Alaş “Amin” Demek Değildir

yusufhanguzelsoy

Vaktiyle terliklerini getirdiği için rahmetli kedisini Türkçülere örnek gösteren şizofren biri vardı. Şimdilerde farklı bir kimlikle Türkçüler arasında -sanal ortamda kalmak kaydıyla- geziyor olması pek muhtemel bu şizofren, “Arabesk müzik dinleyen Türkçü olabilir mi?” diye soru soran 17 yaşındaki çocuğu “Arap hayranı” gibi ithamlarla; yorumunu beğenmediği kişiyi de “özenti devşirmesi matador yamyamı çaşıt” gibi özgün küfürlerle “PHP” tabanlı sanal otağından atardı. Irkçılıkta kendi çapında “master” yapıp artık Türkçülüğü de aştığını iddia eden, lise okuduğu dönemde evinde kasa kasa oyuncakla oynayan Don Kişot’un rol modeli de bu şizofren sayılır.

Sözde Türkçe hassasiyeti gösterirken ya uyumsuz sözcük uyduran ya da var olan sözcükleri birbirine karıştıran kitle de bunlardı. Anlamı çarpıtılmış sözcüklerden biri de alaştır. Alaş sözcüğünün “amin” karşılığı olduğu zannedilmektedir.

Türk mitolojisinde “Kanber Ata” atların koruyucusu olan olağanüstü bir kişiliktir. Cengiz Aytmatov’un “Oğulla Buluşma” hikayesinde Çordon, oğluna kavuşabileceği yere gitmek için atına şahin kanatları vermesi için Kanber Ata’ya yalvarır. Aytmatov bu motifi Manas destanından alıntılamıştr. Kanber Ata’nın eski Manas destanı varyantlarında geçen yakarışı “Alaş! Alaş!” şeklindedir.

Alaş sözcüğü burada hem bir yakarış hem de bir uran (parola) göreviyle karşımıza çıkmaktadır.

Türkler eğer kitaplarla karşılaşmamış, kitap yazmamış olsaydı, dilimizde “bet”, “bediz”, “bit-“, “bitik” sözcükleri olmazdı. Bugün “kitap” sözcüğünü kullanıyor olmamız başka bir meseledir. Atalarımız bir veya birden fazla yaratıcıya inanmamış olsaydı, dilimizde “Tengri”, “Tengriberdi” gibi sözcüklere ihtiyaç olmazdı. Eski Türklerin inancına dair azımsanmayacak kadar bilgi, Türk veya gayrı Türk bilimadamlarının bugünkü Altay Türklerine dair gözlemlerden yola çıkılarak elde ediliyor. Sakalar, Hakaslar da gözlemenen Türk topluluklarına dahildir. Bugüne kadar eski kaynaklardan ya da mevcut verilerden yola çıkarak “Şu kaynakta ‘amin’ anlamına geliyor.” diyebileceğimiz bir durum söz konusu değildir. Dilimizde “amin” sözcüğünün karşılığı olması için, bu sözcüğün karşılığı bir eylemin olması gerekir.

“Tengri saktasın!

Alaş!” şeklinde bir yakarışa araştırmama rağmen denk gelmedim.

“Erlik Han’ın gazabından Tengere Han bizi korusun!

Alaş!”

Bence bunlar romantik hareketlerdir. Her sözcüğe bir Türkçe karşılık bulma çabasındandır. Türkçe sözcük kullanmak ayıp veya yanlış bir şey olarak görülemeyeceği gibi, Türkçe sözcüklere keyfi anlam yüklemek de son derece yanlıştır.

Ali Şir Nevai’nin, Edirneli Nazmi’nin, Hüseyin Baykara’nın ya da büyük Türk hükümdarı Babür’ün de böyle bir şiirine, mektubuna denk gelmedim ki bunlar şair olarak da Türkçülük (Türki-i basit) akımını temsil eden isimlerdir. Hatta Hüseyin Baykara’nın şiirlerinde dini ifadeler daha fazla olmasına karşın, alaş sözcüğünün amin karşılığı olarak kullanılması gibi bir durum yoktur. Aynı şekilde Türkiye Türklerinin dini metinlerinde de Türkçe ağırlıkta olan eserlerde bile alaş sözcüğü amin sözcüğünün yerine kullanılmamıştır.

Yazı bir makale olmadığı için çok uzatmayacağım. Esasında çok uzatılacak bir durum da yoktur. Şu ana kadar gözlemlediğim, “alaş” sözcüğü şu anda en çok Kazak Türklerinde kullanılıyor. Geçmişte Türkçülük-Turancılık davasını temsil eden “Alaş Orda” veya bugün Kazak sanatçı Bekbolat Tilewkhan’ın birçoğunuzun da dinlediğini düşündüğüm “Alaş uranı” şarkısı buna bir örnektir. Dikkat ederseniz Bekbolat Tilewkhan da “uran” anlamında kullanmıştır. Buradaki “Alaş uranı” Alaş Orda parolası manasında mı kullanılıyor? Bunu bilmiyorum. Ayrıca Alaş Orda’yı ister “alaş ordusu” ister “alaş yeri” ister “yakarma yeri” anlamında kabul edin. Her üç durum da alaş sözcüğünün amin anlamına gelemeyeceğini gösteriyor.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone