30 Ağustos!

Bugün, tasmasını İngiliz’e verip Türk topraklarına giren, 26 Ağustos günü başlatılan Büyük Taarruz ile kaçmaya başlayan Olimpos’un çocuklarının, Ege sularına döküldüğü, Türk’ün en büyük bayramlarından olan Zafer Bayramı’nı kutladık.

Daha coşkulu, daha büyük katılımlı nice 30 Ağustoslar yaşamak dileğiyle bütün Türk Milletinin Zafer Bayramı’nı kutlarım.

**

Milli Bayram; bir ulusun tarihinde yaşanmış önemli olayların kutlandığı, o olaya dâhil olmuş kahramanların anıldığı, hatıralarının yaşatıldığı gündür. Her ulusun kendine göre Milli Bayramları, Anma günleri vardır. Bu tarihler her zaman sevinçli olaylar için belirlenmez. Mesela; Sarıkamış Şehitleri’ni anma günü bunlardan birisidir. Milli günlerin belirlenmesinde genellikle kahramanlık unsuru ön plandadır. Bunun yanında Ulus’un talihini değiştiren, gelişiminde merhale hüviyeti taşıyan günler de anılır. Bundan maksat tarihi sürecin daha iyi anlaşılması, ileriye doğru belirlenen hedeflerin daha iyi idrak edilmesidir.

İşte Zafer Bayramı da böyle bir anlayışın ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

Türk milletinin karakteri bağımsızlıktır. Bu erdemi milli hafızamıza, ruhumuza işleyen şanlı atalarımızdır. Mete Han Tunguz ve Çin esaretine karşı kendisine bağlı Hunlarla bir ordu kurmuştur. Bu ordu ‘kesin kaidelerle’ bilinen ilk Türk Devleti’nin kurulmasıyla sonuçlanmıştır.

Bumin ve İstemi Kağanlar da aynı şekilde bağımsız bir Türk devleti kurabilmek için mücadele etmiş ve I. Göktürk Devleti’ni kurmuştur. Bu devlet daha sonra gücünü kaybetmiş, Türkler Çinlilere esir düşmüşlerdir. Bu esarete son ver Kürşad ve 40 kişi civarındaki kahraman olmuştur. Onlar da Çin’e isyan etmiş, saray basıp II. Göktük Devleti’nin kurulması için gereken ortamı hazırlamışlardır.

Gazne ve Karahanlı Devletleri arasına sıkışan Selçuk Bey ve ona bağlı Türkmenler bu Türk devletlerinden hak ettikleri itibarı göremeyince göç etmişler, güçlerini toparladıktan sonra her ikisini de ortadan kaldırıp Selçuklu İmparatorluğu’nu kurmuşlardır.

Sultan Alparslan kendisine bağlı Türkmenlere yeni yurtlar bulabilmek adına Bizans Ordularının karşısına çıkmış, yine bir başka Türk boyu olan Peçeneklerin de yardımıyla Bizans komutanı Romen Diyojen’i Malazgirt ovasında mağlup ederek bütün Anadolu, Irak, Suriye, Kafkaslar ve Balkanları Türklerin ayağına sermiştir.

Selçuklu Devleti’nin Moğol tahakkümüne girdiğini gören Osman Bey, kendisine bağlı aşiretlerle birlikte beyliğini tesis etmiştir. Hatırasından başka bir şeyi kalmamış olan Bizans İmparatorluğuyla, onun batı Anadolu’daki artıkları olan Tekfurlarla ve Balkan milletleriyle mücadeleye başlamışlardır. 1453 yılında Bizans düşmüş, takip eden yıllarda Belgrad alınmış, bütün Yunanistan, Arnavutluk alınmış, Macar ovasının neredeyse tamamı ele geçirilmiştir. İtalya yarımadasında bulunan Otranto Kalesi de kısa bir süreliğine Türklerin eline geçmiş, Viyana ve Roma canını zor kurtarmıştır.

Türklerin bu batıya yürüyüşleri bir müddet sonra kesilmiş, kaderimiz tersine dönmüştür. Adriyatik denizinden burnunu uzatamayan, Cebel-i Tarık Boğazının önünden geçemeyen düşman donanması Haliç’e gelmiş, demir atmıştır.

İşte bu elim çöküş karşısında gelecekten ümidini kesmeyen, millete güvenen, bir kurtuluş şansının her daim var olduğunu bilen, birçokları çoktan durumu kabullenmişken; ‘Geldikleri gibi giderler’ diyen bir tek kişi çıkmıştır.

Gazi Mustafa Kemal, Türk’ün kanındaki bağımsızlık ateşini tekrar alevlendirmek için 19 Mayıs 1919 günü Samsun limanına ayak basmıştır. Gençliğe Hitabesinde bahsettiği gibi; ‘Bütün ordularımız dağıtılmış, bütün tersanelerimize girilmiş, memleketin her bir köşesi bilfiil işgal edilmişti.’

‘Cephane yok, para yok, asker yok hepsini geçelim yiyecek ekmek yok.’ dediler. ‘Milletimiz kanaatkardır. Elinde ne varsa verir’ dedi.  Sadece Anadolu Türklüğü değil, Türkistan Türkleri bile elinde ne varsa verdi.

‘Düşman güçlü, imkânları çok’ dediler. ‘Türk askerinden daha cesur, daha merhametli asker yoktur’ dedi. Türk askeri onu utandırmadı.

Velhasıl kelam, dünya bir oldu Sakarya’nın kıyısına geldi, Türk milleti Gazi’nin sözünü yere düşürmedi hepsini ‘Geldikleri gibi geri gönderdi’.

Türk’ün karakterine işlenmiş olan bağımsızlık erdemini yeniden bağımsız bir Türk devleti kurup adına da Türkiye Cumhuriyeti diyerek tarihe nakşetti.

**

Bu kutlu gün vesilesiyle yurdun değişik yerlerinde geleceğin büyük, şimdinin küçük adamlarına ve kızlarına bayraklar hediye ettik, ikramlarda bulunduk. Bugün herhangi bir derneğimizden bu hediyeleri alan ve şimdi bu satırları okuyan anne babalara söylemek istediklerim var.

Biz o bayrakları çocuklarınıza hediye, sizlere ise emanet ediyoruz. Lütfen onları özenle saklayıp, evladınız büyüdüğünde bu kutlu günün hatırasını onlara anlatırken bu bayrağı tekrar teslim edin. Böyle yapın ki emekler zayi olmasın, maksat hasıl olsun.

‘Türk çocuğu atalarını tanısın ve kendinde daha büyük işler yapabilmek için gereken özgüveni kazansın’.

**

Son olarak ‘yeni oluşumla’ alakalı söyleyeceklerim var.

Değil eski parti artıkları, Atsız mezarından kalkıp parti kursa bile oy vermeyeceğiz, oy toplamak için çalışmayacağız, derneklerimizi kullandırtmayacağız.

Türk ile Türk olmayana aynı derecede söz hakkı veren, Türk ile Türk olmayanın verdiği oyu eşit sayan, Türk ile Türk olmayan arasına hiçbir fark koymayan hiçbir partiyi, hiçbir seçim sistemini tanımıyor, desteklemiyoruz. Tanımayacak ve desteklemeyeceğiz.

‘Kürt aşiretleri de bizi destekliyor’ diye röportaj verenler ‘Türkçü parti kurduk’ diye yaygara koparmasınlar. O kenenin emeceği kan bizde yok! İşte o kadar!

**

Konuyu bağlamak adına tekrar Zafer Bayramımızı kutlarım. Gelecek Kurban Bayramınızın da iyi geçmesini temenni ederim. Başka şehirlere, akrabalarını, sevdiklerini görmeye gidecek olanların da trafikte dikkatli olmasını, kurallara uymasını tavsiye ederim. Bir yere yetişmeye çalışmıyor, sevdiklerinize gidiyorsunuz. Acele etmeyin.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone