Anlamsız Camiler

KemalOnalir

Türkler İslamiyet’i seçtikten sonra bu dinin tapınağı olan camilere kendi sanatlarını eklediler. Minaresinden, dış/iç cephe süslemelerine kadar birçok yenilik getirdiler.

En eski Türk sanatlarından olan ‘Çini’nin en güzel örneklerini bu yapılara işlediler. Dünyanın en büyük kubbesini inşa ettiler. Fakat bir hastalıktan kurtulamadılar.

O hastalığın adı; ‘Arapçacılık’.

Camiye giriyorsunuz, her tarafta Ayet-i Kerime’ler, Hadis-i Şerifler döşenmiş. Süslü hatlar, çat pat Kur’an okumayı bilenin bile boş gözlerle duvarları izlemesine sebep oluyor. Artık camilerin girişine panolar asılıyor. Bunlara imamlar Ayet, Hadis veya Sahabenin sözlerini yazıyor. Arada bizi yazan da çıkıyor. Teşekkür ediyoruz. Fakat bunları okuyanlar pek az.

Düşünün, camiye giriyorsunuz, camii cemaatle dolu ve tam karşınızda; ‘Vay haline o namaz kılanların ki, kıldıkları namazın değerine aldırış etmezler. Gösteriş yaparlar onlar ve küçük bir yardımı vermezler’ (Mâun 4/7) ve ‘Allah’tan başkasına tapmayacak, kulluk etmeyeceksiniz’(Bakara 83) yazılı ve bu yazılar Latin harfleriyle, günümüz Türkçesiyle yazılı.

Örnekleri arttıralım, namazı kıldınız camiden çıkacaksınız, çıkış kapısının tam üzerinde Hud Suresinin 112. Ayetinde geçen; ‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’ ibaresi yazılı.

Mesela, sizi korkutmaya, sindirmeye çalışıyorlar, üstelik bunu yaparken dini kullanıyorlar, tam da 15 Temmuz tayfası gibi veya devlet dairesinin hükümet yalakası memur ve amirleri gibi, camiye gidiyorsunuz karşınıza; ‘Allah kuluna yetmez mi? Seni O’ndan (Allah’tan) başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur’ (Zümer 36) yazıyor.

Ruhen bunaldığınız günlerde camiyi ziyaret edip, maneviyatınızı yükseltmek istediniz, duvarda ise güzel bir yazıyla; ‘Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Öyleyse, bir işini bitirince diğerine koyul. Ancak Rabbine yönel ve yalvar’ (İnşirah 5-6-7-8) yazılı bir levha asılı duruyor. Hemen yanında, ‘Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da’ (Duha 3) yazılı ikinci bir levha mevcut.

Bu ayetlerin tamamının anladığınız alfabe ve dille yazılması fena mı olurdu? Şimdi Arap alfabesiyle ve Arapça yazıyor da ne oluyor?

7 Eylül 2014 tarihinde Bursa’da caminin avlusunda uyuşturucu kullanan bir genç komalık oldu. 5 Mayıs 2014, Aydın’da cami bahçesinde tecavüz girişimi oldu. İspanya’dan Türkiye’ye gelen bir turiste cami bahçesinde tecavüz edildi. Kayseri’de 2 kişi, 3 çocuk annesi kadına kullanılmayan bir camide tecavüz etti. İzmir’de uyuşturucu kaçakçılarının, bir caminin haziresindeki mezarları depo olarak kullandığı tespit edildi.

Görüldüğü gibi Arapça camileri, gözü dönmüş kimseler kutsal görmüyor.

Duvara baktığında gördüğü yazıyı anlamak şöyle dursun, tanımlayamayan Müslümanlar var.

Tanrı Kur’an’da, birçok yerde doğrudan insanlara seslenmiştir. Bırakın Tanrı’yı, sıradan bir insanla anlaşmak için bile ortak dili konuşmanız gerekiyor. Mantığın çerçevesi bu iken yapılan hareketin adını siz koyun.

Tanrı bilinmek, anlaşılmak istediği için bizi yarattı. Biz ise onun adını andığımız yerlere onun sözlerini, hiç anlamadığımız bir dille yazıp duruyoruz.

Hutbelerimiz deseniz ayrı komedi. İmam denilen adamı yaptığı iş bir meslek değildir. İmam, kanaat önderidir. Toplumun rehberidir. Daha doğrusu öyleydi. Verdiği, vereceği hutbeler asıl sıfatlarına uygun olmalıdır.

Haine, hırsıza, soyguncuya, tefeciye ve ezcümle soysuza gerektiği gibi konuşabilmeli, korkak, süklüm püklüm, ezik adamlar olmamalıdırlar.

İşte hiç yoktan bunlar yapılırsa camilerimiz çok daha anlamlı yerler olacaktır. Kutsal olan Arapça değil Kur’an’dır. Yıllık bütçeden aslan payını kopartanlar da bunu öğrensin artık.

 

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone