Algı Sorunu

KemalOnalir

Bu yazının içeriğinde bağımsız olmayan Türklerin kapıldığı algı sorunundan bahsetmek istiyorum. Bu Türk kitlesi, Balkanlardan Doğu Türkistan’a kadar uzanan bölgede mevcuttur. Bunların özerk olanlarını yanında halen herhangi bir statü alamayanları da vardır.

Batı Trakya Türklüğü, Balkan Savaşları ve Mübadele sonrası halen Balkanlarda kalan Türklerin oluşturduğu kitledir. Bunlar genellikle Bulgaristan ve Yunanistan ülkelerinde yaşayan Türklerdir. Türkçe konuşurlar ve Müslümandırlar.

Batı Trakya Türklerini kitaplardan ve belgesellerden biliyorum. Şehrimize gelip konferans vereni, ülkemizin büyük kanallarında program yapanı maalesef yok. Belgesellerde konuşanlara baktığımız zaman önceliklerinin dinlerini yaşamak olduğunu görüyoruz. Karşımızda millet mefkûresinden önce din mefkûresine sarılan bir topluluk var. Bir kısım okullarda Türklük, Atatürk sevgisi işleniyor fakat halk arasında bu ibre dine doğru kaymış görünüyor.

Asıl kitlesi Kafkaslarda yaşayan Ahıska Türklerini memleketimde yakından tanıma fırsatı buldum. Balkan Türklerinden çok da farklı düşünmüyorlar. Önceliklerinin dini yaşamak, kaybetmemek olduğu görülüyor. Sürgün edilmelerinin sebebi olarak Müslüman olmalarını görüyorlar.

Afganistan’dan Türkiye’ye getirilip yerleştirilen Özbek Türklerini aynı şekilde memleketim Hatay’da tanıma fırsatı buldum. Ovakent ismiyle kurulan bir köye yerleştirilen bu Türkler dış dünyaya kapalı, dindar bir hayat yaşıyorlar. Köyün içine kurulan okula kız çocuklarını getirebilmek büyük gayret gerektiriyor. Bir Özbek gencinin Hataylı bir kızla evlenmesi yahut tam tersi bir durum yakın tarihe kadar imkânsızdı, şimdi ise çok zor.

Kayseri’ye yerleştirilen Uygur Türkleri ile de görüşme ve tanışma fırsatım oldu. Onlar da diğer Türk bahsi geçen Türk guruplarından farklı değiller. Aşırı dindar hatta kendi aralarında tarikat farkı gözetecek kadar dindar insanlar. Türklük bilinçleri çok sönük durumdadır. Yerleştirildikleri yere okuldan önce cami talep eden bu insanlar, sokağa çıkmak dahi istemiyorlar.

Suriye iç savaşından kaçıp gelen Türkmen aileler ile yine Hatay’da görüştüm. Onların kaygıları da diğerlerinden farklı değil. Türkiye’de olmalarına rağmen öncelikleri Müslümanlıklarını korumaktır. Haber ajansları ve taraf olanlarca sistemli şekilde empoze edilen; ‘Suriye iç savaşı Şii-Sünni savaşıdır’ propagandası meyvesini bu şekilde veriyor.

Irak Türkmenlerinde durum farklı değil. Türkmen mücadelesini veren arkadaşlarımızdan dinlediğimize göre, Irak Türkmenleri Türklük davasına önyargılı yaklaşıyor. Resmi hükümetin karşısında durmamak gerektiğini düşünüyorlar. Sonuçta Türk olmaları ve devlet nedir bilmeleri bunda etkili olsa da ortada ırk meselesi de var.

Bunlardan başka Avrupa’da yaşayan ve hem Türkiye hem yaşadığı ülkenin vatandaşı olan Türklerde de algı sorunları var. Bu gurup içinde hem dostlarımız hem de akrabalarımız olduğu için bizzat gözlem yapma fırsatımız oluyor. Bu Türkler de karşılaştıkları her sıkıntıyı Müslüman olmalarına yoruyorlar. Önceliklerini Müslüman kimliklerini korumaya veriyorlar. Ayrıca Türkiye ile ilgili konuları genellikle İslami yönden ele alıyorlar.

Sonuca gelmeden önce bir şeyi belirtmekte fayda var. Bu yargılar genele yönelik çıkarılan sonuçlardır. Yukarıda zikrettiğim her Türk kitlesi içinde Türkçü olanlar vardır. Fakat istisnaların kaideyi bozmadığı bir gerçektir.

Sonuca gelince bu Türk kitlelerinin yaşadıkları sıkıntıların sebebi Müslümanlık değildir. Siz hiç Alman ırkından olan bir Müslümanın sıkıntı çektiğini duydunuz mu? Müslüman Bulgarların hak talep ettiğini haberlerde izlediniz mi?

Çinli, yani Çin ırkından olan Müslümanlar her sene hacca gelip gidiyor. Çin ırkından olan 25-30 milyon Müslümandan bahseden raporlar var. Huylar olarak bilinen topluluk Doğu Türkistan’da değil, Çin’in orta kısımlarında yaşıyor. Bunların hak ararken bir tek fotoğrafını gördünüz mü?

Dağıstan, Kırım, Afganistan, Pakistan vs. buraların Kırım hariç tamamı Müslüman. Fakat tek sıkıntı çeken topluluk ne hikmetse Türkler.

Dış Türklerin bu algı sorununu aşmaları sağlanmalıdır. Mesele Müslümanlık değil Türklük meselesidir. Zorunlu göçler, baskılar, zulümler Müslümanlığın bedeli olarak değil, Türklüğün bedeli olarak çektirilen çilelerdir.

Bu yazının manası; ‘Müslümanlığı bırakın’ demek değildir. Lafı doğru anlamak lazım. En az Müslümanlık hassasiyeti kadar Türklük hassasiyetinin de kazanılması gerekiyor. Bunu kendileri de kazanabilir fakat bağımsız devletlerimizin desteği süreci hızlandıracaktır. Ayrıca bu işler Kök Börü oynamak, kımız içmek, dombra çalmakla da bitmiyor. Akıllı ve sistemli hareket lazımdır.

İslam dünyası zaten paramparçadır. Ne dil ortaklığı ne de fikir müşterekliği vardır. Korktukları şey Türklük’tür. Türk dünyasında eksik olan fikir ortaklığıdır. Dış Türklerden bu düşünceyi sökmeye çalışıyorlar.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone