Ata Mezarına Saygısızlık Ne Demektir?

YusufhanGuzelsoy

Heredot, M.Ö. 512 yılında İskitler ve Persler arasında geçen bir olayı anlatıyor. Perslerin meşhur kralı Darius, İstanbul boğazını aşıp Karadeniz’in kuzeyine, İskit yurduna yürür. Heredot’a göre bu sırada Darius’un emrinde 700 bin kişilik bir ordu vardır. İskit kağanı Pers kralının geldiğini haber alır almaz gerilla savaşına girdi. İskitler vur-kaç taktiğiyle Pers ordusunu yıpratıyor ve bir günlük mesafeyi koruyarak kaçıyordu. Ordusunun günden güne zayıfladığını gören Darius, İskit kralına bir atlısıyla şu haberi gönderiyor: “Ey garip adam, yapabileceğin iki şey varken neden boyuna kaçıyorsun? Eğer kendini bana karşı koyabilecek kadar güçlü sayıyorsan, ona göre davran, kaçmayı bırak, savaşa gir. Yok eğer kendini daha aşağı görüyorsan, gene boyuna yürümekten vazgeç; efendine haraç olarak toprak ve su getir, huzuruna çık.”
İskitlerin kağanı en zayıf zamanında bile altta kalmayan bir milletin evladıdır. Şöyle cevap verir: “İranlı! İşte benim kanaatim: Beni ne bir kimse korkutabilir ne de önünden kaçmaya zorlayabilir. Senden kaçtığım da yok. Şimdiye kadar yapmış olduğum iş, barış zamanında da yapmakta olduğumdan farklı değildir. Neden hemen savaşa girmiyorum, onu da sana açıklayayım: Bizim ne bir kentimiz ne de bir dikili ağacımız var ki elden gitmesin veya yakılıp yıkılmasın diye savaşa girelim. Ama siz ille de savaşmak istiyorsanız, atalarımızın mezarlarını bulun, onlara el kaldırın, o zaman görürsünüz, mezarlarımız için dövüşüyor muyuz, dövüşmüyor muyuz? Ama daha önce ve keyfimiz istemediği sürece sizlerle savaşmayacağız. Bu konu bu kadar… Ve bir de haraç olarak istediğin ekmek ve su yerine sana layık olduğun şeyleri göndereceğim. Madem kendin benim efendim olarak sayıyorsun, senin bu palavrana cevap olarak, ağla diyorum sana.”
M.S. 441 yılında Batı Hunlarını idare eden Atilla ve Bleda, Doğu Roma’yla yapılmış anlaşma gereği kendilerine ödenen haracın arttırılmasına karar verir ve bunun için diplomasi değil savaş yolunu uygun görür. Savaş için iki gerekçe bulunur:
1-Doğu Roma imparatoru II.Theodosius anlaşma şartlarına uymamıştır.
2-Margos Piskoposu Hun mezarlarını talan etmiştir.
Hun orduları süratle Tuna nehrini geçer ve Viminacium şehrini yerle bir eder. Margos Piskoposu ise Hunlar Margos kalesi önlerine gelir gelmez teslim olur. Atilla ve Bleda’ya işbirliği teklif eder ve Margos kalesinin savaşılmadan teslim alınmasını sağlar. Hun ordusuyla baş edemeyeceğini anlayan II. Theodosius anlaşmaya sadık kalacağı sözünü verir.
İslamiyet öncesinde Türklerin mezarları “kurgan” adı verilen yeraltı yapılarıydı. Ölümden sonra yaşam olduğuna o dönem de inanıldığından, Türkler, atları ve değerleri eşyalarıyla birlikte gömülürlerdi. Kurgan, bir çeşit piramit yapısıdır ve benzeri büyük yapılar Mayalar gibi medeniyetlerce yerin üstüne yapılmıştır. Şahsi kanaatim İslam sonrasındaki türbelerin mimarisine ilham veren unsur da kurgandır. Hem maddi hem de manevi yönden Türkler için kurgan ve türbe aynı anlamı ifade etmektedir.
Türk kağanlarının cenazesinde uygulandığı bilinen bir gelenek vardır. Bu geleneğe göre ölen kağanın en yiğit ve en güvenilir askerleri cenazeyi bilinmeyen bir yere defneder ve ardından aynı anda birbirlerine yay gerip ok atarak hayatlarına son verir. Buradaki maksat kağanın kabrinin gizli kalmasıdır.
Bir de Emir Timur ile ilgili anlatılan bir rivayet vardır. Doğru ise diyecek söz yoktur. Değilse de bu rivayetin doğmuş olması ata mezarlarına verilen önemi işaret eder. Rivayete göre Emir Timur’un kabri Rus araştırmacılarca kabrin başındaki “Açanın başına bela gelir!” tarzındaki uyarılara rağmen açılır. Kısa süre sonra Sovyetler II. Dünya Savaşına girer. Üstelik savaş ıstırap dolu geçmektedir. Kabrin kapatılmasının ardından cihan harbi Rusların lehine sonuçlanır.

Yıllar sonrasına gelelim.
1921’de Fransa ve Ankara Hükümeti arasında imzalanan Ankara Antlaşmasının 9.maddesine göre “”Osmanlı hanedanının kurucusu ve Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah’ın Caber Kalesinde bulunan ve Türk mezarı adı ile tanınan mezarı, çevresiyle birlikte, Türkiye’nin malı olarak kalacak ve Türkiye orada koruyucular bulundurup çekebilecektir.”
Türbe haline getirilmesiyse, 1886 yılında Sultan Abdülhamit’in emriyle olmuştur.
1923’te Lozan Antlaşmasıyla beraber Türk mezarının statüsü aynen devam ettirildi. 1966 yılında Suriye Türkiye’den “Tabka barajının inşası tamamlanınca burası sular altında kalacak.” gerekçesiyle türbeyi taşımasını istedi. 1973 yılında türbe Urfa’ya 92 km uzaklıktaki Karakozak köyüne defnedildi. Süleyman Şah Saygı Karakolunun da eklenmesiyle türbe alanı 8797 metrekare oldu.
Aradan yıllar geçti. Süleyman Şah türbesi, Suriye’de mevcut iç savaşın türbe için güvenlik sorunu yaratması sebebiyle 21 Şubat 2015 tarihinde yine Suriye sınırları içinde bulunan Eşme bölgesine taşındı. Alan TSK tarafından kontrol altına alınmıştı; birileri tutup YPG’ye reklam yaptırdı. Acaba Suriye ile savaş hayalleri suya düştüğü için mi?

“Ne alaka?” diyeceksiniz.
Herkesin bir komplo teorisi var. Bana göre operasyon sebeplerinden birisi, Suriye ve Türkiye’nin savaşa tutuşması için yapılacak olası bir kışkırtmayı engellemektedir. Siyasi değil askeri irade devreye girince operasyon gerçekleşmiştir. Eğer türbeye malum ses kayıtlarından öğrendiğimiz kadarıyla “Ülkeye 8 füze attırırım, savaş sebebi sayarız.” gibi planları yapanlarca ya da aynı mantığı güdenlerce saldırı yapılmış olsaydı, Türk töresine göre bunun savaş sebebi sayılması gerekirdi.
Ata mezarlarına yapılan saygısızlığın Türklerde ne anlama geldiğini niye yazdığımı anlamışsınızdır. Fakat bugün Anıtkabir’e çocuk parkı yapanların anlamamış olması kuvvetle muhtemeldir. Açıkça yazayım: Ata mezarlarına saygısızlık savaş sebebidir.
Eğer Anıtkabir’e çocuk parkı yapılması masumane bir hareketse; Fatih’in, Kanuni’nin, Abdülhamit’in kabirlerine de çocuk parkı yapılsın. Memlekette her şey ciddiyetsizliğe bürünmüşken el uzatılmayan bir tek ata mezarları kalmıştı. Ona da el atıldığına göre çocuk parkının yanında ebedi uykuda olanlar değil ama fani uykuda olanlar rahat uyuyabilir.

Töresiz adamın utanması olmuyor nasılsa…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone