AHMED CEVDET PAŞA’NIN TÂRİH FESEFESİ II- Murat Yılmaz

cev

      

(Geçen sayıdan devam)

      2.2. Târihçide Bulunması Gereken Özellikler

Cevdet Paşa’nın belirttiği üzere bir târih yazarının üç temel görevi vardır: İnsanlara faydalı olabilecek haber vermek, târihi olayların gerçek sebeplerini araştırmak ve bunları herkesin anlayabileceği şekilde açık ve akıcı bir şekilde yazmaktır: “müverrihin vâzife-i zimmeti fâidei haber virecek ve medâr-ı ibret olabilecek vek’âiyin esbâb-ı sahîhasını tetebbu idübde herkesin anlayabileceği vechle selis ü münekkaha olarak ifâde itmekdir. Yoksa teklifât-ı münşiyâne ile ibrâz-ı fazl ve hüner iylemek veyâhud jurnal yollu rûzmere vukûâtı söylemek değildir.”(30)  Târih yazımı konusunda târihçinin seçici olması gerekmektedir. Eskiye dâir her şey târihçinin konusu olamaz. Bu nedenle târihçi titiz davranmalı ve gereksiz konulara girmemelidir. Böyle davranılmazsa okuyan kişinin fayda ve ibret alamayacağı küçük ve lüzumsuz olaylar asıl anlatılmak istenenin arasına girerek olayın seyrini bozar ve okuyucunun dikkatini dağıtır. Cevdet Paşa kendisinden önceki târih yazarlarını büyük küçük demeyip her şeyi târih olarak yazmakla eleştirerek bunun mânâsız bir iş olduğunu söylemiştir.(31)

Bir târihçi eserini kaleme alırken yazdıklarını belgelerle desteklemelidir. Paşa’ya göre bir olayın gerçekliği, onun vesikaya dayanmasına bağlıdır. Senet sayılabilecek bir kayda ulaşılamadığında, bu olay yalnızca ağızdan ağza nakil ve hikâye olunur. Sarf edilen sözler birer rivâyet olmakla işin hakikati meçhul kalır.(32)  Cevdet Paşa, târihî belgeleri yorumlama ve değerlendirme bakımından da modern târihçiliğin öncülüğünü yapmıştır. Bu konuda kendisinden önceki târihçiler onun kadar başarılı olamamıştır. Önceki vak’anüvisler yazdıkları târihlerinde ferman ve hatt-ı hümâyûn gibi çeşitli belgeleri yayınlamıştır; ancak belge değerlendirmesi ve yorumlaması yoluna gitmemişlerdir. Daha önceki târihçiler belgeler arasında ilişki kuramadıkları veya kurmadıkları gibi olayları neden-sonuç çerçevesi içerisinde de ortaya koyamamışlardır. Paşa ise bu çalışma yöntemiyle kendisinden sonraki târihçilerin eserlerinin gerçekçi ve doğru temellere dayandırılması bakımından önemli rol oynamıştır.(33)

Paşa’nın dikkat çekici bir tespiti de târihçilerin olaylar hakkında açıklama yaparken kişisel görüşlerinin etkilerinde kalma hatâlarıdır. Bundaki en önemli sebep ise anlattıkları olayların kahramanlarına kin duymaları veya başkalarına hoş görünme çabasıdır. Bu nedenle târihçilerin belgeye dayanmayan yazılarını ele alırken bu gerçeği göz önünde tutmak gerekir: “Çünkü müverrihler muâsırlarının çoğundan ale’l-husûs serkârda bulunanlardan ekseriya bâzı esbâba mebni yâ müteşekkir veyâ müteneffir bulunur ve bu cihetle zihinleri bi’t-tab bir tarafa mütemâyil olur ve ana göre lisân kullanur. Binâenaleyh muâsırlarının tercüme-i hâllerini beyân makâmında ifrât ve tefritden hâli kalmazlar ama vukû’atın muhâkemesiyle hakikat-ı hâl meydâna çıkar.”(34) Târihçilerin bazı olayları gizli tutmak ve saklamak zorunda kalmaları ve buna mecbur olmaları anlaşılabilir; ancak iftira ve garaz için yalan sözler yazmaları asla mazûr görülemez.(35)

Cevdet Paşa, târih ilmini okuyucuya zihnî terbiye vermesi ve belli odaklar çerçevesinde telkinlerde bulunması bakımından önemli görmüştür. Paşa’ya göre târihçi, olayları derinlemesine incelemelidir. Bu inceleme, olayların anlaşılmasını ve olaylardan ibret alınmasını sağlar.(36) Târihin bu şekilde okuyucuya etki edebilmesi için de tarihçi yazdıklarında son derece tarafsız olmak zorundadır. Çünkü târih yazımında öznel davranmak târihçiyi hatâya düşürür. Bu bakımdan konuları olabildiğince yansız olarak ele almak gerek târih ilmi gerekse târihçi açısından önemlidir. Paşa kendisine âit Târih’ini kaleme alırken buna özellikle dikkat etmiştir. Joseph von Hammer Târih-i Cevdet’in 3. cildi hakkındaki görüşlerini ifâde ederken bunu teyit etmiştir: “…bu cildin şâmil olduğu vekaayi’nin beyân ü hikâyesinde dahi mukaddemki cildlerde olduğu gibi kaaide-i bî-tarafî ve bî-garazîye ez-her-cihet ve kemâl derecede riâyet kılınmış…”(37)

Paşa’nın ifâde ettiği üzere bir târihçi olayların sebep ve sonuçlarını tam olarak bilmekle yükümlüdür. Bu bakımdan da neden-sonuç ilişkisi içerisinde geçmiş incelenerek günün olayları yorumlanmalıdır: “Bir asrın vukû’atı ise a’sar-ı sâbıkanın a’dâd ve tehiye itdiği ilel ve esbâb-ı müteselsilenin netâyic ve müsebbebâtı idüğünden yazılacak vekâyi-i târihiyye ne makûle esbâbın asârı idüğü bilinmek lâzım gelür.”(38) Târihçi, târihî olayların doğrularını yanlışlarından, lüzumlularını gereksizlerden ayırmalı ve olayların meydana gelmesinde görünür sebeplerin ardındaki gerçek sebepleri bulmalıdır.(39) Çünkü mucip sebepler anlatılmadan sadece olayların hikâyesinden gerçek ortaya çıkamaz.

       2.3. Avrupa Târihine Bakış

Cevdet Paşa’nın târih anlayışındaki özelliklerinden birisi de Avrupa târihine olan ilgisidir. Osmanlı târihi çerçevesinde Avrupa’nın iyi tanınması ve olaylar üzerinde Batı’daki gelişmelerin etkileri onun için önemlidir. Avrupa’daki olayları ve kurumları sağlam bir şekilde kavramış olan Paşa, bunları net bir şekilde nakletmiştir. Bu bakımdan Doğu-Batı mukayesesi, medeniyet târihçiliği yapan Cevdet Paşa için önemlidir.

Eserlerinde yeri geldikçe Avrupa’yı ilk oluşumundan itibaren inceleyen Paşa, klasik dönem Osmanlı târihçileri gibi yüzeysel ve dışarıdan gören bir gözle önyargılı bir şekilde değil, Avrupa’da meydana gelen olayları derinlemesine eleştirel bir yaklaşımla ele alıp günümüzde hâlâ geçerliliğini koruyan bir takım tespitlere ulaşmıştır. Batı târihinin yüzyıllar içerisinde geçirdiği süreci ve bu süreç esnasında Avrupa’da oluşan siyâsî, sosyal ve ekonomik yapıları açık bir şekilde ortaya koyan Paşa zaman zaman da Avrupa ile Asya kıt’alarını(40), Avrupa devletleri ile Osmanlı veya İslâm devletlerini(41), Avrupa hükümdârları ile Osmanlı hükümdârlarını(42) ve Hristiyanlık ile Müslümanlığı(43) mukayese etmiştir. Böylece okuyucuya karşılaştırma yapma imkânı sunarak tespitlerinin anlaşılmasını pekiştirmiştir.

Bu anlamda Avrupa târihinin meselelerine ciddi mânâda ilk defa el atan kendisi olmuştur. Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyılını bilhassa siyâsî, ekonomik ve kültürel bakımlardan etkilediğini bildiğimiz Fransız İhtilâli’nin Avrupa ve diğer devletler açısından önemini kavrayarak, bu ihtilâlin Osmanlı Devleti’ne yansımalarının boyutlarını tespit için sadece ihtilâl dönemi üzerinde durmayıp Avrupa’nın siyâsi gelişimini ve müesseselerini de ele almıştır.(44)

       2.4.  Çağ Tasnifi Girişimi

Günümüzde hâlâ tam olarak üzerinde anlaşmaya varılmayan târihin çağlara ayrılması konusu tartışmalıdır. Sonradan ortaya çıkmış bir kurgu olan çağ taksimatını üçlü şekilde (Eskiçağ-Ortaçağ-Yeni/Yakınçağ) sistemleştiren Hristiyan teolog ve târihçiler olmuştur. Dolayısıyla Batılıların ortaya koyduğu şekilde çağ taksimatı Hristiyanlıktaki üçlü teslis inancının bir yansımasını ifâde etmiştir. Hz. İsa’nın milâd olarak târihin merkezine yerleştirilmesi ve çağları birbirinden ayıran olayların Batı Avrupa’yı alâkadar eden hâdiselerden meydana gelmesi bu anlayışın en açık göstergeleridir.(45)

Cevdet Paşa ise Batı merkezli bu târih kurgusuna karşı çıkmıştır. Milâdî 15. yüzyıl Avrupa için “asr-ı cedid” olduğundan dolayı Avrupalı müverrihler Hz. Âdem’den Batı Roma Devleti’nin yıkıldığı 476 yılına kadar geçen döneme “Târih-i Atik”, buradan İstanbul’un fethi olan 1453 veya Amerika’nın keşfi olan 1492 yılına kadar geçen döneme “Kurûn-ı Vustâ” ve o dönemden sonrasını ise “Târih-i Cedid” diye adlandırmışlardır Ancak bu tip bir çağ taksimatını yanlış bulan Cevdet Paşa sadece Müslümanların açısından değil, Avrupalılar açısından da İslâmiyet’in ortaya çıkışının Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından daha büyük bir öneme sahip olduğunu söyleyerek târihî çağların iki kısma ayrılması gerektiğini ileri sürmüştür. Ona göre “devr-i Âdem’den asr-ı saâdet-i Muhammediyeye Târih-i Atik ve andan sonrasına Târih-i Cedid” denilmesi daha doğrudur. Bunun yanında Târih-i Cedid içerisinde de milâdî 15. yüzyılın ilmin ve sanayinin yüksek seviyeye çıkarak Avrupa’nın medeniyet yolunda hız almasını sağladığı için ayrı bir dönem olarak ele alınabileceği görüşündedir.(46)

  1. SONUÇ

Çalışmamızda görüldüğü üzere Cevdet Paşa klasik Osmanlı vak’anüvisliğine yeni bir bakış açısı getirmiştir. Kâtip Çelebi ve Müneccimbaşı gibi târihçi neslin son temsilcisi olmakla birlikte klasik ile modern târihçilik arasında bir köprü vazifesi görmüştür. Özellikle târih felsefesi ve yöntemi konularında selefi olan târihçilerden farklı bir tarz benimsemiş, bu hususlarda büyük ölçüde İbn Haldûn’un tesiri altında kalmıştır. Târihte mutlak bir determinizme inanmamakla İbn Haldûn’dan ayrılırken, değişmez belirlilik yerine irâdeci görüşe taraftar bir tavır sergilemiştir.

Kendisinden önceki târihçileri ilmî mânâda tenkit eden Paşa,  Târih’inde yararlandığı kaynakları süzgeçten geçirerek ciddî bir şekilde eleştirmiştir. Ele aldığı olayların analiz ve sentezini de yaparak sadece yaşanmış olayların anlatıcısı olan pasif târihçi pozisyonuna düşmekten kurtulmuş ve modern bir târihçinin görevlerini üstlenmiştir. Târihî olayların sebeplerini ve sonuçlarını ele alarak düşünce ve yorumlarıyla târih felsefesi konusundaki bilgisini ortaya koymuştur. Bu da Paşa’nın târihi olayların yalnızca görünür kısmıyla değil, bütüncül bir bakış açısıyla perde arkasında kalanları da göz önünde tutarak yargılara vardığını göstermektedir. Cevdet Paşa, târihî olayları vesikalara dayandırarak neden-sonuç ilişkisi içerisinde tenkitçi bir yaklaşımla ele almış ve bu yönüyle de gelenekçi Osmanlı târih yazımından sıyrılmıştır. Bu bakımdan Paşa’yı çağdaş Türk târihçileri içerisinde değerlendirmek gerekir.

Daha önceki Osmanlı târihçilerinden farklı olarak Avrupa târihine de eğilen Paşa, yeri geldikçe Avrupa devletlerinin durumundan, onların kendi aralarındaki münâsebetlerinden ve Osmanlı’ya karşı uyguladıkları politikalardan açık bir şekilde bahsederek, uluslar arası politika ve dengelerden kaynaklanan olayların iç yüzünü aydınlatmaya çalışmıştır. Doğu-Batı arasındaki kültürel ilişkileri de karşılaştırmalı olarak ele alan Paşa, Osmanlı Devleti’nin târihî olaylardan ders alarak kendisini geliştirmesini arzu etmiştir. Aynı şekilde târih eğitimine büyük önem veren Paşa, târih bilinciyle birlikte daha önce yapılan hatâlardan ders alınıp aynı hatâlara düşülmeyeceğini belirtmiştir. Târih öğrenimin sadece devlet ve ilim adamları için değil, halk için de önemli bir kazanım olduğunu açıklayan Paşa, târihin ibret alınacak olaylar dizisi olduğunu söylemiştir.

Târihe geçmişten ders alarak geleceği inşâ etme görevi yükleyen Cevdet Paşa, devlet ve toplum düzeninin aksayan yönlerini tespit ve bunları tedavi etme işlemlerinde de târihi bir araç olarak kullanmıştır. Bu bağlamda Paşa’nın târihçiliğin amacının salt bir geçmişin görüntüsü vermek değil, yaşadığı dönemdeki Osmanlı devletine ve toplumuna yön vermek olduğu gayet açıktır.

Cevdet Paşa modern târihçiliğin temel ilkeleri olan eleştiri, tarafsızlık, doğruluk, karşılaştırma, gözlem ve fayda gibi konulara dikkat çekerek 20. yüzyıldaki Türk târihçiliğinin oluşumuna ve yöntemine katkıda bulunmuştur.  Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi Cevdet Paşa hakkında, Osmanlı târihçiliğine damga vurmuş ve günümüz Türk târihçiliği için başlangıç noktasını oluşturmuş değerli bir ilim adamımızdır tanımlamasını yapabiliriz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİPNOTLAR:

(30) Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.1, s. 14.

(31) Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.3, Tertîb-i Cedîd, Matbaa-i Osmâniye, Dersaadet 1309, s. 110.

(32) Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.4, s. 271.

(33) Yücel Özkaya, “Ahmet Cevdet Paşa’nın Tarih’inde Arşiv Belgeleri”, Ahmet Cevdet Paşa Semineri 27-28 Mayıs 1985 Bildiriler, Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul 1986, ss. 145-146.

(34) Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.12, Tertîb-i Cedîd, Matbaa-i Osmâniye, Dersaadet 1309, s. 110.

(35) Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.2, Tertîb-i Cedîd, Matbaa-i Osmâniye, Dersaadet 1309, s. 279.

(36) Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.3, s. 119.

(37) Ahmed Cevdet, Tezâkir 40- Tetimme, s. 74.

(38) Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.1, s. 16.

(39) Yusuf Halaçoğlu, “Ma’rûzât ve Tezâkir’de Mustafa Reşid Paşa ve Tanzimat Erkânı”, Mustafa Reşid Paşa ve Dönemi Semineri, TTK Basımevi, Ankara 1987, s. 29.

(40) Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.1, s. 163.

(41) Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.1, s. 187.

(42) Ahmed Cevdet, Tezâkir 40- Tetimme, ss. 219-220.

(43) Ahmed Cevdet, Ma’rûzât, Haz. Yusuf Halaçoğlu, Çağrı Yayınları, İstanbul 1980, ss. 107-109.

(44) İlber Ortaylı, “Cevdet Paşa ve Avrupa Tarihi”, Ahmet Cevdet Paşa Semineri, 27-28 Mayıs 1985 Bildiriler, Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul 1986, s. 166.

(45) Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Necmettin Alkan, “Tarihin Çağlara Ayrılmasında ‘Üç’lü Sistem ve ‘Avrupa Merkezci’ Tarih Kurgusu”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, C.2, S.9, Sonbahar 2009, ss.23-42.

(46) Ahmed Cevdet, Tezâkir 40- Tetimme, s. 242.

 

 

 

 

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone