Adalar, Sevr ve Lozan

YusufhanGuzelsoy

Bir ülke düşünün ki baştaki Cumhurbaşkanı bir akıl hastasının lafıyla hareket etsin, o akıl hastasının laflarına göre beyanlarda bulunup ortalığı karıştırsın; bir gün ileri adım atıp bir gün geri adım atsın… Bir gün “One minute!” desin, yandaşları ortalığı ayağa kaldırsın “İsrail’e atar yaptı!” diye, ertesi gün “Ben onu moderatöre dedim.” diyiversin. Önce Mavi Marmara olayı üzerinden prim yapsın, İsrail’le ilişkileri düzeltmeye başlayınca da şehit dediklerine “Size kim izin verdi?” desin.

Kendisinin son beyanı şöyle: “Bağırsan sesimizin duyulacağı adaları verdik. Zafer mi bu? Oralar bizimdi. Oralarda hala bizim camilerimiz var. Ama şu anda Ege’de hala kıta sahanlığı ne olacak, diye konuşuyoruz.”

Vay ki ne vay…

Dünya üzerindeki çeşitli ülkeler deniz altında bulunan petrol ve doğalgaz kaynaklarını kullanmak için harekete geçip çalışmalar yapmaya başlayınca, nam-ı değer Sam Amca’nın yeğenlerinden ABD Başkanı Harry Truman işe el atmış ve ülkelerin kendilerine ait kara parçalarının deniz altındaki uzantısını “kıta sahanlığı” olarak tanımlayan bildiriyi yayımladı. Kıta sahanlığı kavramı ilk defa bu bildiride kullanılmıştır. Bildiri 1945 yılında yayımlandı.

Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923’te imzalandı. O yüzden vay ki ne vay…

Şimdi insan kıllanmıyor değil!

Harry Truman deniz altındaki petrol ve doğalgaz kaynakları gündemde iken “kıta sahanlığı” diye bir kavram ortaya atmış. Babasının, hele senin benim hayrımıza yapmamış ya… Acaba 2004 yılından bu yana 16 adayı Yunan’a terk eden/peşkeş çeken beyler, kıta sahanlığımızda bulunan bir yeraltı kaynağını birilerine devredecek de şimdiden suçu Türkiye’yi kuranlara mı yüklüyor?

Hep böyle olmuyor mu? “Kandırıldık…”, “Cumhuriyeti kuranlar yapmıştı….”, “PKK’yı Ergenekoncular kurmuş!” vesaire…

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından ağır bir yenilgiyle çıkan Osmanlı, ağır şartlardan meydana gelen Ayestefanos Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştı. Osmanlı ile Rusya mücadelesinden her zaman kendine pay çıkaran tribün diplomatı İngiltere yoğun diplomatik baskılarla Osmanlı’yı bir konuda ikna etmişti. O da 92.000 altın karşılığı Kıbrıs’ın kiraya verilmesiydi. Berlin Antlaşmasıyla beraber Ayestefanos’un şartları hafifletildi ve Abdülhamit de İngilizlerin bu konudaki yardımlarının (!) karşılığında Kıbrıs sözleşmesini imzalayarak adayı İngilizlere kiraladı. 1.Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve Osmanlı’nın karşı cephelerde olması sebebiyle İngilizler Kıbrıs’ı tek taraflı olarak ilhak etti.

Artık Yossi Kohen, Abdülhamit’in veya Kıbrıs konusunda önlem almadan Osmanlı’yı cihan harbine sokanların yerine mi ya da hepsinin yerine mi geçti, bilinmez (!) Ancak İngilizler böylece Kıbrıs’a çökmüş oldu ve Lozan’da İngiltere’nin tek taraflı ilhakı kabul edildi.

Osmanlı ve İtalya arasındaki Trablusgarp savaşının sonunda, Mayıs 1912’de Ege’deki adaların büyük bölümü kaybedildi. Savaşın sonunda Uşi Antlaşması imzalandı. Buna göre İtalyanlar On İki Ada’yı bize geri verecekti. Ancak cihan harbi sırasında Yunanlıların bu adaları ele geçireceği bahanesiyle İtalya bu yükümlülüğü yerine getirmedi. Dahası, harbin sonunda dayatılan Sevr Antlaşmasıyla beraber İtilaf devletleri adaların İtalya’ya bırakılmasını istiyordu. Fakat Türk milleti ve ebedi Başkomutan bu antlaşmayı kabul etmedi. Ne var ki Türkiye Lozan’da On İki Adaların İtalya’da kalması kabul edildi. Kısacası On İki Ada da Lozan’da gitmedi, Osmanlı’nın son döneminde yapılan gülünç ve üzücü antlaşmalar, anavatanı elde tutmaya çalışan Türkçülerin işini zorlaştırmıştır.

Burada bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Osmanlı ile Rusya bir savaşa girişiyor. Fırsattan istifade İngilizler gelip Kıbrıs’ı kiralıyor. Sonra cihan harbi çıkıyor ve İngiltere Kıbrıs’a çöküyor.

Osmanlı ile İtalya bir savaşa girişiyor. Savaşın sonunda İtalyanlar On İki Ada’yı alıyor. Sonra ikinci harp çıkıyor ve İngilizler 1943 yılında adalara çökmeye çalışıyor. Gerçi bu sefer başaramıyorlar, Almanlar 1945’e kadar direniyor. Savaş sonrası, 1947 yılında, Paris Antlaşması imzalanıyor ve adalar Yunanistan’a bırakılıyor. Nereden nereye…

İki dünya savaşı da bize hep “patlak verdi” kalıplaşmış sözleriyle anlatılır, değil mi?

“Bizim hakkımız Lozan’la belirlenen sınırlar değildi.” diyenler var. Millet de zannediyor ki bunlar daha fazlasını istiyor. Sen PKK ile masaya oturup pazarlık yapmışsın. Türkiye sana fazla geliyor, sen milleti ayakta uyutuyorsun az maz diye… Kaldı ki Türkiye ile Yunanistan doğrudan savaşmış, İngilizler Yunan ordusunu taşeron olarak kullanmıştır. Doğal olarak Lozan’da İngilizlerin Ortadoğu’da işgal ettikleri topraktan çok Yunanistan aracılığıyla işgal ettiği yerler konuşulmuştur. Bugün PKK taşeronuyla masaya oturanlar, dün Yunanistan lehine fetva veren dincilerin torunları değil de nedir?

Lozan’ın gizli maddeleri olduğuna ve 2023’te bu maddelerin süresinin dolarak Türkiye’nin dünyaya hükmedeceğine dair nutuklar atanlara, Lozan’ın açık birkaç sonucu tekrar hatırlatayım:

-Kapitülasyonlar kaldırıldı.

-Azınlıklara hiçbir ayrıcalık tanınmadı. (Islahat fermanı ile azınlıklara verilen hakları hatırlayın.)

-İtilaf devletlerinin İstanbul’u terk etmesi sağlandı.

Deli Kadir bile bir ara döndü, “Lozan’ın süresi yoktur.” dedi. O vakitler Erdoğan “Lozan Türkiye’nin tapusudur.” diyordu. Tabi Erdoğan malum beyanları verince, “Lozan Türkiye’nin tapusudur demek, Lozan’ın zafer olduğu anlamına gelmez.” diye savunmaya başladılar.

Bir kitle düşünün ki on yılı aşkın bir süredir Erdoğan’ın kendini yalanlayan beyanlarını açıklamak zorunda kalsın…

“Lozan Türkiye’nin tapusudur demek, Lozan’ın zafer olduğu anlamına gelmez.”

Bak güzel kardeşim, Erdoğan ne demiş:

“Aziz milletimizin inanç, cesaret ve fedakarlıkla elde ettiği zafer, Lozan Antlaşması ile diplomasi ve uluslararası hukuk alanına taşınarak tescil edilmiştir.”

Türk milleti bir zafer kazanıyor ve o zafer Lozan’la tescilleniyor. Ancak Lozan zafer sayılmıyor. “Sevr’i gösterdiler, Lozan’a razı olduk.” deniliyor. Lozan olmasaydı Sevr’den daha kötüsü olacaktı, haberiniz yok! Bu millet Sevr’i, Sevr Antlaşmasından daha kötü antlaşmaları imzalamak zorunda kalabileceğini göze alarak reddetti. Bu millet Başbuğunun etrafında bu cesaretle birleşti.

Ve sizin başarısızlık olarak nitelediğiniz antlaşmayı ABD hiçbir zaman onaylamadı.

Sizi ilkokul diplomalı bir deli kandırdı ya, herkesi kendiniz gibi zannedin, uydurun uydurabildiğiniz kadar.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone