Adalet

KemalOnalir

Ülkemizde son zamanlarda en çok tartışılan konu adalet kavramıdır. Hemen herkesin rahatsız olduğu, tatmin etmeyen adalet sistemimiz, köklü bir değişime muhtaçtır. Bu değişimi yapacak olan hukukçulardır fakat sorunları özetleyebiliriz.

Öncelikle yasalarımızda açıklar ve saçmalıklar bulunmaktadır. Hemen hiçbir kanun tam manasıyla uygulanmıyor, uygulananların yaptırım gücü tartışılıyor.

Mahkemeye kravatla gidenin cezası düşüyor, ‘Hâkim’ yerine ‘Sayın hâkim’ diyene indirim veriliyor. Yalan yere ağlayıp, zırlayanlar salıveriliyor.

Suç işlemekten kütük gibi sicili olanlar ‘hapishanede yer yok’ bahanesiyle ‘şartlı’ olarak serbest bırakılıyor. Bu gibi suçlular zamanla polis teşkilatı içinde nam salıyorlar.

Güçlülerin hukuku sorunsuz biçimde işlerken, parasızlıktan avukat tutamayanlar yüksek dereceden ceza alıyorlar. Bir davaya 17 avukatla gelenlere karşı, güç bela bir avukat bulanlar muhakeme ediliyorlar.

Sıradan bir dava uzatıldıkça uzatılıyor; aylar hatta yıllar alıyor. ‘Zaman aşımı’ saçmalığıyla tescilli suçlular serbest bırakılıp bir daha bulunamıyorlar.

Adalet ve eşitlik kavramı birbirine karıştırılıyor, ikisi aynı şey zannediliyor. Hâlbuki birbirinden çok farklı kavramlardır. Örneğin, iki işçinizden birisi, bir işi, bir saatte bitirirken diğeri üç saate yayarak geciktiriyor olsun. İkisine de aynı maaşı vermek eşitliktir. Fakat bu durum adil değildir. Adalet birinci işçiye diğerinden daha fazla ücret ödemektir.

Adalet konusu da farklı değildir. Biri elma diğeri araba çalan suçlulara aynı cezayı vermek eşitliktir fakat adalet değildir. İkisi de cezalandırılmadır fakat suçunun büyüklüğü oranında hüküm verilmelidir. ‘Zaten öyle oluyor’ diyenleri duyar gibiyim. Olmuyor kardeşim.

Memlekette bir vergi kanunu var. Fakat kâğıt üstünde durmaktan başka bir esprisi yok. Vergi dairelerinin önünden geçerken asılı olan afişlere bakın. Devletin ciddiyetini yok sayarak yazılan; ‘Gelin barışalım 🙂’ (Aynen böyle, sonunda gülücük var) ifadeli afişler yeni vergi affını müjdeliyor.

Birincisi; vergi sistemi adil hale getirilmelidir.

İkincisi; zırt pırt vergi affı çıkartmaktan vazgeçilmelidir. Osmanlı sistemini çökerten en önemli etkenlerden birisi vergi toplayamamaktı. Aynısını Cumhuriyet de yapamıyor.  Vergisiz devlet çarkı dönmez. İki yılda bir vergi affı çıkartarak da vergi toplanamaz.

Zaman zaman, hükümetin politikaları ekseninde çıkartılan yasalar vardır. ‘Pişmanlık Yasası’, ‘Taş Atan Çocuklar Yasası’ gibileri buna örnek olarak verilebilir. Bunlara ilave olarak ‘Rahşan Affı’ zikredilebilir. Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit’in etkisiyle çıkartılan afla birçok suçlu, cezasının yarısında serbest kalmıştı.

Bu tarz yasalar devlet otoritesini sarsar. Kanun en baştan konur, çağın getirdiği değişimlere yeni yasalar getirilir. İngiltere’de terör örgütü yok ama bu konuyla alakalı yasa var.

Sonuca gelirsek; adalet sistemimiz değişmeye mecburdur. Başlangıçta İtalya’dan alınan ve Türk Ceza Kanunu olarak yürürlüğe giren kanunlar dizisinin yerine, bir türlü özgün olan bir Ceza Kanunu getirilemedi. Askerlerin iki defa hazırladığı Anayasa, siviller tarafından bir türlü yapılamadı. ‘Seçilmiş’ olmakla övünenler, bir dizi kanunu bir araya toplayıp Anayasa diye ortaya koyamadılar.

Hükümetlerin politikaları, adaletin temeliyle oynadı. Gelen, gidenin yaptığını yıkıp durdu. Toplum hayatının temeli olan adalet, sosyal medyada baskı kurularak yerine getirilir oldu.

Bir dava 10, 20, hatta 30, yıl sürer mi?

Bir zanlının suçunu sabitlemek için 10 yıl boyunca neyin araştırmasını yapıyorlar? 10 yıl boyunca bir tek kanıt bulamadılarsa şahsı neden gözaltında tutuyorlar? Bunlar adaleti sorgulayan sorulardır. Ve tarihimizin bizlere öğrettiği gibi; ‘Geciken adalet, adalet değildir.’

Ben kendi kafamdaki bir takım hususları yazarak paylaşmak istedim. Tarihimizden örneklerle, Türk adaletinin özelliklerini yarın ele alacağım.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone