Ananı Al Git, Komşunu Al Gel!

Türkiye tarım ülkesidir.

Bu kaide ilkokul yıllarımızdan beri ezberletilen, öğretilen temel maddelerdendir. Akarsularımız coşkun akar, ovalarımızda alüvyonlu topraklarımız vardır. Çiftçilerimiz emektar insanlardır ve köylü de milletin efendisidir.

Hatay’da bulunan, Adnan Menderes zamanına kadar göl olan ve onun döneminde kurutulup, ekilebilir arazi haline getirilen Amik Ovasının kıyısında büyüdük. Ailemizden çiftçilik yapan büyüklerimiz var. Hayat tecrübemiz ve gözlemlerimiz bize durumun böyle olmadığını gösteriyor.

Çiftçilikten anlamayan insanların arazisi varken, çiftçilikten başka bir işten anlamayan insanlar her yıl icar usulüyle arazi arıyor. Suriye iç savaşı sağ olsun mazot konusunda sıkıntı yaşanmıyor. Tohumlar ise İsrail’den geliyor. Eski usulde hasadın bir kısmı tohumluk olarak ayrılabilirken bu yeni tohumun mahsulü böyle bir şeye imkân vermiyor. Eski göl olan Amik ovasında su sıkıntısı var. 400 metreden su çıkmaya başladı. Üstelik bu ovanın içinden Asi nehri geçiyor. Gübre deseniz aynı hesap, ateş pahası.

Çiftçiler ise işin kolayını bulmuş. Devletin ekimi için özendirdiği mamuller var. Bunları ekeceğini söyleyenlere ayrıca ödeme yapılıyor. Bizim döneme ayak uyduran çiftçilerimiz mamulü ekiyor, parayı alıyor fakat harman yapmıyor. Yani ekini tarladan kaldırmıyor. Bırakın onu bakımını, sulamasını bile yapmıyor.

Dürüst çalışan çiftçimiz ise hasadını önce tüccara kaptırıyor, geç kalırsa eylem amacıyla yollara saçıyor. Kooperatifleşme falan filan, bunları daha önce yazdık ama ne devlet öncü oluyor, ne de çiftçinin cesareti var.

Bin bir meşakkatle yetiştirilen ürünler para etmeyince çiftçimiz ne yapsın? Devletine gidiyor. Artık bakan, başbakan ne bulursa ona derdini anlatıyor. Aldığı cevabı hepimiz hatırlıyoruz. Hatırlamayanlar için yazayım; ‘Ananı da al git!’

***

Tarımla alakalı verilen dersin devamında bir diğer gelir kaynağımız açıklanırdı. Bacasız sanayi yani turizm, bizim en önemli gelir kaynaklarımızdan bir diğeriydi.

Ortadoğu ve Anadolu’yu birbirinden ayıran Torosların eteklerinde büyüdük. Bir ayağımız halen oralarda. Tepesini, düzünü, yaylasını elimizden geldiğince gezdik, dolaştık. Kendimi bildim bileli su şebekesi olmayan, yolu izi olmayan, elektrik gitmemiş, telefonların halen çekmediği yaylalar var.

Dünyanın en uzun sahil şeritlerinden birisi Hatay’ın Samandağ ilçesindedir. Asi Nehri aynı mevkide Akdeniz’e karışır. Bu bölgede bulunan yamaçlar, yamaç paraşütü için biçilmiş kaftandır. Aynı bölgede Roma/Bizans döneminden kalma açık hava müzesi bulunmaktadır.

Dikkat buyurun, bahsettiğim yer Hatay’ın bir ilçesi o kadar.

Kaç tane tesis var diye sorsanız bir elin parmakları kadar. Ulaşım ne durumdadır diye sorsanız, tek gidiş yek geliş mıcır yol. Yerli girişimciyi hak getire. Devletin tesisi var mı? 1 tane maliye kampı var, ona da giden kalmadı.

Asıl turizm kentlerinin halini ise hepimiz biliyoruz. Rusların uçağını vurunca, Rusların turistleri de gelmedi, çözümü kış günü Trabzon’un dağlarını yakmakta bulduk.

Sayın Cumhurbaşkanı bugün bu konuya değindi ve enfes bir teklifte bulundu. ‘Avrupa’daki Türkler, komşusunu da alsın gelsin’ dedi.

Çiftçiye ananı al git, turizmde 0 yatırım.

Değil komşularını, bütün şehirlerini alıp gelseler boş. Önce sen çalışacaksın!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone