AB Bize Karışabilir mi?

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, YSK skandallarıyla ilgili olarak AB’den gelen tepkilere “AB’nin soruşturma hakkı yok.” diye açıklama yapmış. Doğrudur, AB’nin Türkiye meselelerine karışmasını hiçbirimiz istemiyoruz. Yalnız bir farkla: Biz iç meselelerimize karışılmasına her zaman karşıyız. Eğer hükümetin bu konudaki sabıkalı geçmişine bakarsanız, AB’nin iç meselelerimize karışmak konusunda en büyük cesareti kimden aldığını da görmüş olursunuz.

İlk Haçlı seferi 1096 senesinde düzenlendi. O tarihten sonra da askeri ve sivil anlamda bir zihniyet olarak yaşamaya devam etti. Örneğin Başbakanlığı döneminde Erdoğan ve Cumhurbaşkanı iken Gül’ün AB anayasasına birlikte imza attığı yıl olan 2004’te de Haçlı zihniyeti devam ediyordu. Üstelik imza, Türk düşmanı Papa İnnocent’in heykeli altında atılmıştı.

Çok tuhaf bir durum daha var.

AB’ye girmiyoruz veya giremiyoruz. Ama Özal döneminde tek taraflı bağlılık demek olan Gümrük Birliği anlaşmasına imza atıyoruz. Üstelik demokrasi yıldızı Özal bu durumu hükümete bildirmeye bile lüzum görmüyor. Erol Manisalı, Özal’ın bu konudaki tavrını dönemin Bakanlarından önce öğreniyor, haliyle Bakanlar da ondan öğreniyor. Yine AB’de yokuz, birbirimize düşmanız, Ahmet Şimşirgil televizyonda kükrüyor, “Bunlar Haçlı! Bunlar benim Cumhurbaşkanıma laf edemez!” diyor, ama o Cumhurbaşkanı zamanında AB anayasasına imza atıyor.

Bütün bunlar tek taraflı bağlılı anlaşmalarıdır ve özellikle Özal döneminde AB yetkilileri Türkiye’nin ancak tek taraflı bağlılığının mümkün olabileceğini açıkça ifade ediyordu.

Sayın Çavuşoğlu’na şunu sormak istiyorum: Açılım sürecinde AKP tarafından AB’ye neden racon kesilmedi? AB yetkilileri Diyarbakır’a kadar gelip “Kürdistan’ın başkenti” ifadesini kullanarak devlete kafa tutarken AKP nasıl bir tepki verdi? Oslo’da PKK’yla yapılan pazarlıkta esas aracılar kimlerdi?

Zamanında AB’nin gazabını çekmeyelim diye Diyarbakır’da teröristlere karşı Çevik Kuvvet’e sapan veren, paintball oyunun tabancalarını düşünen hükümet, elbette Rauf Orbay hükümeti değildi. 24 Şubat 2005’te Fransız milletvekili Jacques Toubon, “Türkiye Sevr’i kabul etmelidir.” dediğinde, ona cevabı ancak iki ay sonra veren AB taraftarı Abdullah Gül de Orbay hükümetinin Dışişleri Bakanı değildi.

Referandum öncesi hiçbir işe yaramayan mazlum edebiyatı referandum sonrasında da bir işe yaramayacaktır. O yüzden bırakınız bu sözde çıkışmaları… Giderken İzmir’i yakmayın.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone