Anlama Kıtlığı

YusufDuzgoren

Bir konuyu anladığınızın gerçek göstergesi, sorulardır. Yani; sorulardaki performansınız iyi ise anlamadığınızı hissetseniz de anlamışsınız; kötü ise anladığınızı hissetseniz de anlamamışsınız demektir.

Teşhislerin Bir Kısmı:

  • Her gün bu ülkenin yaşamayı en çok hak eden, hayatının baharında gençleri, yetişmiş insanları şehit oluyor.
  • Suriyelilerin ülkemize yeni bir etnik çeşitlilik katmasına hepimiz karşıyız.
  • Avrupa ve Amerika’daki yaşam kalitesine, alım gücüne, insanların mutlu olmasına hepimiz ağzımız açık bir şekilde gıptayla bakıyoruz.
  • Ekonomimizden memnun değiliz.
  • Bilimde, teknikte geri zekâlı olduğumuzu hepimiz biliyoruz.
  • Kitap okumuyoruz ve okumadığımızdan şikâyet ediyoruz.

(Reçeteye yarın bakacağız)

****

“Demokrasi” Varsa Kullanan NEREDE? 

Büyüğü küçüğü, yandaşı muhalifi, normal halkı üniversite profesörü, aptalı akıllısı, sarışını esmeri, Müslümanı inançsızı, Erzurumlu’su Muğlalı’sı, milliyetçisi komünisti, berberi bakkalı… Herkes Cumhurbaşkanı’nın ağzından “ne istedilerse verdik” sözünü duydu. Ama hiç biri çıkıp da “yahu arkadaş senin hataların yüzünden (bize göre hata değil, çıkar ilişkisi) bu hale geldik, senin döneminde bunların ekseriyeti devlette yuvalandı, senin yüzünden şu an dünya çapında eğitim yapan askeri okullar kapatılıyor, senin yüzünden ekonomi allak bullak oldu, senin yüzünden onlarca askerimiz, halkımız katledildi” diyemiyor ve tepkisini ortaya koyamıyor. Hani “feci” demokratız ya ondan diyorum.

Herkesin içinde volkan var ama kimse bu volkanını patlatabileceği örgütlere, topluluklara yanaşmıyor. Aktif olarak ortaya bir şeyler koymak yerine sosyal medyada birkaç paylaşımla kendi kendinin gazını alıyor.

Belki de memleketin bu hale gelmesinin sebebi “evladım etliye sütlüye bulaşma, okuluna bak sen, boşver memleketi sen mi kurtaracaksın” diyen anne babalardır. Düşünsenize Çanakkale öncesinde veya Kurtuluş Savaşı’nda böyle anne babaların olduğunu…  Kim bilir şu an ne halde olurduk…

****

Okumak İlk Emir, Sorgulamak En Büyük Emirdir

Bu toplumu şeyhler, dervişler, imamlar kaderci yaptı. Sorgulama yetisini ortadan kaldırdı. Hâlbuki Müslüman olan insan Kuran okur. Onu anlayarak, idrak ederek okur ve yaşantısında mümkün olduğunca uygulamaya çalışır. Fakat bu şeyh bozuntularının sözleri, Kuran hükümlerinden çok daha fazla ehemmiyet taşınmaktadır. Kuran’da “namaz kıl”dan çok daha fazla “akletmez misiniz, düşünmez misiniz?” ifadeleri vardır. Bu ayetlerle Tanrı bizden sorgulamamızı, düşünmemizi istemektedir.

Kuran öyle yüce bir kitaptır ki hem üniversite profesörüne hitap eder, hem de kızını “diri diri” toprağa gömecek kadar cahil olana hitap eder. Birinin ilmine ilim katarken ötekini adam eder. Kuran’ın hedef kitlesi her seviyeden, her kültürden, her ırktan tüm insanlıktır. Dolayısıyla Kuran’ın hükümleri çok açıktır ve İslam’ın Şartları diye uydurulmuş beş adet madde içerisinde yer alınması istenmeyen en büyük farz düşünmek, sorgulamaktır. İslam öğretilerine göre Hz. Muhammet’ten sonra makamı en yüksek peygamber Hz. İbrahim’dir.

Peki neden?

Çünkü Tanrı’nın varlığı Hz. İbrahim’e vahyedilmemiştir. O kendisi sorgulayarak, yanlışlar yaparak Tanrı’yı bulmuştur.

Böylesine muhteşem bir dini, inanç sistemini, felsefeyi benimseyip de bu insanlar (tüm İslam alemi) bu kadar ahmak olmayı nasıl başarıyorlar? Elin inançsız gavuru insanlara nasıl faydalı olabilirim diye kendini yırtarken, hayatı kolaylaştıran icatlar yaparken, hastalıklara çare bulurken bizimkiler neden hiç bitmeyen bir saçmalama döngüsünden çıkamıyorlar?

1400 yıldır değişmeyen, değişmesi imkansız olan, her şeyiyle aynı olan bir kitabı anlayamamak için ne kadar ahmak, ne kadar bağnaz olmak gerekir? (Pardon mealinden okumak faydasızdı. Ama Arapça’sını okursak her bir yanlış telaffuz edilmiş harf için bile 3 sevap kazanıyorduk değil mi? Biraz daha yanlış okursak göğsü yeni tomurcuklanmış bin hurimizin üstüne bir bin tane daha ekleyebileceğiz. Ha gayret!)

****

Bu arada giriş kısmında bahsettiğimiz yargının yani “anlama” olayının ülkemizde ne kadar sağlıklı gerçekleştiğini “anlamak” için Nihat Hatipoğlu’nun Ramazan programlarından herhangi bir tanesinden, herhangi 3 soruyu dinlersek bilimsel bir araştırmayla toplumdaki “anlama” sorununu adlandırabilecek veriyi elde etmiş oluruz sanırım.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone