Ahıska Türkleri

YusufDuzgoren

1944 yılı milletimiz için pek çok talihsizlikleri, acıları, haksızlıkları içerisinde barındıran bir yıl olmuştur. Bunların başında ise Kırım Tatarlarının ve Ahıska Türklerinin sürgünü gelmektedir.

Kızıl Sovyet rejiminin kızıllığı bizim zihinlerimizde komünizmden değil, akıttıkları kandan gelmektedir. Sözde hümanist olan, hak, eşitlik, özgürlük, yaşama hakkı, ifade özgürlüğü gibi insani değerleri güya her şeyden üstün tutan sosyalist rejimin kızıl tarihinin en acılı hatıralarıdır bu sürgünler.

Bugün ise milletimizin kanayan yarası, ailemizin bir türlü yüzü gülmeyen fertleri, Ahıska Türklerinin vatanlarından koparılıp meçhule sürüklenişinin 72. yıl dönümü.

Bugünkü Gürcistan’ın Ahıska ve Borçalı bölgelerinde Karapapak (Terekeme) Türkleriyle birlikte binlerce yıldır vatan belledikleri yurtlarından 14 Kasım 1944 günü Sovyetlerin insanlık dışı tutumlarına maruz kalarak ata topraklara sürgün edilmişlerdir.

II. Dünya Savaşı sebebiyle bölgenin erkeklerini askere alıp ülkesini Nazi tehlikesinden korumak adına savaşa gönderen Stalin köpeği, bölgede korumasız kalan kadın, yaşlı ve çocukları zorla trenlere bindirerek Türkistan’daki muhtelif bölgelere göndermiştir. Bu sürgün esnasında yaşanan acılar, katliamlar, tecavüzler bugün Ahıskalı kardeşlerimizin hala hafızlarında tazeliğini korumaktadır.

Dedelerinin yaşadıkları bu işkencelerin psikolojik etkileri bugün torunlarında dahi hissedilmektedir. Sürgün esnasında onbinlerce kardeşimizin kanına giren Sovyetlerin kuduz köpeği Stalin maalesef yaptıklarının hesabını veremeden gebermiştir.

Türk’e karşı her türlü muameleyi normal kabul eden dünya kamuoyu ise bu zamana kadar gerek Yahudi katliamı, gerekse Ermeni tehciri olaylarında gösterdiği tepkinin onda birini Ahıska Türklerinin sürgününe ve katline karşı göstermemiştir. Sovyetlerin bir etnik gruba karşı sistemli bir şekilde yok etme faaliyetine girdiği ve bunu belirli ölçüde başardığı pek çok delille, belgeyle sabit olmasına rağmen Avrupa İnsan Hakları Komisyonu veya Birleşmiş Milletler bırakın “soykırım” ibaresini kullanmayı, konuyla ilgili ne bir karar aldı, ne de bir kınama bildirisi yayınladı.

Düne kadar “Ermenilerle gönül köprüsü kuralım, çok acılar yaşandı ama tarihimiz bir, kız alıp verdik, yok efendim Sarı Gelin söyleyelim.” diye türlü türlü maymunluklar yapanlar Ahıska Türklerinin isimlerini dahi bilmezler.

Maalesef Türk devleti de soydaşlarına ancak çok uzun yıllar sonra kucak açmış, o da bir kısmını Anadolu topraklarına yerleştirmiş, 3 milyon Suriyeli’ye karşı Superman kesilen devletimiz 300 bin Ahıska Türküne “vize” vermemiştir.

Biz bunları gören, şahit olan ve unutmayan Türk milliyetçileri olarak nasıl “İyi şeyler de oluyor. Bu adamlar hep mi kötü yahu?” diyelim? Bizim kardeşlerimiz Rus mezaliminde katledilirken, balık istifi gibi dizildikleri vagonlarda günlerce tuvaletlerini yapmalarına dahi izin verilmeden ata topraklarından sürgün edilirken sessiz kalan, küresel güçlere (ABD-Rusya) yaltaklanan İsmet’e de “olsun iyi adamdı” diyemeyiz; bugün milyonlarca Suriyeli köpeğe insan kesilen ama hasta yatağında ölümle pençeleşen üç çocuk babası Ahıska Türkünü belgeleri eksik diye sınır dışı etmeye kalkan hükümetin de varsa kıçı kırık bir iki faaliyetini savunamayız.

Türkler ağırlıklı olarak Kıpçaklardan ve Oğuzlardan oluşurlar. Kıpçaklar mizaç itibariyle sert olurlar. Şakaya falan gelemezler, kolay kolay kahkaha atmazlar. Oğuzlar ise biraz daha sıcak kanlıdır. Kıpçaklara göre daha güler yüzlü, daha yumuşaktırlar. Ahıska Türkleri Kıpçak olmasına rağmen lehçeleri Oğuz lehçesidir. Bugünkü AzerbayCan’daki kardeşlerimize çok benzer konuşmaları. Kıpçak oluşları sadece atalarından gelen genetik bir mirastır. Huyları, davranışları aynı Oğuzlar gibidir.

Çok Ahıska Türkü tanıdım. Hepsi birbirinden iyi ve bir o kadar da hatıralarını gözlerinden okuyabileceğiniz derecede içleri dışları bir insanlardır. Neşelidirler. Ama söz konusu Ermeni olunca Azerbaycan’ın başına gelenler akıllarına gelir, surat ifadeleri hemen değişir. Onlar ailemizin talihi gülmeyen evlatları. Hazır kirli siyasi oyunlar, politik devinimleri, üç kuruşluk çıkarlar, dünya dengeleri falan bizi ayırmamışken, hala “bir kısmıyla” aynı coğrafyayı paylaşabiliyorken bunun kıymetini bilelim.

72 yıl önce bugün başlayan Türk’ün bu acı çilesinde, o günden bugüne hayatını kaybeden tüm soydaşlarımıza rahmet diliyoruz. Tanrı mekanlarını cennet etsin.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone