Adalet-2

KemalOnalir

Dün adalet sisteminin durumundan bahsetmiştik. Bugün eski adalet anlayışımızı anlatacağım. Bu bilgilere göre karşılaştırmayı yapmak size kalıyor.

Öncelikle eski adalet anlayışımızda, kanundan üstün kimse yoktur. Devletin başı dâhil hesap sorulamayacak, kişi, kurum mevcut değildir. En eski dönemlerde ‘Kurultay’ dediğimiz meclis bu işi yaparken, İslâm tarihiyle beraber gelişen Türk tarihinde ‘Kadı ve Şeyh’ül İslâm’ bu görevi üstlenmiştir. Mevcut hükümdar yasalara uymakla sorumludur. Bunun yanında kanun yapmak yetkisi hükümdarda mevcutken, bu kanunların İslam’a ve Töre’ye uygun olması esastır.

Cengiz Han, sefer sırasında komutanın sözünü dinlemeyen torunu için idam cezası vermiştir. Han ailesinden olmasının üstünlük sağlamadığını fermanında yazmıştır.

İkinci husus adaletin tez elden tesisidir. Osmanlı mahkemelerinde görülen bir dava en fazla 2 celse sürmekteydi. Çünkü mantık; ‘Geciken adalet, adalet değildir’ şiarıydı. Bu davaların üst mahkemeler tarafından yeniden görülmesi mümkündür. Bazı davaların ‘Divan-ı Hümayun’ yani bugün ki manada Bakanlar Kurulu’na kadar intikal ettiği görülmüştür.

Eski adalet anlayışımızda ‘avukat’ tabiri yoktur. Kişi kendisini savunmakla mükelleftir. Bir Osmanlı mahkemesinde; şikâyetçi taraflar, Kadı, Kadı’nın yardımcısı, Şuhudü’l Hal ve şahitler dışında kimse bulunmazdı. Şuhudü’l Hal denilen kimseler beldenin tanınmış, şerefli adamlarından seçilir, dava sırasında herhangi bir müdahalede bulunmaz, sadece Kadı’nın adil karar verip vermediğini gözlemlerdi.

Kanunlar kati ve caydırıcı mahiyetle hazırlanır, uygulanmasında taviz verilmezdi. Bir suçlunun zengin yahut fakir olması kararı etkilemez yahut parayla af söz konusu olamazdı. Örnekleri arşivlerde mevcuttur.

Eski Türk adalet anlayışı adildir, eşitlikçi değildir. Eşitlik ve adaletin aynı şey olmadığını dün yazmıştım. Suçun miktarınca ceza uygulamak usulü temel taşlarından biridir.

Ahlak mefhumu en öncelikli meseledir. Toplum ahlakını bozacak her türlü hareketin cezası idam olmuştur. Hırsızlık, casusluk gibi suçlar aynı şekilde idamla cezalandırılmıştır. Bu tarz hareketlerin kök salmasının önü bu şekilde kapatılmıştır.

Anlaşmaya riayet esas kabul edilmiş, vergi meseleleri sabitlenmeye çalışılmıştır. Üretime göre vergi sistemi yanında, vergide Türk ve gayri Türk’ü ayırt ederken de bir usul tespit edilmiştir.

Bir meselenin çözümü için tarihe bakmak şarttır. Adalet konusu da bundan farklı değildir. Bir sistemi düzeltmek için tarihte kullanılıp, sorunsuz işlemiş, bozulmadığı takdirde faydalı olmuş olan sistem esas alınır. Rüşvet ve iltimasın arttığı dönemleri esas alırsanız bugüne dönersiniz.

Mesele 15/16.yy’a ya da 6/8.yy’a dönüp sistemi bire bir kullanmak değildir. O gün Türk devletini güçlü kılan uygulamalara bakıp, bugünün Türk devletine uyarlamak, sistemin bozulmaması için yan sistemler geliştirmektir.

Bugün ahlaksızlığın alıp başını gittiği günleri yaşıyoruz. Tarihe dönüp bu meselenin nasıl çözüldüğüne bakacağız. Yukarı da yazdığım gibi, her türlü ahlak dışı hareket doğrudan yok edilmiş. Ne zaman ki bu yok etme faaliyeti durmuş, o zaman ahlaksızlık artmıştır. Denklem basittir, ahlaksızlık varsa yok edersin, ahlak yapısı korunmuş olur.

Bir milletin hangi kanunlarla yönetileceğine uluslararası teşkilatlar karar veremez. Bizim için yanlış olan onlar için herhangi bir şey ifade etmiyor olabilir. O halde bu meseleye biz hüküm koymalıyız. Sadece bizim için değil, her millet için bu kaide geçerlidir. Misal idam cezasını Avrupa Birliği onaylamıyor fakat bizim böyle bir yasaya ihtiyacımız var. Sırf onlar dayatıyor diye bizim eksik kanunlarla yönetilmemiz doğru mudur?

Ahlak, uzun yıllar önce Avrupalı devletlerin gündeminden çıkmıştır. Fakat bizim için vazgeçilmez bir unsurdur. Bizim önlem almamız gereken bu konuyu onların umursamıyor olması bizi bağlar mı?

Bağımsız bir biçimde kendi yasalarını hazırlayamayan bir ülke işgal altında değil midir? Bize dayattırdıkları yasalarla dünyayı güzelleştireceğini iddia edenler, dünyanın en çok nükleer deneyini yapan ülkelerdir.

Sonuç olarak, kanun, anayasa gibi kavramlar toplumu yönetmenin yanında bağımsızlık sembolleridirler. Her milletinin kültürü, dini, hayata bakışı farklıdır. Kanunlar bu esaslara göre hazırlanmalı, hukukçu arkadaşlar bu alanların çalışmasını yaparken bu kaideleri göz önünde bulundurmalıdır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone