8 Yaşındaki Bir Öğrencimle Tarih Sohbeti

Geçen sene Eskişehir’de bir dil kursunda altı ay çalışmıştım. Çok keyifli zamanlardı. Kursta yetişkin ve çocuk gruplarına ders veriyordum. Yan sınıfta bir öğrenci vardı. Benim öğrencim değildi ama çocuk kursta meşhurdu. Boyundan büyük laflar eder, ukala diye tabir edilen bir üslupla konuşur, bilgiçlik taslardı. Sekiz yaşında olduğu için onun bu hareketleri herkes tarafından sempatiyle karşılanırdı. Gerçek adını vermek doğru olmayabilir o yüzden ona Tayfun diyeyim.

Bir gün kantinde çay içerken Tayfun çikolata almaya geldi. Geçtim karşısına “Merhaba Tayfun tanışabilir miyiz?” dedim. Sonrasında gelişen muhabbet hayatımın en keyifli tarih sohbeti olduğu için noktası virgülüne hatırlıyorum cümleleri:

Tayfun: “Siz kimsiniz, niye tanışalım?”

“Ben öğretmenim. Senin tarihe ilgin varmış. Ben de severim tarihi. Sohbet edelim mi biraz?”

“Tarihi herkes sever ama kitap okumak yerine kulaktan dolma bilgilerle geldikleri için sohbetleri güzel olmaz.” (Çocuğun 8 yaşında olduğunu bir kez daha hatırlatayım)

“Ama ben okuyorum, hatta yazıyorum. İstersen beni test et.”

“Hmm peki… O zaman Preveze Deniz Savaşı ne zaman oldu?”

“1538 olması lazım.”

“Öğretmenim siz gerçekten seviyormuşsunuz tarihi.”

“Evet seviyorum. Sen en çok hangi hükümdarı seviyorsun peki?

“Yabancılardan Napolyon, Türklerden Timur.”

“Atatürk’ten daha mı fazla seviyorsun Timur’u?”

“Evet. Aslında Atatürk’ü çok sevmiyorum. O diktatördü. Karar alırken hep kendi isteğine göre yaptı her şeyi.”

“Timur demokrat mıydı peki?”

“Ama onun zamanında yönetim şekli her yerde öyleydi. Bilmediği bir şey için suçlayamayız Timur’u. Atatürk demokratik bir ülke kurmaya çalışırken kendisi demokratik davranmıyordu.” (Tekrar ediyorum çocuk 8 yaşında)

Ben: “Öyle davransın ya da davranmasın sonuç olarak Atatürk’ün kararlarında yanlış bir şey var mıydı? Belki devrimlerini oy birliğiyle gerçekleştirmeye kalksa pek çok şey olmayacaktı.”

“O konuda haklısınız. Bilmiyorum. Atatürk askerdi sonuçta. Emir komutayla geçti hayatı. Cumhurbaşkanlığında da bunun etkisi olacaktır tabii. Zaten ben de Sezar için aynı şeyi düşünüyordum. Cumhuriyeti yok sayıp diktatörlük yaptığı için çok sevmemeye çalışsam da aslında seviyorum çünkü iyi bir diktatördü.”

Güldüm. “Peki başka tarihin hangi dönemleriyle ilgileniyorsun?”

“Roma tarihiyle ilgili babamın aldığı bütün kitapları okudum. Roma’yı çok seviyorum. Osmanlı’yı okuyorum şimdi. Osmanlı’dan sonra da Anadolu’nun ilk uygarlıklarını okuyacağım. Hatta bakın yanımda taşıyorum hepsini.” Çantasından beş adet kitap çıkardı. 150’şer sayfalık Hitit, Urartu, Frigya vs. Kitaplarını henüz okumamış ama heyecanla Osmanlı’yı bitirip onları okumak istiyormuş.

“Ben Anadolu uygarlıklarını bilmem. Bir tek Truva’yı severim ve ilgilenirim. Roma’yı kuran Etrüsklerin nereden geldiğini düşünüyorsun?”

“Öğretmenim siz galiba Virgil’i okuyup okumadığımı soruyorsunuz. Aeneas Destanı’nı okudum. Roma’yı kuran Etrüsklerin Aeneas’ın yani Truva’nın torunları olduğu çok açık.” (Bir kez daha söylüyorum çocuk 8 yaşında)

Ben: “Aeneas kim peki?

“Hektor’un kuzeni, Afrodit’in oğlu.”

Truva benim özel ilgi alanımdır. Homeros okumaktan zevk alırım. Bu zamana kadar hiç kimseyle ne Truva hakkında ne de Homeros hakkında konuşamadım. Konuyu uzatmamak için kısa kesiyorum. Biz o gün Tayfun’la çok uzun bir Truva sohbeti yaptık. Kantinde bunları konuşurken öğretmenler, öğrenciler bir sürü insan etrafımızda toplandı şaşkınlıkla Tayfun’un sorularıma verdiği cevapları, yorumlarını dinlediler.

Hayatımın en tatlı tarih sohbetini o 8 yaşındaki çocukla yaptım. Truva’yı konuşabilmenin hazzını yaşadım. Sonra bana babasının İlyada’yı kendisinden sakladığını ama yerini bildiğini ve bazen gizlice alıp okuduğunu söyledi. Sebebini sorduğumda ise rüyalarında kitabın etkisinden dolayı tanrılarla konuştuğunu, Aşil’i Hektor’u öldürmemesi için ikna etmeye çalıştığını, rüyasında geçen bu konuşmaları bazen sayıkladığı için anne babasının tedirgin olduğunu o yüzden İlyada’yı okumayı yasakladıklarını söyledi.

Çocukla ilgili heyecanımı eşimle paylaştığımda ise eşim psikolog olduğu için konuya benim gibi yaklaşmadı. Çocuk için üzüldü. “Hep yanlız kalır bu şekilde. Çocuğun yaşıtlarından çok da farklı olmaması lazım.” dedi. Bir yandan haklıydı ama diğer yandan da bizim böylesine zeki çocuklara ihtiyacımız vardı. Kimse o çocuğa al bunu oku, şunu öğren demedi. Kendi ilgisiyle bunları yapan üstün zekalı bir çocuk iyi yetiştirildiği takdirde neler yapamazdı ki…


21 yaşında tamamladığım ama editöryel olarak eksikleri olan Truva’yla ilgili bir kitabım var. Çok değerli bir yazarla (Kevser Yeşiltaş) birlikte kitabımın eksikleri üzerinde çalışıyoruz ve bir kaç ay içerisinde de yayına hazır etmeye çabalıyoruz.

O yüzden kitabı tamamlayana kadar pek sık yazamayabilirim. Eksiklerin giderilmesi iş hayatımın yoğunluğuna göre bir kaç günde de bitebilir, bir kaç hafta da sürebilir. O yüzden ben peşin peşin müsademi istiyeyim.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone