AKP ve FETÖ Arasındaki Komik Savaş

İngiltere’nin Avrupa ve Amerika’dan Sorumlu Devlet Bakanı Alan Duncan 15 Temmuz’daki darbe girişiminden FETÖ’nün sorumlu olduğunu belirtip “Devletin içine yerleşen bu örgüt 15 Temmuz’da Türkiye’deki demokratik yapıyı devirmeye çalıştı.” diye açıklama yaptı. 15 Temmuz’dan hemen sonra Batı’dan Türkiye’ye bakan düzeyinde ziyaret gerçekleştiren ilk ülke İngiltere, ilk isim de Alan Duncan olmuştu.

Türkiye ise yeni anayasayı tekrar gündemine alana kadar darbe girişiminden sonraki tavrı sebebiyle Batı dünyasını eleştiriyordu. Alan Duncan’ın 15 Temmuz’dan hemen sonra ziyaret gerçekleştirmesi, açıklamayı da anayasa tartışmalarının olduğu günlerde yapması şaibeli bir durumdur. En başta AKP’nin başkanlık propogandası Batı’nın bu sistemi istemediği iddiası üzerinden yürümektedir. Bu şaibeli durumlara Merkel’in Ankara ziyaretini de eklemek gerekir.

Herkes bir komplo teorisi yazıyor madem… Ben de yazayım. En başta 17-25 Aralık’ın doğrudan cemaat tarafından gerçekleştirildiğine inanmıyorum. Operasyonu gerçekleştirenlerce psikolojik harp uygulanarak cemaat unsurları kullanılmış, Fetullah’ın “erken huruc” dediği durum meydana getirilmiştir. Erken huruç hem AKP’nin hem de cemaatin hesaplayamadığı bir konu olan “ayakkabı kutuları” üzerinden gerçekleştirilmiştir.

17 Aralık’ta kullanılan baş aktör, Ergenekon’da asrın savcısı payesi verilen Zekeriya Öz olmuştur. Geçmişi oldukça sabıkalı olan Öz, hatırlarsanız bu operasyonlardan sonra sosyal medya hesabında Atatürk’ün duvarda asılı resminin de olduğu bir fotoğraf kullanmaya başlamıştı. Bu elbette bir mesajdı. Belki de geleceğin Türkiye’sinde kendine yer bulma çabasıydı. Neticede kullanılıp işi bitince kendisine “Zamanı gelinceye kadar kaybol.” dendi. O da her zaman olduğu gibi dediğini yaptı.

Zamanında “Sol gözünden ameliyat olan saygıdeğer Fetullah Gülen Hocaefendiye acil şifalar dilerim.” diye açıklama yapan AKP Milletvekili Şamil Tayyar ilk zamanlar şu tweetleri atıyordu:

“Tezgahın hedefi çifte tasfiye; AKP ve cemaati çatıştıranlar Ergenekon’u yeniden iktidara taşımak istiyor, herkes aklını başına almalı.

Hayırlı olsun…

Metin Feyzioğlu CHP’ye…

Ergenekon bize…

Yazık oldu memleketime…

Bir vesayet başka bir vesayetle uzlaşarak demokratik sisteme entegre edilerek aşılır.”

Bu şahıs, Zaytung’ta “Ergenekon konulu kitaplarımda Ergenekon’un üstüne FETÖ yazın, okunur o.” diye alay konusu olmuştu. Gerçekten de cemaat sayesinde Ergenekon kitapları yazarak çok ekmek yemiş; 17 Aralık’tan sonra bir süre uzlaşmacı duruş sergilemiş, sonra kaybedeni (?) görünce saf değiştirip güya azılı cemaat düşmanı olmuştur. Bütün varlığıyla FETÖ’nün baş şüphelilerindendir Şamil Tayyar… Ancak dokunulmamıştır. Hala da dokunulmuyor.

17 Aralık’tan sonra olaylar ilerleyince geri dönülmez bir hal almaya başladı. Tabi bu ifadeyi milletin algısı için söylüyorum. Perde arkasında AKP ve cemaatin çatıştığına hiçbir zaman inanmadım. Ancak 17 Aralık operasyonları, ya AKP’nin ya da cemaatin yargılamasını gerektiriyordu. Böylece o günden itibaren AKP ve FETÖ arasında bir çatışma değil yarışma başladı.

Başbakanlığı zamanında Recep Tayyip Erdoğan, “Haşhaşilerin inlerine gireceğiz.” diyordu. Haşhaşilerle mücadele etmek için de en sağlam yolun Cumhurbaşkanlığı olduğu fikrini taşıyordu. Neticede devletin içine sızmış, bütün ihanetleri gerçekleştirmiş bir cemaati, “Ne istediler de vermedik?” diyen bir siyasetçi temizleyecek, bunun için de Cumhurbaşkanı olması gerekecekti. Öyle de oldu.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasından sonra değişen tek şey, cemaatin FETÖ haline gelmesiydi. Ancak bu da iktidarın daha güçlü olmak için kullandığı bir koz olmaya başladı. “İnlerine gireceğiz.” söylemleri devam etti, ancak yola çıkılmadı. Ta ki o malum YAŞ kararlarına kadar…

Burada “Marmaris” meselesi devreye giriyor. Mete Yarar, Marmaris konusunda birtakım tespitler yapmış. Açıklamalarının ilk kısmı şöyle:

“Sayın Cumhurbaşkanı eğer o gün Marmaris’te değil de İstanbul veya Ankara’da olsaydı çoktan F-16’larla vurmuşlardı.

Çünkü koordinatını biliyor. Ama otelin olduğu yer 1000 dönümlük arazi. Bu otelde 2000 oda var. Sayın Cumhurbaşkanı aslında buraya gitmeyi planlamıyor. Müsaade aldığımda neden değiştiğini yazacağım. Buraya gitme kararı yarım saatte alınıyor. Güvenlik amaçlı da değil. Planlı bir tatil değil.

Başka bir şey daha ilginç. Yanına ekibinden çok az kişiyi alıyor. Yaverlerini hiç almıyor. Otelde de kalmıyor burada. İçinde kaldığı yeri bulamıyorlar.”

Mete Yarar başka bir konuya temas ediyor ancak ben “Darbe girişiminden haberimiz yoktu.” iddiasına değineceğim. Marmaris meselesi başlı başına bunu çürütüyor. Ancak ısrarla ve istihbarat kurumlarını küçük düşürmek pahasına haberimiz yoktu, deniyor. Kimse buna inanmıyor; ancak mesele açıktır. Yukarıdakilerin bu girişimden haberdar olması çok şeyi değiştirir.

Bir de “Stratfor” var. Onu da atlamayalım.

Stratfor’dan daha önce birkaç kere bahsetmiştim. Bir düşünce kuruluşudur ve kurucusu da en fanatik Türk’ten bile daha fanatik yeni Osmanlıcı olan George Friedman’dır. Friedman’ın Stratfor’u Erdoğan’ın uçağının rotasını, 15 Temmuz gecesi sosyal medyada paylaşmıştır!

İlk düşüncem şudur: Darbe bir anda oldu, bitti. Muhtemelen kalkışmaya dair çok önceden istihbarat alınmış; ancak çeşitli sebeplerle, özellikle de FETÖ’nün ne mal olduğunun bilinmesi bakımından “psikolojik harp” gereği kalkışmaya müsaade edilmişti. O geceden sonra cemaat bir daha belini doğrultamayacak kadar olumsuz bir imaja sahip oldu. Ya çıkamasalardı? Ya cemaatçi olduklarına dair şüphe olsaydı? Bu hem iç savaş demekti hem de ordunun bel kemiğini oluşturan gerçek Türk subaylarına bir operasyon gerçekleştirilip “Darbeci bunlardı.” denebilirdi.

Darbenin içinde görev alan AKP’li sayısı, iddia ediyorum tutuklanan darbecilerden daha fazladır. Ne yazık ki bu konuda gereği yapılmamıştır.Bu da ikinci düşüncemdir. Sayın Cumhurbaşkanı için soracağım soru da şudur: Başkan olduktan sonra AKP’nin başına geçme sebebi, AKP’ye neşter vurmak mı, başkanlık yetkileriyle AKP’yi koruma altına almak mıdır?

AKP Burdur Milletvekili Reşat Petek, AKP’yi temsilen cemaati araştıracak komisyonda yer almıştır. Bu şahıs, Fetullah sapığının “laik devlet yapısını bozma” suçlamasından beraat etmesinden sonra, “Fetullah Gülen hakkındaki yargı yolu kesin olarak kapandı. Usul hukuku anlamında artık yargılama bitmiş oldu. Aynı eylemlerden dolayı tekrar dava açılamaz.” (14 Haziran 2008) diyen şahıstır.

12 Aralık 2009’da ise şöyle söylüyor: “Bazı medya organlarında bir süreden beri ‘F tipi’ tabirini görüyorduk. Dillerindeki baklanın bir şekilde piyasaya sürüldüğü şimdi anlaşılıyor. Millet olarak çok daya uyanık olmak zorundayız.” Allah için! Çok uyanıkmışsınız.

Daha 2 Aralık 2013 tarihinde, yani 17 Aralık sürecinde Star gazetesine verdiği şu demece dikkat etmenizi istiyorum: “Petek, Fetullah Gülen Hocaefendi ve AK Parti’yi beraber hedef alan yapıların, AK Parti’nin bu süreçten güçlenerek çıktığını görünce bu kez cemaat ve AK Parti’yi birbirine düşürmeye çalıştığını söyledi.”

Bu nokta çok önemlidir.

Şamil Tayyar, Reşat Petek ortada üçüncü bir gücün varlığını kabul ediyorsa, bu gücün ne yapmaya çalıştığını kendince deşifre ediyorsa, neden üçüncü gücün yaptığı hamleyi yutuyor? Yoksa yutmuş gibi mi yapıyor? Üçüncü gücün adamı mı bunlar? Bir ihtimal daha var; onu söylemeye benim terbiyem müsaade etmiyor.

Cemaat ve darbe girişimini araştıracak komisyonun bir diğer üyesi de AKP İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık’tı. Kocabıyık, Yeni Asır gazetesinde “Büyük Türk’ün Başardıkları” diye yazı kaleme almıştır. Bir başka yazısında Fetullah’ı iyice balladıktan sonra “Bu insanı ülkeden gönderdik, 70 milyonun utanç duyacağı durumdur bu.” diye yazmıştır. 2011’de yine yağlıyor ve Gülenciler için şöyle diyor: “Evrensel Türk rönesansını başlatan bir Türk mucizesi.”

Yani bunun da baya bir araştırma yapmaya ihtiyacı varmış da, biz FETÖ’nün ne mal olduğunu anlamak için kitap okumakla, gözlem yapmakla yetindik. Bu bize yetti. Komisyona girmeye, devlet desteği almaya ihtiyaç duymadık. Öyleyse bunların komisyonda ne işi var?

Darbe sonrasına bakalım…

Yok milli seferberlik, yok OHAL, yok başkanlık… Alakası olmayan binlerce insan, FETÖ’cülerin yanında tasfiye edildi. Darbe gecesi darbecilerle çatıştı, diye göklere çıkarılan polis, aylar sonra FETÖ mensubu ilan edilip meslekten atıldı. Sürmekte olan bir mahkeme sırasında, mahkemede görevli savcının FETÖ mensubu olduğu tespit edildi. Fetullah’ın himmetine muhtaç sözde yazarlar kahraman ilan edildi. “Ergenekon kumpastı.” söylemiyle prim yapmaya devam ediyorlar ama sıkıştırlar mı da yine birilerini Ergenekoncu yapmaya devam ediyorlar. Daha bir sürü şey…

Son olarak meclisi feshetme yetkisi isteniyor. Kim istiyor? FETÖ’yle olan mücadelesinin “Aldatıldık, Allah affetsin.” sözlerine bakılarak samimi görülmesini isteyen bir Cumhurbaşkanı, ki cemaatin teorisyenlerinden Şerif Mardin’e yakın zamanda ödül veriyor!

Yani soracağım soru şudur: Bu nasıl savaş? Bu nasıl mücadele? Kim, kimin safında? Kim, kimi koruyor?

Bence bu son derece gülünç bir savaş… Milyonlarca insan için de öyle. Kalanına rant kapısı. Gerçekten mücadele edenlere de bin selam olsun.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone