6-7 Eylül Olayları

YusufDuzgoren

1. Dünya Savaşı öncesinde ve esnasında Ermenilerin Rus ordusuyla birlikte hareket edip arkamızdan vurması, akabinde 1915’de tehcire maruz kalmaları,

15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan işgaline uğraması, Rum vatandaşların gelen Yunan ordusunu bayram havasında karşılayıp bin yıldır güdümünde yaşadıkları Türk devletine ihanet etmeleri, sonrasında Cumhuriyetle birlikte İstanbul’dakiler hariç mübadeleye maruz kalmaları,

2. Dünya Savaşı öncesi gayri-Müslimlerin askere alınması fakat üniforma ve silah verilmeyerek amele işlerinin yaptırılması, 11 Kasım 1941’de çıkarılan varlık vergisiyle gayri-Müslimlerin mallarına ve paralarına büyük ölçüde el konulması,

1950’lerin başında tırmanan Kıbrıs gerginliği, Yunanistan’ın “Kıbrıs’a kendi kaderini tayin hakkı verilsin” diyerekten BM’ye başvurması fakat İngiltere’nin etkisiyle bunun BM gündemine dahi alınmaması, bu sebepten ötürü Yunanistan’ın Kıbrısı ilhak etmeye illegal yollardan çalışması ve böylece EOKA terör örgütünü kurup oradaki Türk halka baskı ve şiddet uygulamaya başlaması gibi sebepler 6-7 Eylül olaylarının alt yapısını hazırlamıştır.

6 Eylül günü Anadolu Ajansı saat 13.00 haberlerinde “Selanik’te Atatürk’ün doğduğu ev bombalandı” haberini geçmiş, akşam baskısı yapan İstanbul Ekspres gazetesi de Gökşin Sipahioğlu’nun hazırladığı haberi saat 17.00’da sür manşette yayınlamıştır. Aradan iki saat geçmeden 6 Eylül akşamına doğru halk gruplar halinde toplanmış Atatürk lehine ve “Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacak” sloganlarıyla neredeyse tüm esnafı gayri-Müslim olan İstiklal Caddesi’ndeki ve ara sokaklarındaki dükkanları yakmış, yıkmıştır. Olaylar kontrol altına alınamamış ve 7 Eylül’de de devam etmiştir.

İşin doğrusu Atatürk’ün evinin önünde bir ses bombası patlatılmış ve sadece evin bir camı kırılmıştır.

Olayların görgü tanıklarının ifadelerine göre, Türkler komşusu veya ahbabı olan bilhassa Rumları kendi evlerinde güvene aldıktan sonra kalabalığa karışarak diğer Rumların evlerine, dükkanlarına saldırmaya gitmiştir.

Olaylarda 37 kişinin öldürüldüğü söylense de bununla ilgili resmi bir kayıt yoktur. Öldürüldüğü söylenen Rumların pek çoğu İstanbul’u terkederek Yunanistan’a taşınmıştır. Bu olayların kim tarafından organize edildiği, nasıl geliştiği, kurgu olup olmadığı, ölü veya yaralının olup olmadığı hakkında hiç bir belgenin olmamasının yanında çeşitli komplo teorileri vardır.

Bunlardan bazıları şunlardır;

  • “Özel Harp Dairesi’nin bunu organize ettiği.” Hatta bununla ilgili emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu Fatih Güllapoğlu’na 21 Eylül2010 tarihinde verdiği röportajda “6-7 Eylül bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı” demiştir.
  • “Hükümet Atatürk’ün evine bomba attı ve sadece bunu basında duyurdu, gerisi kendiliğinden meydana geldi.” Bu Yunanların en büyük tezidir. Öyle ki olayların ardından Yunanistan’da dört kişi tutuklanmış, üçü Türkiye’ye iade edilirken bir tanesi iki yıl hapis yatmıştır. Fakat Yassı Ada sorgulamalarında bu olaylarla ilgili suçlu bulunamamış, hiç kimse tutuklanmamıştır. Birde cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın ertesi günü İstiklal Caddesi’nde dolaşırken “ipin ucunu fazla kaçırdık galiba” diye bir cümle kurduğu söylenir fakat herhangi bir ispatı yoktur.
  • “Atatürk’ün evinin önünde bomba patlatılması sonucu bazı milliyetçi örgütler sokağa çıktı, halk onlara katıldı, polis müdahalede bulunmadı ve olanlar oldu.” Eğer bir komplo varsa galiba bu en mantıklı olanı.

Fakat bu yaşananların bir komplo olduğundan 1960 yılına kadar hiç bir şekilde bahsedilmemiştir. Hatta Demokrat Parti döneminde sert ve yıkıcı muhalefetiyle bilinen Halk Partisi bile olaylarla ilgili Demokrat Parti’ye sadece “süreci iyi yönetemediler” eleştirisinde bulunmuştur. Şayet o dönem böyle bir olayın devlet tarafından bir şekilde fitillendiğine yönelik ufak bir inanç dahi olsaydı bunu en azından CHP bangır bangır bağırır, Adnan Menderes’i yıpratmaya çalışırdı. Üstelik İstanbul’da başta Rumlar olmak üzere tüm gayri-Müslimlerin istisnasız tüm desteği Demokrat Parti’ye idi. Dolayısıyla bunun Demokrat Parti’nin işi olduğunu iddia etmek için elde yeterli delil ve belge yoktur.

Dünya bu olayı ise Milliyetçi Kemalist elitistlerin körüklediğini (başlattığını değil) ifade etmiştir. Zira İstanbul’daki başta Rumlar olmak üzere gayri-Müslimlerin evlerini, iş yerlerini, mallarını talan eden gruplarda sadece onların hor göreceği cahil Anadolu Türk’ü yoktu; aynı zamanda kürk giymiş İstanbul hanımefendileri, takım elbiseli Beyoğlu beyzadeleri de vardı.

Yaşananlarla birlikte İstanbul’da olaylar öncesinde 180 bin olan Rum nüfusu bir hayli azalmış ve işin güzel tarafı artık memlekette Rum sorunu ortadan kalkmıştır. Birde Yunanistan’ın Kıbrıs’taki ırkdaşlarımıza yönelik terör faaliyetlerine karşı da iyi bir göz dağı verilmiştir.

Bunlar hep birer derstir, çeşitli hastalıkları iyileştirmiş, tecrübeyle sabit olan tedavi yöntemleridir. Benzer hastalıklara yakalandığımız zaman uygulamaktan çekinmememiz gereken bu tedavi yöntemlerini hafızalar unutmasın diye tekrar hatırlatmak babında yazıyorum. Zira bu gibi hastalıklara yakalandığımızda (ki yakalandık gibi görünüyor) etkili, denenmiş ve başarılı olunmuş tedavi yöntemlerini uygulamadığımız sürece bundan zarar gören kendi milletimiz olacaktır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone