Atamaya Kadar Türkçü Olanlar!

KemalOnalir

Bu dönemin yeni furyası başlıkta yazılan hareket oldu. Bir grup samimiyetsiz kimseler, devletle işi olmadığı sıralarda esip gürlerken, mangalda kül bırakmazken, o kapıya gidince Türkçülüğünü beklemeye alır oldu.

Normal zamanlarda hükümete, partilere, politikaya atıp tutarken kıytırık bir mülakat öncesi kayıplara karışıyorlar. Devletle işleri olmadığı günlerde her etkinliğin ön saflarında, her fotoğrafın tam odağında yer alıyorlar. Gelin görün ki devlete işleri düştüğü an, hayalet oluveriyorlar.

Kendilerinden büyük Türkçü tanımayan bu zevat, 2 bin lira maaş ve sağlık sigortası karşılığında bu sıfatlarını ya atıyor ya da donduruyorlar.

Akademisyen çevreleri ise kadrosunu alana kadar Türkçülük orucu tutmakta bir besi görmüyorlar. Kadrosunu alıp en yüksek unvana ulaşmış olanlar ise kasılarak konuşmaktan öteye gitmiyorlar. Ayağına kadar dergi götürmek yüceliğini gösteren Türkçü gençlere esnaf muamelesi yapabiliyor, ‘bugün git yarın gel’ gibi cümleler sarf edebiliyorlar.

İşin ters tarafı bu zevat yükünü tuttuktan sonra geri dönüp, hiçbir şey olmamış gibi davranmaya yeltene biliyor. Devlet kadrolarında olmanın avantajını teşkilat için kullanabileceğini bile iddia ediyorlar.

Daha birçok özellikleri zikredilebilir fakat vakit kaybetmeyelim.

Öncelikle hayatımızda takındığımız sıfatların mahiyetini iyi anlamak gerekiyor. Türk, Türkçü, Müslüman, delikanlı, efendi, mesleki sıfatlar vs. Bunların tamamı hayatınızda yapmanız ve yapmamanız gereken şeyler konusunda yönlendirici oluyorlar.

Kendisine Türkçü sıfatını takarak millete hizmet etmeye çalışan bir kimse, bu sıfatını 2 bin lira için atmaz. Türkçü demek bir anlamıyla Türk milletine hizmet eden demektir. Türklüğü korumaya çalışan, hizmet eden bir kimsenin korkusu ne olabilir de bu sıfatından rahatsız olup gizleme gereği duyabilir.

Bundan başka Türkçülük ülküsünün Türk’e öğrettiği en önemli şey, eğilmez, bükülmez, kırılmaz bir çelik gibi, dimdik yaşamak gerektiğidir. Türkçü bir kere yanlış dediğine bir daha doğru demez, bir kere doğru dediğini bir daha inkar etmez. Atanmak için sıfatını atıp karşısında mülakat verdikleri adamlar gibi değildir.

Ayrıca bu hareketlerinin unutulmayacağını, yüzlerine vurulabileceğini, karşılarına çıkacağını unutuyorlar. Günün birinde 2 bin lira maaş için ülküsünü bırakanlara bir daha güvenilmeyeceğini düşünmüyorlar.

Daha birçok getiri yazabiliriz fakat vakit kaybına lüzum yok.

Bir insanın evladına bırakacağı en büyük servet, gurur duyacağı bir baba veya annedir. Ömrünü dimdik yaşamış, yanlışa yanlış, doğruya doğru demekten korkmamış, çile çekse bile eğilmemiş, bükülmemiş bir anne veya babadan daha büyük bir gurur kaynağı olamaz.

O gün geldiğinde ülküsünü bırakıp binlerce hatta milyonlarca lira kazanmış, evladına bir ev bırakmış bir kimse aradan yıllar geçince mezarına ziyaretçi, adına anıcı bulamaz. Fakat ülküsüne bağlı kalıp yaşayanların mezar taşı bile binlerce kimseyi bir araya getirebilir.

Kulu yaratan Tanrı, onun nasibini de yaratmıştır. Nasibinizi almak için kimseye yaltaklanmaya lüzum yoktur. İnsanlar doğru, dürüst kimseleri seviyorken, Tanrı elbette böyle insanları takdir eder. Ayrıca O, nasibi için çalışanları geri çevirmemiştir. Tarih çalışkan insanların kaybettiğini yazmaz.

Üç günlük dünyada bir masa, bir rütbe için inandığı değerlere ihanet edenlere, dava arkadaşlarını yarı yolda bırakanlara, sövdüğünü seven, sevdiğine sövenlere lanet olsun.

Tanrı Türk’ü bunlardan da korusun.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone