Ama Bunlar da Var!

Osmanlı altın devirlerden biriydi. İhtişamlıydı. 2.Selim devrinde bir Yahudi’nin borcunu ödemeyen Fransa’nın doğu denizlerinde seyreden gemilerindeki mallarına el koyacak kadar cüretkardı.

Avrupa’da akıl hastalarının içine şeytan kaçtığı düşünülür, çare zavallıları yakmakta bulunurdu. O devirde Osmanlı vatanındaki akıl hastaları ipekten giysilerle giydirilir, tedavi için dönemin tıp tekniklerinden ve alternatif tıptan yararlanılırdı. İlk toplu işçi sözleşmesine Osmanlı devrinde imza atıldığını vaktiyle Necdet Sevinç yazmıştı. Daha birçok güzellikler…

“Ama bunlar da var!” diyebileceğimiz şeyler de vardı, elbette… Onlardan da bahsedersek, “Yav laiklik geldi ben o yüzden sapık oldum.” ya da “Benim o yüzden kültürüm bozuldu.” diyen asalakları da utandırabiliriz. Daha doğrusu utandırabileceğimizi ümit edebiliriz.

***

Sadece devlet bozulursa toplum tedavi eder. Sadece toplum bozulursa devlet tedavi eder. İkisi birden bozulursa milleti ve devleti olan ordu tedavi eder. Üçünün birden sistemi bozulursa…

Ne olur?

Yorgancı esnafından Ahmet Ağa’nın oğlu Bekri Mustafa, “Bekri” namından da anlaşılacağı üzere kendi devrinin Aydın Boysan’ıdır. Bugünlerde “Rakıyı şöyle içeceksin! Böyle içeceksin!” filan diye anlatırlar. O vakitler de şarap anlatılırmış. Divan edebiyatında da sıklıkla kullanılır, “şarap”, “saki” gibi kavramlar… Çokları bu şiirlerdeki ifadelerin tamamını ilahi aşkı anlatıyor, diye açıklar. Büyük cesaret! Bugüne uyarlayalım:

“İçtik biz bu kadehten şişede durmaz rakıyı,

Sırrına erdik cennetin Laila’da, Reina’da!”

Derslerdeki açıklaması da şöyle yapılırdı:

Rakı: İlahi aşk

Laila, Reina: Dergah

Dansçılar: Huri

Yüz yıl sonra laiklik gidip şeriat gelse, aynen böyle açıklanırdı. Ama laiklik zamanında olduğu gibi de iyi niyetle anlatılmazdı. “Kafirdi bunlar!” denir, Türk’ün asil şuuru zehirlenirdi. Bunun yanında tabi ki çok sayıda şiirde gerçekten ilahi aşk anlatılıyordu. Fakat kasmaya gerek var mıdır? İçen içmiştir. Üstelik çok sayıda tevarihnameler “İçen çok içmiştir.” diyor. Bundan başka bin Kadir Popcorn, bir Neyzen Tevfik eder mi? Kıyası bile ayıptır aslında…

Bekri Mustafa, düzenin bozulduğu dönemde yaşamıştır. Bana kalırsa ayık gezmemekle de iyi etmiştir. Bugünden geçmişe bakınca, 2.Selim devrinden sonrası hepimizi üzer. Bir de bozulmaları görmek, yaşamak… Bekri Mustafa bir gün yolda giderken bir cenazeye denk gelir. Cenazenin imamı bir sebepten ortada yoktur. Onu sarığıyla gören imam sanar. Ne bulsa giyen bir adam olduğunu nereden bilsin? Alırlar, apar topar cemaatin önüne geçirirler. Bekri Mustafa namazdan sonra tabutun yanına gider. Kapağını açıp cemaati umursamadan cenazeye doğru eğilir:

“Öteki tarafta sorguya çekildiğinde hiç meseleyi uzun uzun anlatma. ‘Bekri Mustafa imam oldu, namaz kıldırıyor’ de. Onlar anlar.”

Özellikle Osmanlı’nın son devirleriyle işgal yıllarına ait istihbarat raporlarımız, İngiliz Bekri Mustafalarla doludur.

***

3.Murat devrinde İstanbul’da dünyanın en modern gözlemevlerinden biri kuruldu. Bu büyük atılıma vesile olanlar arasında en önde gelen isim Takiyüddin er-Raşid idi. Takiyüddin, kendi devrinin en ünlü matematik ve gökbilim uzmanlarındandı. Böyle bir rasathane kurdurmak da doğal olarak epey masraflı olmuştu.

Doğal olarak bundan rahatsız olanlar da olmuştu.

Toplum arasında kıyamet söylentileri yayılıyor, insanlar işlerini güçlerini bırakıp ibadetle meşgul oluyorlardı. Bu durum da toplumsal düzenin bozulmasına yol açmıştı. Neticede Şeyhülislam Ahmet Şemseddin Kadızade olaya son noktayı koydu: “Yıldızlar sırları örten perdedir. Onları gözlemlemek felaket getirir. Gözlemevi açan her devlet yok olmuştur.”

Danimarkalı astronom Tyco Brahe’den daha kesin, daha doğru çalışmalar ortaya koyan Takiyüddin er-Raşid’in rasathanesi yerle bir edildi. İstanbul’daki rasathanenin yıktırılması emrini veren 3.Murat, emri alıp yerine getiren de Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa idi. (21 Ocak 1580)

Dışarıdakilerin on binlerce yıl yapamadığını, biz kendimiz yerine getirmeye karar vermiş olmalıyız. Kendin pişir, kendin ye; kendin yap, kendin yık…

***

Devlet adamlarının özel hayatlarına çok meraklısınız değil mi?

Sosyetenin kadın tüccarları gelip Bezmara’yı kendisine sunuyor. Görür görmez Bezmara’ya vuruluyor. Yemek yiyorlar ve odaya çekiliyorlar. Hemen ertesi gün emir veriyor, “Nikahımızı kıyın!” diyor. O rasathane yıktıran şeyhülislamlar bu hatunla başa çıkamıyor. Nikah kıyılıyor, Mısır’ın meşhur valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın üvey torunu, İsmail Paşa’nın üvey kızı Bezmara, Bezmican Sultan oluyor. Çocuksuz sultan Bezmican ihanet edip kendisini aldatıyor. O kadar aşık ki… Görmezden, duymazdan, bilmezden geliyor. Ama olmuyor. İyiden iyiye dile düşünce, Bezmican Sultan’ı boşuyor. Bezmican da sevgilisi Ressam Tevfik Paşa ile evleniyor. Abdülaziz tahta geçince bunları Bursa’ya sürgüne gönderiyor, hızlı Bezmican onu da Uzun Ahmet Bey’le aldatıyor filan…1

Padişahımız efendimizin adı Abdülmecid… Ermeni Henriet’ten olma Vahdettin’in babası, Serfiraz Sultan’ın takmadığı ve yatağına bile almadığı Abdülmecid… O dönemde harem skandallarla çalkalanıyordu.

Ama bize ne milletin özel hayatından?

***

Bir işi İslam veya Türklük kılıfına sokarak meşru hale getirenlerin birçoğundan şüphe edin. Çünkü çoğusu kriptodur. Türk ve müslüman olmayan cariyeler… Fransız ihtilalinden sonra azınlık milliyetçiliğine kapılan devşirme devlet adamları, devşirme sanatçılar vesaire…

Sınırsız hoşgörü, sınırsız eşitlik…

Öyle bir hoşgörü ki sırf kitabı okunurken saraya yıldırım düştü diye en yakın takipçisi 4.Murat tarafından katlediliyor, şair Nefi…

Öyle bir eşitlik ki Türklere “etrak-ı bi idrak” diyor ama yeri geldiğinde azınlıkları ihmal etmeyip onlara da -mesela- “ekrad-ı bi idrak” diyebiliyor.

Osmanlı düşmanı değilim. Fakat romantizmden de uzak durmaya çalışan biri olarak, hemen her olaya “Ama bu da var!” mantığıyla yaklaşıyorum. Mühim olan sen, ben, o değil; şahısların ebediliği değildir. Mühim olan devletin, milletin yaşaması, vatanın bölünmemesi ve işgal edilmemesidir. Bunun için çareler üretmek gerektiğinde romantizmi tekmeleyerek öldürmek gerekir. Osmanlı devri de bizim tarihimizin bir parçasıdır. Koca bir tarihin bir parçası… O parçayı da parçalar, istediğinizi alır, istemediğinizi yok sayarsanız, atomunuza kadar bölünürsünüz.

Bakın size de söylüyorum!

Ama bunlar da var; Mustafa Armağan,2 Yavuz Bahadıroğlu…3

1Ali Özoğlu, “Dedemiz Abdülmecid Nikahlandı” yazısından yararlanılmıştır.

2Sanıyorum özellikle bu cümlede ne demek istediğim iyice anlaşılmıştır.

3Yavuz Bahadıroğlu bir dahidir. Aynı cümle içerisinde hem Fetullah’ı hem Yavuz’u gönül adamı saymıştır. Fetullah sapıktır; Yavuz ise boşuna yavuz olmamıştır. Ama işte hayal dünyası…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone