AHMED CEVDET PAŞA’NIN TÂRİH FESEFESİ- Murat Yılmaz

mu
  1. GİRİŞ

Cevdet Paşa gerek siyâset ve hukuk gerekse dil ve din alanında çok yönlü bir kişiliğe sahiptir. Ancak bunlardan da öte bir târihçidir. Bunun nedenleri olarak kendisinin kaleme almış olduğu târihe dâir eserlerinin büyük önem arz etmesi, târihin kendisi için bir disiplin olması ve diğer bütün çalışmalarının ana kaynağını târihin oluşturmasıdır.[1]

Cevdet Paşa’nın klasik şark târihçiliğinin en üstün örneğini veren bir vak’ayinâmeci mi yoksa Batı tarzı târihçiliğin kapılarını açan modern bir araştırmacı mı olduğu konusunda tartışmalar vardır.[2] Mükrimin Halil Yınanç Osmanlı târihçiliğini edebi kaygı ağır basan süslü nesirle yazılmış İran etkisindeki nakilci ve tasvirci târihçilik ile olaylara sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde eleştiri süzgecinden geçirilerek aktarılan faydacı târihçilik olarak ikiye ayırmıştır.[3] Cevdet Paşa ise klasik Osmanlı târihçiliğine yeni bir bakış açısı getirmiş; târihçilik, târih felsefesi ve yöntemi bakımından da eski vak’anüvis târihlerinden farklı yeni bir anlayışın yolunu açmıştır. Paşa, Osmanlı târihçiliğinin klasik İslâm geleneğine şeklen bağlı görünmektedir. Ancak İslâm târihçiliğinin ilmî târihçilik ekolünü takip etmekle birlikte, bu ekolün belâgata önem veren İran tarzı edebi târihçilikle ahenkli bir terkibini gerçekleştirmiştir. Böylece Kâtip Çelebi ve Müneccimbaşı gibi aynı terkibi yapmış olan târihçi neslin son temsilcisi olmuş, eski ile yeni târihçilik anlayışı arasında bir köprü vazifesi görmüştür.[4]

Paşa’nın Batılı târihçilerden etkilenip etkilenmediği konusunda tartışmalar vardır. Muallim Cevdet hocası Selim Sabit’ten naklettiğine göre Cevdet Paşa’nın fikrî dünyasının gelişiminde Batılı târihçilerin de etkili olduğunu belirtmiştir.[5] Ancak Ümit Meriç bu iddianın doğruluğunu kabul etmezken[6] Tanpınar ise sadece uzak da olsa Paşa’nın Vak’a-i Hayriye tasvirinde Michelet’in Fransız İhtilâli’nin betimlemesinin bir etkisi olabileceğini ve muhtemelen yabancı kaynaklar hususunda kendisine yardım eden Hoca Sahak gibi kişilerin Michelet’in eserini Paşa için kısmen tercüme etmiş olabileceklerini savunmuştur.[7] Gerçekten de bakıldığında Paşa’nın Batılı târihçilerden yararlanması dolaylı yoldan gerçekleşmiştir. Paşa’nın Encümen-i Dâniş’in hâricî üyesi Hammer’le ilişki hâlinde bulunması[8], Muallim Ali Şahbaz Efendi aracılığıyla Batı târihi ve hukuku konularında bilgiler edinmesi[9] Mekâtib-i Umûmîye Nâzırı Kemal Efendi’den Avrupa’da târih yazma usulüne dair bilgiler almaya çalışması[10] ve Hoca Sahak’ın da Paşa için Batı dillerinde yazılmış bazı târihî kaynakları tercüme etmesi durumu gözler önüne sermektedir. Bunun yanında Encümen-i Dâniş’in de Batı kaynaklarından yaptırdığı çevirileri göz ardı etmemek gerekir. Tüm bu sebepler Paşa’nın Batı kaynaklarından haberdar olmasını sağlamıştır. Ancak tüm bunlara rağmen Paşa’nın târih görüşünde ve yönteminde Batılı târihçilerin etkisinin görüldüğü söylenemez. Ümit Meriç’in de ifâde ettiği gibi Paşa’nın Batı sistemleriyle yakın bir münâsebeti olduğu düşünülemez, buna ihtiyacı da yoktur.[11] Cevdet Paşa’nın târih felsefesinde Batılı târihçilerin etkili olduğu iddiası bu hâliyle pek geçerlilik kazanamamaktadır.

Paşa’nın Batılı ilim adamlarından ne kadar faydalandığı tartışmalı olsa da İbn Haldûn’un görüşlerinin onun târihçilik anlayışında önemli bir yer tuttuğu söylenebilir. İbn Haldûn’un asabiyet prensibini Osmanlı Devleti’ne uygulayarak, bu devleti “Türklüğe mahsus olan sıfât-ı sâbite-i memdûha ile şecâat ve diyânet-i Arabiyye’yi cem’ etmiş bir cem’iyyet-i cemile”[12] şeklinde ifâde etmiştir.  Cevdet Paşa, târih felsefesi ve yönteminde büyük ölçüde bir kısmını tercüme ettiği Mukaddime’nin yazarı İbn Haldûn’un etkisinde kalmıştır. 15. yüzyılda yaşamış olan ve İslâm dünyasının belki de dönemine göre ileride sayılabilecek fikirlere sahip tek târihçisi İbn Haldûn’u Cevdet Paşa dışında hiçbir târihçi gerçek mânâda anlamak kabiliyetini gösterememiştir.[13] Bundan dolayı Tanpınar onu İbn Haldûn’un son şakirdi sayarken;[14] Mehmed Cemâleddin Efendi de onun İbn Haldûn’un halefi olduğunu söylemiştir.[15]

Cevdet Paşa İbn-i Haldûn’un “beş tavır” nazariyesini Kâtip Çelebi, Müneccimbaşı ve Naimâ gibi Osmanlı târihçilerine benzer bir anlayışla nakletmiş ve her devlet gibi Osmanlı Devleti’nin de kuruluş, yükseliş, duraklama, gerileme ve çöküş dönemlerinden geçeceğini; ancak beşinci tavrın tıpkı diğer Osmanlı târihçilerinin söylediği gibi değiştirilebileceğini belirtmiştir. Böylece târihte mutlak bir determinizm olmadığı yönünde görüş bildirerek İbn Haldûn’dan ayrılmıştır.[16]

  1. CEVDET PAŞA’NIN TÂRİH FELSEFESİ

       2.1. Târihin Önemi ve Gerekliliği

Cevdet Paşa’ya göre târih ezeli bir akıştır. Bütün beşeri kıymetleri ve hakikatleri değiştiren bir “hengâme-i ibrettir”.[17] Paşa, târihin önemimi şöyle belirtir: “İlm-i târih efrâd-ı nâssı vekayi ü meâsir-i mâziyyeye ve vükelâ ve havâssı hafâya ve serâir-i mukteziyyeye muttali idüb nef’î âmme-i âleme âid ve râcî oldığından âmme-i eşhâs mütâlaasına mecbul ve beynü’l-havâss makbûl ü mergûb bir fenn-i kesîri’l menâfidir.”[18]

Târihten maksat sadece bir maddenin filan târihte olduğunu bilmek değildir. Târih kitapları geçmiş olayları anlatarak gelecek kuşaklara iyiyi ve kötüyü, haklıyı ve haksızı gösterip bunlardan ibret almalarını sağlamakla yükümlüdür. Aynı şekilde târih yazarının asıl borcunun da doğruyu söylemek olduğu açıktır.[19] Cevdet Paşa’ya göre târihin görevleri arasında gelecek nesilleri iyi davranışlarda bulunması yönünde uyarmak, yaşanılan iyiliklerden faydalanmalarını sağlamak ve geleneklere dayanak olmak vardır. Târih, dünyanın, insanlığın, geçmişinden şimdiki ve gelecek toplumlara haber verme aracı olduğu gibi dünya çağında yaşayan örnekleri, hatıraları ve uygulamaları içeren bir yapıdır. Ayrıca geçmişte muhtelif milletlerin birbirlerine nispetle üstünlük ve ileri değerde olduğunun ölçü ve miyârıdır.[20] Özellikle insanlığa kendisinin geçmişini öğreten bir ilim olması itibariyle târihin faydasına inanan Paşa’ya göre “…her millet vekaayıî kendi târihi üzere tertîb edip tevârih-i sâireyi ana kıyâs ile bulur ve aksi insana ters gelir. Bu cihetle her millet kendi târihini muhâfazaya mecbûr olur.”[21]

Paşa, medeniyetin koruyucu unsuru olarak târihin rolüne dikkat çekmiştir. Nitekim târih sayesinde duraklama dönemindeki devletlerin idârecileri geçmişin tecrübelerinden faydalanacak ve mevcut hâli bu birikimin ışığında ıslah edebileceklerdir. Cevdet Paşa devlet düzeninin korunması, devletin eski usûllerinin târih aracılığıyla tespit edilip saklanması ve yeri geldiğinde günün şartlarına uygun bir şekilde yeniden ele alınarak devlette kullanılmasının faydalı olacağı kanaatindedir. Bu nedenle de târih eğitim ve öğretimi gereklidir.[22] Böylece Cevdet Paşa geleneksel târih anlayışından ayrılarak halkı da târih öğrenimine dâhil etmiştir. Artık ibret almak üzere târihi olayların hikmetini araştırmak, geçmişte olduğu gibi sadece târihçilerin değil herkesin işi haline gelmiştir.[23]

Bazı insanlar geçmişten aldığı öğretici, düzenli, hayırlı ve gerekli bilgilerle hayırlı işler yapar. Yine bu nitelikteki insanlar eskileri geçerek daha ileri bir görüşe varmayı bir uğraş sebebi sayarlar. Cevdet Paşa’ya göre de eldeki bilgilerle, geçmişten bugüne gelip olayların asıl sebepleri keşfetme yeteneğine sahip olanlar saygıdeğerdir.[24] Târih ilminde de aranılan gerçek hakikattir:  “İlm-i târihten garaz-ı aslı vuk’uatın sıdk ve kezbine ve esbâb-ı hakikiyesine vukûf ile mucib-i teyakkız ve intibah olacak malûmat-ı iktisâbından ibâret olmağın…”[25]

Paşa’nın târih konusundaki görüşlerinde ilginç bir özellik de târihin akışını Allah’ın irâdesine bağlamasıdır. Ona göre olayların sebeplerini Allah’ın âdetine bağlamak üzere bir târih seyri söz konusudur. Bu sebepleri ortaya çıkarmak ise fenn-i târihin vazifesidir: “Fakat âdet-i ilâhiye kâffe-i vuku’âtı esbâb-ı âdiyyesine rabt ve isnâd itmek üzere câri olub vuku’âtın esbâbını beyân dahi fenn-i târihin vazifesi oldığına nazaran…”[26] Böylece Cevdet Paşa târih ilmine mutlak hikmet sahibi Allah tarafından olayların meydana gelmesine yol açan sebepleri ve sebeplerin de arka planında yatan hikmetleri araştırma görevini yüklemiştir. Paşa’nın düşüncesine göre târihi olayların perde arkasında ilâhî bir adâlet ölçüsü olduğu muhakkaktır: “Bu misillü vuku’âta basar-ı basiret (ile) bakıldığı hâlde verây-i perde-i hafâda bir mizân-ı adl-i ilâhi olduğu sübut buluyor. Ale’l-husûs Devlet-i Aliyye’de mükâfat ve mücâzât kaa’ideleri lâyıkıyle icrâ olunmadığından pek çok vuku’âtın bu mizân-ı ilâhi ile tartıldığı ve pek çok kimselerin bu âlem-i şühûdda mânevi mükâfat ve mücâzâta mazhar olduğu ashâb-ı ibrete ma’lûm ve iyân oluyor.”[27] Paşa’ya göre bir işin nihâyete ermesi Allah’ın takdirine bağlıdır. “Ne çâre ki takdir-i ilâhi müsâid olmadıkça rey ve tedbir kârger tesîr olamıyor.”[28]

Hristiyanlığın ilk dönemlerindeki târih yazımında da târihsel süreç insan ürünü değil Tanrı’nın murâdı sonucunda oluşan olaylar dizisi olarak görülmüştür. Her olay belli bir amaçla Tanrı’nın isteği doğrultusunda var olmuştur. Buna göre Roma İmparatorluğu da belli bir işlevi yerine getirmek ve getirdikten sonra yok olmak üzere târihte uygun bir zaman diliminde ortaya çıkmıştır.[29] Yani târihte külli irâde hâkimdir. Cevdet Paşa’nın görüşü ise İslâm’daki kader anlayışını târihî olayların meydana gelmesinde bir etki olarak belirtmesidir. Her ne kadar Allah her şeyi önceden bilip görse de insan eylemlerine karışmamakta ve cüz’î irâdeyi olayların gelişiminde serbest bırakmaktadır. Hristiyan târih yazımında mutlak kadercilik hâkimken Paşa’nın anlayışında ise irâdeci görüş ön plandadır.

(devam edecek)

Murat YILMAZ

 

[1] Ahmet Hamdi Tanpınar, On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Dergâh Yayınları, İstanbul 2012, s. 176.

[2] Christoph K. Neumann, Araç Tarih Amaç Tanzimat Tarih-i Cevdet’in Siyasi Anlamı, Çev. Meltem Arun, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2000, ss. 208-215.

[3] Mükrimin Halil Yınanç, “Tanzimat’tan Meşrutiyet’e Kadar Bizde Tarihçilik”, Tanzimat, C.2, MEB Yayınları, İstanbul 1999, s. 575.

[4] Yusuf Halaçoğlu, Mehmet Akif Aydın, “Cevdet Paşa”, TDVİA, C.7, İstanbul 1993, s. 446.

[5] Muallim Cevdet, “Dârülmuallimin Yetmiş Birinci Sene-i Devriyesi Vesilesiyle Müessesenin İlk Müdürü Cevdet Paşa’nın Hayat-ı İlmiyesi Üzerine Konferans”, Tedrîsât Mecmuası, C.7, S.39, Haziran 1333, s. 435.

[6] Ümid Meriç, Cevdet Paşa’nın Cemiyet ve Devlet Görüşü, Ötüken Yayınevi, İstanbul 1975,s. 10.

[7] Tanpınar, a.g.e., s. 178.

[8] Ahmed Cevdet, Tezâkir 40- Tetimme, Yay. Cavid Baysun, TTK Yayınları Ankara 1991, s. 74.

[9] Ali Ölmezoğlu, “Cevdet Paşa, İA, C.3, İstanbul 1977, s. 114.

[10] Bekir Kütükoğlu, “Tarihçi Cevdet Paşa”, Ahmet Cevdet Paşa Semineri 27-28 Mayıs 1985 Bildiriler, Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul 1986, s. 108.

[11] Meriç, a.g.e., s. 10.

[12] Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.1, Tertib-i Cedid, Matbaa-i Osmâniye, Dersaadet 1309, s. 29.

[13] Kemal Sözen, Ahmet Cevdet Paşa’nın Felsefi Düşüncesi, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 1998, s. 49.

[14] Tanpınar, a.g.e., s. 177.

[15] Mehmed Cemâleddin, Osmanlı Târih ve Müverrihleri (Âyine-i Zurefâ),  İkdam Matbaası, Dersaadet 1314, s. 114.

[16] Ercüment Kuran, “Türk Tefekkür Tarihinde Ahmet Cevdet Paşa’nın Yeri”, Ahmet Cevdet Paşa Semineri 27-28 Mayıs 1985 Bildiriler, Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul 1986, s. 9.

[17] Ümit Meriç Yazan, “Bir Osmanlı Sosyologu Ahmet Cevdet Paşa, Ahmet Cevdet Paşa Vefatının 100. Yılına Armağan, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1997, s. 13.

[18] Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.1, s. 15.

[19] Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.1, s. 2.

[20] Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.1, s. 3.

[21] Ahmed Cevdet, Tezâkir 40- Tetimme, s. 241.

[22] Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.1, s. 16.

[23] Bedri Gencer, Hikmet Kavşağında Edmund Burke ile Ahmed Cevdet, Kapı Yayınları, İstanbul 2011, s. 99.

[24] Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.1, s. 2.

[25] Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.1, s. 14.

[26] Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.4, Tertib-i Cedid, Matbaa-i Osmâniye, Dersaadet 1309, s. 88.

[27] Ahmed Cevdet, Tezâkir 13-20, Yay. Cavid Baysun, TTK Yayınları, Ankara 1991, s.112.

[28] Ahmed Cevdet, Târih-i Cevdet, C.9, Tertîb-i Cedîd), Matbaa-i Osmâniye, Dersaadet 1309, ss. 44-45.

[29] R. G. Collingwood, Tarih Tasarımı, Çev. Kurtuluş Dinçer, Doğu Batı Yayınları, İstanbul 2010, s. 92.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone