AKP Fabrika Ayarlarına Geri Döndü

AKP’nin son zamanlardaki tutumunu gördükçe aklıma iktidarın ilk yılları geliyor. O zamanlar da Batı karşısında tam bir teslimiyet hali vardı. Son birkaç yılda değişen sadece birkaç şey oldu. Mesela iktidarın ilk yıllarında AB’ye olumlu mesajlar verilirken, sonraki yıllarda üst düzeyde siyasilerden sert açıklamalar geldi; fakat buna rağmen teslimiyet hali devam etti. Milletten sert tepki gelene kadar açılım süreci sürdürüldü. Cemaate karşı 15 Temmuz’a kadar hemen hiçbir söylem icraata dökülmedi.

AKP, “Açılım süreci dolapta.” açıklaması yapmıştı. Bu durumda açılım bitti, diyemeyiz. Biten bir şeyi dolaba koyamazsınız. Tüketmediğinizi yeniden kullanmak üzere dolaba koyarsınız. Dolayısıyla siyasi iktidar ilk fırsatta, özellikle yeni anayasayla beraber açılım sürecini dolaptan çıkarıp önümüze koyacaktır. 15 yıldır da o dolaba kaldırılan, o dolaptan çıkarılan helal bir şey önümüze getirilmedi. Artık midemiz kaldırmıyor.

Düne kadar şehit cenazelerini şov olarak gören, Türk milliyetçilerini terörden beslenmekle itham eden AKP, bugün özellikle sosyal medyada görevlendirdiği şahıslar vasıtasıyla terörden de, şehitlerin adın da rant elde ediyor. Bir kişi AKP’ye muhalefet etti mi, hemen o kişiye “Siz devletin yanında değilsiniz.” suçlaması yöneltiliyor ve FETÖ’cü ilan ediliyor. Ömer Halisdemir veya Fethi Sekin AKP’nin şehidiymiş gibi davranılıyor ve her iki şehidimize de sahte kimlik veriliyor. Örneğin Ömer Halisdemir’in Atatürk’ün resmi önünde çektirdiği fotoğraf kırpılıyor, Fethi Sekin Türk ve Türk milliyetçisi olduğu halde Kürt olduğu propogandası yapılıyor. Suriye’de savaşan bir Türk milliyetçisinin Bozkurt yaptığı eli Rabia işaretiyle montajlanıyor. Gerçek fotoğraf gösterildiğinde, Rabia işaretli fotoğrafı kullanan ve yayan şahıs, yüzsüzce “Zorunuza mı gitti?” diyor. Bu tarz hareketlerle AKP, tüm günahlarını perdelediğini sanıyor.

Sevabı bilen günahı bilmez mi?

Önüne gelen “Ne günlerden ne günlere…” diye yaygara yapıyor.

Gerçekten “Ne günlere kaldık ey gazi hünkar…” diyoruz biz de.

Kafese tıkıldığında “Türk devletine hizmet etmek istiyorum.”, “Şeyh Sait’in devamıydım kullanıldım.” diyen Öcalan köpeği, adam yerine konulup muhatap alındı. Yetmedi, Şeyh Sait kahraman ilan edildi. Fatih Tezcan “şehit” diyor, Burhan Kuzu sosyal medya paylaşımını kaldırıyor. O derece… Oysa Şeyh Sait, Tunceli ahalisini hem ağalık düzeniyle hem de din üzerinden sömüren bir zorbaydı. Tunceli’nin Kürtleştirilmesine de büyük etkisi vardır. Gerçi AKP’nin bu konudan gocunduğu yok; milleti il-il ayrıştırıp şehidi bile “Kürt polis” diye tanıtan bir zihniyetten söz ediyoruz.

Bunlar mı Batı’ya kafa tutuyor? Bunlar mı Batı’yla savaşıyor?

Gerçekten ne günlerden ne günlere!

Habur’da yaşanan rezaleti -ne yazık ki- unutamadık. Türkiye’nin tarihine bir kara leke sürüldü. Kozmik odalara girildi. AKP medyası, basını, sözde yazarları utanmadan “Kahraman savcılarımız girdi, hele bir bakalım ne varmış!” diye yaygara kopardı. Yaşanan sadece ihanet değil aynı zamanda soytarılık piyesiydi. Bir insanın yatak odasına girip iç çamaşırlarının olduğu dolaba giren birine, mahallelinin “Hele bir göster neyi varmış!” demesi ne demektir? Devletin mahremine de öyle göz dikildi! Sorarım: Baş sorumlulardan Bülent Arınç bunun bedelini ne zaman ödeyecektir? Yine sorarım: Bugün küresel güçler üzerine komplo teorileriyle sempati kazanmış, FETÖ’nün içinden geçmiş (!) Cem Küçük, o günlerde kozmik odaya girilmesi üzerine nasıl bir yazı kaleme almıştır?

Bu arada bir insanın evinin cemaatçi polis tarafından basılıp kendisinin, ailesinin mahreminin kasten ortaya saçıldığı günleri de gördü bu memleket. O zaman bir haysiyetsiz, sosyal medyadan “Bizdeki askerlerin eşleri de gazi ve şehitler için takvime soyunsun.” diye çemkiriyordu. Orospu namus satıyordu!

“Kim bunlar? Bozkurtlar!” diye yürüyen Özel Harekatçılar sürülüyordu. Yetmiyor, yine basın ve medya aracılığıyla Özel Harekat’a gerek kalmadı algısı yaratılıyor, 2000 Özel Harekatçı istifaya sürükleniyor, kimi emekli oluyor, kimi şehit dava arkadaşlarının sızısını yüreğinde hissederek şube değiştiriyordu. Şimdi MHP’ye yanaşanlar, anayasa için oy kapmaya uğraşanlar -ki bunda özellikle meclis bazında başarılı oldular- Özel Harekat polisine “Faşist MHP’li” diye hakaret ediyordu.

Akdeniz’de hem Batı’ya hem de İsrail’e posta koyan, gemilerini tıpış tıpış geri gönderen deniz subayları bir bir Hasdal’a gönderiliyor, yine basın ve medya devreye girerek bu subayları darbeci diye itham ediyordu. Türk ordusu cami bombalamaya kalkmakla suçlanıyor, bugünün FETÖ’sü cemaatle işbirliği yapılarak kafir ilan ediliyordu. Sonra ne oldu? TSK’ya sızdırılan cemaatçi köpekler milleti bombalayınca, herkes “Demek ki namaz kılmayanlar Atatürk’ün askerleri değil, bizim cemaatçilermiş.” demeye başladı. Ancak şahsi kibri sebebiyle birçok kimse darbeyi engelleyen esas güç olan TSK’nın şerefli subaylarının rolünü görmezden geldi. Şahsi kibri olan, şahsi haklılık davası güder. Memleketin gerçekleri ve kötü gidişat değil, mühim olan kişisel haklılıklarıdır.

Biz yapılan hiçbir saldırıyı unutmadık.

Türk devleti fabrika ayarlarına geri dönüyor diye AKP de fabrika ayarlarına dönmeye kalkıyor. Fakat artık geri dönüş yoktur. Yay gerildi, ok fırladı.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone