Adamına Göre Demokrasi

Sandık, Parti, Pusula gibi kavramların çağrıştırdığı rejim olan, birçok uygulama biçimi olmasına rağmen en iptidaisi olan ‘çoğulcu’ hali tercih edilen, demokrasi uzun yıllardır tartışılan bir yönetim biçimidir. Bu işin mucidi bile ölümüne yakın siteminden ümidi kestiği halde bütün dünyanın peşinden gittiği bir yönetici seçme usulüdür.

Mesela; dünyanın demokrasi mümessili olan ABD’de; CIA, yani istihbarat teşkilatı, işkence yapsın mı yapmasın mı diye tartışılıyor. Bu tartışmayı Gana, Nijerya veya Senegal yapsa anında demokrasi giderdi. Irak örneğinden bu konuya hâkimiz. Ebu Gureyb işkencelerini de unutmadık.

Yine mesela; aynı ülkede demokratik seçimler yapıldı. Clinton değil Trump kazandı. Aslında 5 aday vardı ama diğerlerinin parası olmadığı için medya onları pek sallamadı. Seçimler gayet demokratik şekilde icra edildi lakin kaybeden taraf bunu kabullenmedi. Sokaklara çıkıp gösteri yapmaya başladılar. Aynı durum Brezilya’da olsa ABD derhal müdahale eder ve demokrasinin işlerliğini temin ederdi.

Gambiya bir Afrika ülkesidir. Orada da demokratik seçimler yapıldı. Yahya Jammeh, seçimleri kaybetti ama koltuğu bırakmadı, ‘Allah’a sığındı. Nijerya ordusu Gambiya’ya girdi, Jammeh devletin kasasından 12 milyon dolar çalıp kaçtı. Haydi, orası Afrika’nın bereketsiz bir ülkesi, kimsenin umurunda değil. Benzer olaylar Asya ülkelerinde de yaşandı.

Gelelim bizim memlekete. Referandum sürecindeki meseleleri daha önce yazdığım için o konulara girmeyeceğim. Fakat yazıları beyin süzgecinden değil de ‘netice’ süzgecinden geçirenler olduğu için kısa bir açıklama yapacağım. Bahsi geçen önceki yazımda ‘HDP’ ile aynı oyu verebilmek için kıvırdığımı iddia eden mahlûklar var. Hayatında seçim sandığını 1 kez görmüş birisiyim. Bu seçimde de evimde kitap okumayı düşünüyorum.

Asıl konuya dönersek mesele benim veya bizim ne yapacağımız değil, ülkede neler yapıldığı. Demokratikleşme yolunda olduğumuzu iddia edip, hatta tarihimizin en demokrat yıllarını yaşadığımızla övünüp sonrasında takınılan tavırdır.

Bu tavır meselesi sadece biz de değil, bütün dünyada çökmüştür. Bugün İngiltere başbakanı Türkiye’de idi. Erdoğan kendisine; ‘Biz de işkence yapmayı düşünüyoruz’ deseydi ne oldurdu? İşte mesele bu soruya verilecek karşılıktır. ABD’ye dedikleri gibi; ‘Siz bunu bir düşünün bakalım’ mı diyeceklerdi yoksa yaptırım mı uygulanacaktı.

Demokrasi sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada çökmenin eşiğine gelmiş bir usuldür. İşlerine geldiği zaman; ‘Karşılıklı hoşgörü, fikirlere müsamaha, çatışmasız çözüm, empati yapmak’ gibi laf cambazlıklarıyla yere göre sığdıramadıkları demokrasiyi, işlerini görmediği zaman kenara itenlerle uğraşıyoruz.

Dünyada başkasının rejimiyle güçlenmiş, yükselmiş bir millet yoktur. Çinliler, Ruslar veya Avrupalılar Türklere has olan Kağanlık rejimini almamıştır. Alsaydılar bile yürütemezlerdi. Moğollar örneği bu konuda fikir vericidir. Demokrasi de bunun gibidir. Burada tek fark,  Kağanlık bir milletin, yani Türklerin, demokrasi ise bir kültürün oluşturduğu sistemlerdir. Yani o millete veya kültüre aittirler. Dışarıda çıktıklarında aşı tutmaz, Irak, Suriye, Mısır, Libya ve Türkiye gibi.

Lafı ‘netice’ süzgeciyle anlayanlara kısa bir not bırakayım. O okuduğun cümlenin manası ‘Haydi Kağan seçelim’ değil. O sistemin temeli olan liyakat esasına dönelim. Devlet adamını, ‘adamdan’ seçelim demek.

Tüm bunlardan başka ülkemizde eksik olan şey demokrasi değil, ahlaktır. Bu ülkede, siyasi, hukuki, ticari ahlak yoktur. Eğitim ahlakı, sosyal ahlak gibi kavramlar unutulmuştur. Mesele sistem değil, ahlak meselesidir.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone