nitekim bu şekilde düşünen 14 subay dünyanın çeşitli yerlerinde soluğu aldılar. Bu grup aynı zamanda Menderes ve diğer AP’lilerin idam edilmemesini de savunuyorlardı. Fakat hiçbir düşünceleri kale alınmadı.

1960 anayasası ise özgürlükçü olmasıyla nam salmıştır. O kadar özgürlükçüdür ki 1980 Türkiye’sine zemin hazırlamış, komünist hareketlerin önünü açmış, sendika adı altında Türk işçisinin kamplaşmasına hatta birbirini öldürmesine sebebiyet vermiştir.

***

27 Mayıs 1960 bir şekilde yaşanmış gitmiştir. Bugün ise darbelerden hesap soracağını iddia eden bir hükümet başımızdadır. 1960 darbesini yapan kadrodan Ahmet Er halen hayattadır. Hatta geçenlerde hastalandığı için Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan kendisini arayıp geçmiş olsun dileklerini sunmuştur.

Haydi 1960 darbesi üzerinden çok zaman geçti diyelim 1980 darbesini yapanların en başındaki adam olan Kenan Evren öleli 2 yıl oldu. AKP hükümet 15 senedir var. Evren’in savunma verdiğini, ifadeye çağırıldığını gören duyan var mı? Bodrum’da resim çizerek öldü.

Geleceğimiz nokta şudur. Darbe demokrasilerin değil devletlerin bir gerçeğidir. Sadece az gelişmiş ülkelerde değil her ülkede olabilir. Ve darbeyi yapana da hesap sorulamaz. En azından bu zamana kadar sorabilen yoktur. ‘Bir daha darbe olmayacak’ lafı da tevatürden başka bir şey değildir. Darbeyi engellemenin yolu orduyu ortadan kaldırmaktır. Yapılan bu ise ve buna dayanarak o laflar edilmişse başka.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone