ALİ ELVERDİ PAŞA- Emre Kizir

ali

aliTarih, bize demokrasi narası atanların en ufak bir boşlukta demokrasiyi kendi ideolojisine hizmet eden bir köle haline getirdiğini defalarca gösterdi. Bu yazıda demokrasinin köle edildiği o günlerde, düzen karşısında yiğitçe mücadele eden, şuurlu demokrasiden taraf olan ve hayatı boyunca verdiği karar yüzünden ölüm tehditleriyle yaşayan, haysiyet sahibi Ali Elverdi Paşa’yı tanıtmaya çalışacağız.
Ali Elverdi, 1924 Mustafakemalpaşa- Bursa doğumludur. Harp Akademisi mezunu olan Elverdi Paşa, üç çocuk sahibidir. Özel yaşamıyla ilgili çok fazla kaynak bulunmayan Elverdi Paşa’nın hayatının bizi ilgilendiren kısmı ise 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 ihtilal hareketinde nasıl cesurca mücadele ettiği ve Ankara 1 nolu Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanlığı sırasında üç Marksist’e verdiği idam kararıdır. 1974 senesinde Tuğgeneral rütbesiyle emekliye ayrılmış, 1975 senesinde ise Adalet Partisi’nden Bursa milletvekili seçilmiştir.
***
Carlos Marighella, “Gerilla Edebiyatı” adlı kitabında bir ülkede devrimin gerçekleşebilmesi için beş ana madde ileri sürmüştür.

1- Hazırlık safhası: Silah ve para temini ile militanlar eğitilecek. O ülkenin basınının, işçisinin, öğrencisinin ve ordusunun içine sızmalar yapılacak.

2- Terör safhası: Bankalar soyulacak, fidyeler alınacak.

3- Militanlar kırlara intikal edecektir. Orduyla pazarlık, işbirliği yapılacaktır.

  1. Kırlarda birleşmiş olan halk- ordu- gerillalar şehirlere taarruz edeceklerdir. Tank, top, uçak kullanılacak, hükümet merkezi ele geçirelecektir.
  2. Bu safhada ise her şey kamulaştırılacak, sosyalizm ilan edilecektir.

    Türkiye’de bu strateji aynen uygulanmıştır. Bugün ülkemizde neredeyse Başbuğ Atatürk ile eş değer tutulan, El-Fetih’te eğitim görmüş Marksist bir ajanın vatansever biri haline getirilmesi, bu planın belirli safhalarının başarıya ulaştığı anlamına gelmektedir. Ali Elverdi Paşa’nın verdiği mücadele, bu safhaların birçoğu ile yakından alakalıdır. Bahsolunduğu üzere eli kanlı bir katil değil, vatanı için ölmeyi de öldürmeyi de göze almış bir vatanseverdir.

    22 Şubat 1962 İhtilal Girişimi
    27 Mayıs İhtilali’nden sonra kurulan cunta, çok geçmeden ikiye bölünmüş, birinci grup idarenin asla milli iradeye bırakılmasını istemeyen, ikinci grup ise Elverdi Paşa’nın içinde bulunduğu “derhal seçim yapılsın ve idare millet eline bırakılsın” diyen gruptur. 22 Şubat 1962 tarihinde Garnizon Kurmay Başkanı olan Elverdi Paşa, Talat Aydemir’in içinde bulunduğu birinci grup ile sürekli mücadele halindedir. Sürekli mücadele halinde olan bu iki grup 22 Şubat günü geldiğinde bütün ipleri tamamen atmıştır. Harp Okulu’nda başlayan kıvılcım, çok geçmeden Türk Ordusu’nu büyük bir çıkmazın içine sürüklemeye başlamıştır. Harekât başlamış, Elverdi Paşa’nın görev yaptığı 229. Alay, Tank taburu ve Zırhlı Er Eğitim Merkezi’nden gelen isyancılar tarafından kuşatılmış, Çubuk’tan getirtilen alayın komutanı da isyan edip, isyancıların safına geçmiştir. Oradan gelen alayın başına bir Yarbay geçirilip emir komuta ona verildikten sonra, Kırıkkale’den gelen alay ile birlikte Harp Okulu’nun ve Zırhlı Er Eğitim Merkezi’nin etrafı sarılıp, geri çekilmeleri sağlanmıştır. O vakit Başbakan olan İsmet İnönü, isyancıların ele geçirilmesine rağmen “kan dökülmesin” diyerek af vaadinde bulunmuş, isyancılar araçlara bindirilip Genel Kurmay’a götürülürken, kulağına -nedendir bilinmez- “çatışıyorlar” haberi gitmiştir… Daha sonraları af çıkarılmış, bir kısmı emekli edilmiş, bir kısmı görevlerine devam ettirilmiştir. Elverdi Paşa kitabında; “Arkadan 13 ay sonra 21 Mayıs geldi. 21 Mayıs benim için daha hafifti. 22 Şubat çok daha ağırdı” demişti. 21 Mayıs’ta tek başına ölüme koşarken böyle sırtından vurulmamıştı elbet. Elbet 22 Şubat daha ağır olacaktı…

21 Mayıs 1963 İhtilal Girişimi
 İlk defa 27 Mayıs Darbesi’nin yıldönümü kutlanacaktı. 20 Mayıs günü, valilikte yapılan toplantıya Ali Elverdi katılmış, kutlamanın nerede yapılacağı, nasıl yapılacağı kararlaştırılacaktı. Merasimin hipodromda yapılmasına karar verilmiş, protokolde kimlerin konuşma yapacağı belirlenmişti. Tümene döndükten sonra, komiteci subayların Elverdi’nin yanına gelerek, “bize neden sormadın, 27 Mayıs’ı biz yaptık” demesi üzerine orada münakaşa yaşanmıştı. O gün yaşanan münakaşanın ardından eve erken giden Elverdi’nin telefonu saat 11:45 civarı çalar, arayan nöbetçi amiri Seyfeddin Karadağ; “Başkanım, Meydan Sahnesi aktörlerinden Kartal Tibet telefon etti, zatıalinize bildirmemi söyledi Ankara’nın içinde tanklar dolaşıyor. İhtilal mı ne var diyor.” Apar topar evden çıkan Elverdi, alarm verdirip EMASSA(Emniyet, Asayiş, Sabotaj) planını devreye soktuktan sonra makam aracına biner binmez radyoyu açtırmış, Talat Aydemir’in beyanatını İlhan Baş’ın sesinden dinlemeye başlamıştır. “Türk Milleti! Aradığınız, beklediğiniz Silahlı Kuvvetler iktidarı ele geçirmiş, Parlemantoyu feshetmiştir. Partileri feshetmiştir. Sokağa çıkma yasağı koymuştur. Sokağa çıkan parolayı söyleyemezse ateş edilecektir.” Aracını meclis istikametine sürdürmüş, Genel Kurmay’ın önünde namluları Genel Kurmay’a doğru çevrilmiş üç tankın sürücüsünü, makam şoförüyle birlikte etkisiz hale getirip parolayı öğrendikten sonra radyo evine doğru harekete geçmiştir. Radyo evinin önüne gelmeye yakın, bir barikatla karşılaşınca parolayı (Harbiyeli Aldanmaz!) söyleyip geçmiş fakat ikinci barikatta onu tanıyan Erol Diker isimli bir üsteğmenin “Durdurun! Kurmay Başkanı nereye gidiyor” demesi üzerine, arkasından açılan ateşe aldırmadan barikatı yarıp radyo evinin önüne kadar gitmeyi başarmıştır. Radyo evine girip, yayın odasının kapısını açtırdıktan sonra yayını kontrol altına alıp tüm Türk Milleti’ne o unutulmaz çağrıyı yapmıştır: ” Muhterem Türk Milleti! Bundan evvel yapılan anonslar yalan ve yanlıştı. Şimdi işin doğrusunu söylüyorum. Ben Garnizon Kurmay Başkanı Ali Elverdi. Bunlar isyan etmişlerdir, bunların isyanı Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından bastırılmaktadır. Cezaları verilecektir. Türk Silahlı Kuvvetleri size sesleniyorum; herkes kışlasına çekilsin, Genel Kurmay Başkanı’ndan emir beklesin. Emniyet mensupları size sesleniyorum; vazifenizin başına gelin, Türk Milleti bunlara inanmayın. Anonslar devam edecek bunlara inanmayın.” Daha sonra Cevdet Sunay Paşa’ya telefon edip ” Müsaadenizle EMASSA planını uyguluyorum bütün Türkiye’de” dedikten sonra daha fazla direnemeyip teslim alınan Elverdi, Harp Okulu’na Talat Aydemir’in yanına götürüldü. Fethi Gürcan onu orada infaz etmek istedi fakat Talat Aydemir buna engel oldu. Bir odaya başında iki Harbiyeli bırakılarak kapatıldı. Harp Okulu’nun üzerinde uçan uçakların ses duvarlarını aşmasını fırsat bilen Elverdi, harbiyelilere; “yere yatın roket atıyorlar” dedikten sonra silahlarını ellerinden alıp oradan kaçmayı başardı. Bu sırada Harp Okulu’nun etrafı kuşatılmış, bu ihtilal girişimi de başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Fethi Gürcan ve Talat Aydemir idam edilmiştir…

Üç Marksist’in İdamı

Yıllardır Atatürkçü geçinen ve hatta milliyetçi olduğunu beyan eden bir kesim var; Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını aklama peşine düşmüş ve hatta onu ikinci bir Atatürk yerine koymaya dahi yeltenmiştir. Marksist-Leninist bir Komünist düzen kurma peşine düşen ve bunu asılırken bile inkâr etmeyen, El-Fetih kamplarında eğitim görmüş –ki burası sabotaj, kaçırma, bombalama vs. eğitimlerin verildiği yerdir– ve Türkiye’ye döner dönmez gençleri ideoloji ve eylem alanında zehirlemeye başlamış, üs bölgesi olarak da ODTÜ ormanlarını seçmiş bir kişiden bahsediyoruz. Deniz Gezmiş ve arkadaşları emperyalist düzenin düşmanıdır; fakat sadece ABD emperyalizmine karşı mücadele vermişlerdir. Unutulmaması gereken bir ayrıntı ise o dönemin diğer iki emperyal gücü ise Çin ve Rusya’dır. Kutuplaşan dünyada, hiçbir zaman özgürlükten yana olmamışlardır; sadece taraf seçmişlerdir. Deniz Gezmiş tarafından 30 Ekim 1968 yılında “2. Kurtuluş Savaşı” adıyla Samsun’dan başlatılan yürüyüşte Havza’ya gelindiğinde “Türk Bayrağı” kapatılmış ve Deniz Gezmiş buna onay vermiştir. Sorulan sorular üzerine ise “yürüyüşe katılan grupların anlaşmazlıkları” denmiştir. Deniz Gezmiş’i idama götüren bir başka olay ise Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının banka soygunundan sonra aynı eylemi Mahir Çayan’ın da yapmış olmasıdır. Mahir Çayan’ın, yapılacak olan soygunu Deniz’in üstüne atmak için ona çok benzeyen Hüdai Arıkan’ı kullanmasıdır. Soygun başarıya ulaşmış ve veznedar ifadesinde, eylemi Deniz Gezmiş’in yaptığını söylemiştir. Dava arkadaşları! birbirini satmış ve hatta Mahir, dava arkadaşını idama götüren yola biraz daha yaklaştırmıştır. Ne mukaddes dava! ne büyük dava arkadaşlığı! O dönemde Ankara 1. Sıkıyönetim Komutanlığı Mahkemesi Başkanı olan Ali Elverdi Paşa, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam kararını vermiştir. Elverdi Paşa’nın oğlu İskender Elverdi babasının verdiği karardan hiçbir zaman pişmanlık duymadığını söylemiştir. Elverdi Paşa şerefli bir Türk Subayı olarak görevini yerine getirmiş, 1982 yılında MS hastalığına yakalanmış, 17 Nisan 2010 tarihinde soluk borusuna kaçan yemek yüzünden şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmiştir. Tanrı mekânını cennet etsin.

Yukarıda belirtmiş olduğum Caslos Marighella’nın devrimi getiren beş aşamasını göz önünde bulundurup son üç paragrafı tekrar değerlendirdiğimizde, birbirinden bağımsız olmayan bir yapının Türkiye Cumhuriyeti’ne uygulandığını ve günümüzde çok daha sistemli bir şekilde uygulanmaya devam ettiğini görmüş olacağız.

Tanrı Türk’ü Korusun…

 

KAYNAKÇA

Ali Elverdi- Bu Vatana Kastedenler, İstanbul, Yeni Asya Yayınları 1976

Turhan Feyizoğlu- Deniz Bir İsyancının İzleri, İstanbul, Ozan Yayınları 2005

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone