Adalet ve Bekâ

Tarihin hiçbir döneminde, adalet olmayan bir ülkede bekâ sağlanamamıştır. Bugün de sağlanamaz, yarın da sağlanamayacaktır. Bir milletin kaderi, bir şahsın iktidarına bağlanmışsa, bu durum iki şekilde değerlendirilebilir: Ya şahıs veya zümre, adaletle özdeşlemiş ya da adalet bu şahısların güdümünde olduğu için bekâ propogandasıyla, iktidar sağlama alınmaya çalışılmıştır.

Yusuf Has Hacip, asırlar önce yazdığı ve Türkler için son derece önemli olan Kutadgu Bilig adlı eserinde şöyle diyor: “Zulüm yanan ateştir, yaklaşanı yakar; kanun sudur, akarsa nimet yetişir.” Bugün özellikle ekonomistler bu sözün ne kadar doğru olduğunu çok iyi bilir. Modern dünyada uluslararası kurallardan birini, Yusuf Has Hacip asırlar öncesinden yazmıştır. Ne var ki ecdad propogandacıları, bize ait her değeri yok ederken, bir kısmının da Batı’ya mahsus olduğu kanısının oluşmasına neden olmuştur. Batı karşıtları birçok konuda olduğu gibi, bağnazlıkla Batı’nın ekmeğine yağ sürmeye devam etmektedir.

Adalet ya herkes için vardır ya da kimse için yoktur. Belli bir şahıs ya da zümrenin kontrolündeki yargı, ancak yargısız infaz organıdır. Baskı altına alınmış yargı ise, iktidar kadrosuna bağlı yargıdan daha tehlikelidir; çünkü korkaklık her türlü cüreti doğurur ve vatanseverler arasında yozlaşma, ümitsizlik meydana getirir.

Adalet olmayan ülkede; eşitlik, huzur, hoşgörü, ahlak, asayiş, güven olmaz. Bunlar olmazsa bekâ olur mu?

YSK yakın zamanda bir karar verdi. Aynı zarfın içine atılan oylardan, sadece iktidarın işine gelenleri onayladı, gelmeyenin de tekrar etmesine karar verdi. Konu günlerdir sakız gibi uzamış ve her vatandaş birçok yorum yapmış olduğu için, üstünde durmayacağım. YSK’nın skandal kararı, iktidarın her yanlışının arkasında partizanca duran kimselerin vicdanını ilgilendirir.

Adaletsizlik sadece siyasette midir? Gelir dağılımı veya çeşitli haklar bakımından adil bir düzen mi vardır? Ne yazık ki bu soruya cevabımız da olumsuzdur. İmtiyazlı şahıslar, kudretli zümreler, ekmeğine bakan ümmetçiler, yol görünce medeniyet görmüş Afrikalı gibi sevinenler ve saire… Bu durumda, “Ama bunlar önceden de vardı” diye tepki gösterebilirsiniz. Saygı duyarız.

Ancak vatansever olduğunuzu iddia edemezsiniz.

Türkçü, vatansever bir kimse, sorunları bugün çözmek ve gelecekteki Türk nesillerine bırakmamak için çalışır. Böyle bir kimsenin Türkçülüğünü, vatanseverliğini anlamlı kılan da bu sorumluluktur. En anlamlı kılanı ise, Hüseyin Nihal Atsız yazalı çok olmuştur:

“Türkçü milli çıkarları şahısların üstünde tutan, milli mukaddesata ve geçmişe saygı gösteren, görev ahlakı yüksek olan, haksızlıklarla savaşta korkusuz bir insandır.”

Yola çıkmadan önceki bütün tereddütlerimizi tek kelimede silip atan da, Mehmet Akif Ersoy’dur:

“Korkma!”

Korkma! Yaşı insanlık tarihine eş olan bu milleti, hiçbir şahsın ya da zümrenin akıbeti yıkamaz. Herkes gider, Türk budun kalır.

Yakın tarihimizden bir örnekle yazımı sonlandırmak istiyorum

Hükümet, Irak savaşı sırasında ABD’ye, Irak’a asker gönderme teklifinde bulunmuştu (Propoganda edildiği gibi ABD’nin böyle bir talebi yoktu). ABD ise, daha tezkere meclise getirilmeden, bir kısım askerlerini Türkiye’ye göndermeye başlamış, bazı kurumlarımızın hizmetinden yararlanabilmek için pazarlıklara tutuşmuştu. ABD’nin esas niyeti, ülkemize asker yerleştirmek, Kuzey Iraklı Kürtlere ve PKK’ya rahatlıkla destek verebilmekti. Toplumda oluşan tepkinin boyutu, TBMM’de çoğunluk sağlanmasına rağmen tezkereyi geçirmedi. Birliklerini Türkiye’den Irak’a sokamayan ABD, hava indirmesi sırasında büyük kayıplar verdi. O birliklerin komutanı, çuvalcı ABD’li David Patreus idi.

En önemlisi, iktidar partisinden birçok vekil, milletin tepkisiyle cesaretlenip red oyu vermiş ve kararsızların oyu da aynı tepkiden etkilenmişti.

Polisleri, savcıları, bütün devlet görevlilerini, işini yapmaya itecek yegane unsur Türk milletidir. Millet demokratik tepkisini ortaya koyduğu zaman, bunun karşısında durmak isterse de durabilecek güç yoktur, olamaz.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone