Abdülhamit Fetişistleri

Atatürk’ün, kıçlarına teneke ve boyunlarına yağlı urgan bağladığı iki kesim var ülkemizde. Biri komünistler diğeri İslamcılar. Komünistler yıllarca onu “Burjuva Kemal!” diye aşağılamaya çalıştılar. Onun yerine Che’yi, Mao’yu, Lenin’i koydular. Onun yıllarca hapislerde süründürdüğü Nazım Hikmet’i baş tacı yaptılar. Müjdat Gezen, Rutkay Aziz, Doğu Perinçek, CHP’nin gençlik kolları gibi tipler 2000’li yıllardan bu yana damarlarında akan bu illegal kanı “Atatürkçülük” ve “Ulusalcılık” adı altında legalleştirmeye başladılar. Yani, Che’yi, Lenin’i… bıraktılar, Atatürk’e döndüler. Ancak içlerindeki “kızıl” ülküyü, “sosyalist” devrim hayallerini söküp atamadılar.

İslamcı kesim ise Atatürk’le bir türlü bağdaşamadı. Onların kuyruk acıları daha fazla olacak ki her dönem Atatürk’ün manevi şahsı ile kavga halinde oldular.

Bu kesim ilk önce Vahdettin dedi. Atatürk’ü Samsun’a onun yolladığını, “Paşa memleketi kurtarabilecek misin?” dediğini, dost gözükerek İngilizleri İstanbul’da oyalamaya çalıştığını, Atatürk’ün kendisine ihanet ettiğini, istese Topkapı’nın bütün hazinesini alıp kaçabileceğini, halbuki tek bir sikke bile almadan ülkeyi terkettiğini yazdılar, çizdiler, anlattılar.

Bunların hepsine cevabı 1998 yılında Şahbaba kitabıyla Murat Bardakçı verdi. Kitabın tüm aşamalarını Vahdettin ve son halife Abdülmecit’in torunu olan Neslişah Sultan bizzat kontrol etti. Bardakçı’ya ailenin özel mektuplarını, belgelerini kitabında kullanması için verdi. Neslişah Sultan ile Murat Bardakçı’nın hazırladığı bu çalışmayla Vahdettin fetişistleri susmak zorunda kaldılar. Atatürk aleyhinde bir daha bahsi geçen söylemlerini öne süremediler.

Sağa baktılar, sola baktılar ve Kazım Karabekir’i buldular. Kazım Karabekir İstiklal Harbimizin öncülerinden, liderlerinden, tetikleyicilerinden biridir. Atatürk’ü Anadolu’ya davet eden, görevden alınmışken “Emrinizdeyim Paşa’m!” diyen, emrindeki orduyu Atatürk’ün emrine veren, Atatürk’ün dehasını görüp kendi olabilecekken onu Milli Mücadele’nin lideri yapan Karabekir Paşa’dır. Kahramanlıkları ve hizmetleri bin yıl anılmayı hak eder niteliktedir. Ancak cumhuriyet kurulduktan sonra binlerce yıl saltanatla yönetilen bu millet ikililiğe gelemezdi. Atatürk modern Türkiye’yi kurarken tek adam yani “dahi diktatör” olmak zorundaydı. Onunla birlikte lider kadrosunda Kazım Karabekir ve Fevzi Çakmak da vardı. Bunlar ikinci adam değillerdi. İkinci adamlar görev adamıydı, verilen emri yerine getirirlerdi. Bunlar; İsmet İnönü, Rauf Orbay ve Celal Bayar’dı. Atatürk, modern Türkiye’yi kurarken kendisini sorgulamayan ve verilen görevi yerine getirebilen ikinci adamları kullanmak zorundaydı. Lider kadrosunu yönetime ortak etmek O’nu yavaşlatırdı. Fevzi Çakmak asker kalmayı seçti. Genel Kurmay Başkanı oldu ve politikaya bulaşmadı. Kazım Karabekir ise Atatürk tarafından siyasetten tasfiye edildi. Karabekir Paşa ilk etapta buna kırıldı. Ancak daha sonra durumu anladı ve bir kenarda beklemeyi kabullendi.

İşte, İslamcılar Vahdettin abazanlığı tutmayınca Kazım Karabekir Paşa’ya yüklendiler. Asıl kahramanın o olduğunu, Atatürk’ün ona tuzaklar kurduğunu, nankörlük ettiğini öne sürdüler. Atatürk’e alternatif yaratma çabalarında Kazım Karabekir’i kullanmaya çalıştılar. Neredeyse Karabekir Paşa Gogıl’ı bulacaktı ki Kazım Karabekir’in küçük kızı Timsal hanım çıktı. “Babam böyleydi, Atatürk böyleydi” dedi. Bu güruha haddini bildirdi. Gogıl’ın icadı bir kaç yıl daha ertelenmek zorunda kaldı.

İçlerinden biri Atatürk’e karşı Enver Paşa’yı öne sürdü. Hayatı başarısızlıklar abidesi olan Enver Paşa için “10 tane Mustafa Kemal eder” dedi. Yandaşları bile badem altından güldüler. Millet “Hadi len!” dedi.

Mustafa Kemal’in Atatürk olduğu dönemden kimseyi bulamadılar. Mecburen Gazi’nin çocukluğuna inmek zorunda kaldılar. Bir de ne görsünler… Sultan Abdülhamit!!!

Onlar Gogıl’ın 1920’lerde icat edildiğini zannediyorlardı ancak Gogıl 1800’lerin sonunda çoktan icat edilmişti bile!

Hemen bu keşfi büyük bir debdebeyle dünyaya duyurdular. Her yerde Abdülhamit sempozyumları düzenlendi. Onun ne büyük bir sultan, ne büyük bir evliya olduğu anlatıldı. Abdest almadan yere basmazmış bu yüzden uyanınca lavaboya kadar tahtaların üzerinde yürürmüş, rüyasında bir ananın feryadını duyar duymaz faytona binip bir eve gitmiş ve anasına tecavüz etmek üzere olan hayırsız ve sarhoş bir oğlanı kılıcıyla öldürmüş…

Türkiye Cumhuriyeti’nin iki katı toprak kaybeden Abdülhamit’e “Bir karış dahi toprak kaybetmemiştir” dediler.

“Abdestsiz hiçbir devlet işine imza atmaz” dediler. 1897 yılında Yunanistan’la yapılan savaş kazanılmasına rağmen masa başında kaybedilmiştir. Ya Abdülhamit o anlaşmaya imza atarken abdest almayı unuttu ya da abdest olayı çok da işe yarayan bir şey değildi…

Şimdilerde Osmanoğlu ailesi de bu durumu iyice harlamaya başladı. Neslişah Sultan 2013’de vefat etmeden önce kılını kıpırdatamayan aile birden bire coştu. Yıllardır nasıl bir psikolojiyle kendilerini güdülediklerini bilmediğimiz bu insanlar Atatürk’ün kendilerine biçtiği rolü oynamak zorundalar. Saltanat hayalleri mi kurmaya başladılar bilinmez ama onların ülke yönetiminde söz sahibi olmaya teşebbüs ettikleri an tekrar buluşma yerimiz Samsun olacaktır.

Konumuza dönecek olursak;

Abdülhamit değersiz bir sultan değildi. Fiili manada son halife ve son Türk sultanıdır. Kendisinden sonra gelenlerin sultanlığı ve halifeliği sadece kağıt üzerinde kalmıştır. Sultan Abdülhamit’in faydalı işlerini, övünülecek taraflarını Nihal Atsız’ın “Göksultan” adlı makalesinden okuyabilirsiniz.

Ancak, bu faydalı işlerin hiçbiri Abdülhamit’i Atatürk’le bir tutmak için yeterli değildir. Bu saçmalığın mantıksal çıkarımı budur.

Abdülhamit ipin ucu çoktan kaçtıktan sonra tahta çıkmış, tüm çabasına rağmen imparatorluğu canlandıramamış, dağılmaktan kurtaramamıştır.

Vahdettin elini taşın altına atmaktan korkmuş, milli mücadeleye taş koymuş, ülkeyi İngilizlere teslim etmiş ve her şey bittikten sonra İngiltere kralına “Sayın ekselansları benim akıbetim ne olacak?” diye sığınma talep etmiş, yani hainlik etmiştir. Kazım Karabekir memleketi kurtarmış, büyük bir özveri ve vatanperverlikle üzerine düşeni fazlasıyla yapmış ve tarihin kendisine biçtiği rolü oynamıştır.

Atatürk ise…

Uzatmayayım,

Atatürk Kuzey’dir. Siz ne kadar insanların akıllarıyla oynarsanız oynayın Türk milletinin gönül pusulası her daim Ata’sını gösterecektir.

Vahdettin hariç hepsinin ruhları şâd olsun.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone