Atatürk’ü Tartışmak ve Kadir Popcorn’un Cinleri

YusufhanGuzelsoy

Son yılların modası, Türk milletinin mukaddesatına saldırmak ve Türk gençlerinin beynini zehirleyerek bazen İslamcılık yoluyla bazen de popüler hale getirilen demokratlık yoluyla onları kendi ırkına düşman etmek olmuştur. Ne yazık ki kendi ırkına saldıran mankurtların önemli bir kısmı aslında ırkını savunduğunu zannetmektedir. “Resmi tarih” denen kavram da herkesin dilinde bir oyuncak olmuş ve kalıplaştırılarak tarihi tahrif etmenin bir bahanesi haline gelmiştir. Tarihin yalan söylediğini, yalan tarih yazarak düzeltmeye çalışan bir kitleden daha gafili var mıdır? Güya Batılıların yazdığı tarihi değiştireceklermiş… Resmi tarih Türk milletine hakaret ediyormuş… Eee… Sen de ortaya sürdüğün tarihte Türk vatanını Türk’ten başka herkese “Onlar da bizimle beraber savaştı.” diye tam anlamıyla pazarlıyorsun! Onu ne yapacağız?

Darbe planları yapılırken önceden kendisiyle darbeyi, darbeciyi savunmak ve mevcut iktidar aleyhine propaganda yapmak konusunda kendisiyle anlaşılan soytarılar, darbe girişimi başarılı olamayınca eskisi gibi yandaş görünmeye devam etti. Bununla da kalmayıp cemaatin darbeye kalkışmış olması dolayısıyla Atatürk’ü demokratik çerçevede tartışma bahanesiyle gerçekten tartışılması gereken konuları örtbas etmeye devam etti.

Soralım: Bugün söz konusu Türklüğün kutsalı olduğu zaman mangalda kül bırakmayan, demokrat görünümlü, cesur ve aydın kılığına girmiş yandaş yazar takımının Atatürk’ü tartışmaya açma çabaları, birilerinin BOP projesine eş başkan olduğunu ifade ettiği açıklamaları gizlemek için midir? Bu sözde cesur yazarlar, BOP projesinin yayımladığı bölünmüş Türkiye haritalarından bihaber midir? Diyarbakır’ın Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında yıldız haline geleceğini söyleyenleri, Diyarbakır’ın ve Güneydoğunun bugünkü haline bakıp eleştirebiliyor mu? Demokrat, cesur ve aydın yazarların görevi, hükümetin iç ve dış politikadaki yanlışlarını, yapılan yollar ve köprülerle gizlemeye çalışmak mıdır?

Mevcut Cumhurbaşkanı aleyhine tek söz söylemeye cesareti olmayanlar, kalkmış korkusuz aydın rolüne bürünüyor. Korkusuz aydın, yıllar öncesinden cemaatin devlet içindeki yapılanmalarını yazan ve bu uğurda şehit olan Necip Hablemitoğlu’dur. Zira aydın gerçeği görebilen ve gerçekleri haykırmak uğrunda can verene denir. Her devrin adamı olduğu için, kendini herkese pazarladığı için Türk düşmanlarının kale almadığı ve kullanmaya çalıştığı soytarılara aydın denmez! Bu soytarılar için Türk düşmanlığı ekmek, Türk düşmanları da ekmek kapısı oldu. Çıkıp televizyonlarda bunu tartışacak cesaretleri var mı? “Bu ülkenin ilerlemesini istiyorum, bu yüzden itirafçı olacağım!” deseler Türkiye ne kadar refaha erecek, siz hesap edin.

Bekir Bozdağ bugün bir demokrasi kahramanıdır. Dün ise darbeci cemaati meclis kürsüsünde savunan bir kimse idi. Uzun süre (gayrı) Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hüseyin Çelik, “Cemaat devlete sızmış, buna kargalar bile güler!” dedikten 5 gün sonra cemaat MİT’e operasyon yaptı. Hükümetin her bakanının da bu cemaati savunan ve öven sözleri vardır. Türkiye’de bunları dile getirenler, birer birer savcılar tarafından ifadeye çağrılıyor, haklarında soruşturma açılıyor. Var mı bu sözde aydınların hükümeti sorumlu tutmaya cesareti?

Nagehan Alçı… Acaba bu yazıyı okusa gaza gelir mi? Yoksa profesyonel davranmaya devam ederek maaşlı aydınlığını yapmaya devam eder mi?

Rasim Ozan Kütahyalı ve Nagehan Alçı, bugünkü cehaletin vücut bulmuş halleridir. Bu ikisi “FETÖ şöyle, FETÖ böyle” diye atıp tutarken kendilerini ne kadar gülünç duruma düşürdüklerinin gayet de farkındadır. Hükümet de FETÖ tarafından aldatıldığı ve cemaate karşı mücadele edeceği konusunda samimiyse “kripto” deyiminin kimlerin üzerine oturduğu konusunda daha dikkatli davranmak zorundadır. Yoksa medya ve basın soytarıları, Türk evlatlarının canını yakmak için, cemaatin devlet içindeki yapılanmasını korumak için milleti yanlış yönlendirmeye devam edecektir. Rasim Ozan ve Nagehan Alçı gibilere, FETÖ mensubu olduğu bariz olan Erem Şentürk de dahildir. Geçmişi ve bugünkü laiklik korkusu bunun ispatıdır. Hele laikliğe olan nefreti, doğrudan Fethullah’ın nefretiyle uyuşmaktadır. Peki hükümetin bunları silip süpürmeye cesareti var mıdır? Yoksa FETÖ mensuplarını sadece devlet içinde aramaya devam mı edecektir?

Tüm bu oyunlar doğrultusunda, Atatürk yaşasa ona tapacak olanlar “Atatürk’ü tartışmaya açalım!” diyor. Bir kere o kimsenin haddi değildir. Bu ülkede tartışılması gereken, hem FETÖ, hem PKK, hem de diğer terör örgütleri katıksız Atatürk düşmanı iken, Atatürk’ü tartışmaya açmaya kalkanların maksadının ne olduğudur! FETÖ, Atatürk’ü sevmez; çünkü laiklik onun mehdilik hayallerinin önünde büyük bir engeldir. PKK, Atatürk’ü sevmez; çünkü Atatürk bu ülkeye ihanet eden bütün azınlıkları tokatlamış, PKK da sadece Kürtlerden değil bu azınlıkların birliğinden meydana gelmiştir. Hal böyle iken sözde aydınlar da televizyonlarda Atatürk düşmanlığını tetikleyerek bu terör örgütlerine adam yetiştiriyor. Hükümet de bunu seyrediyor. Bu nasıl terörle mücadele?

Araya sıkıştırmak istediğim bir konu var. Bugün herkes demokrasi pıtırcıklığı yapıyor, bu uğurda Türklüğün mukaddesatını bile tartışmaya açıyor; ama fırsat bu fırsat anlayışıyla da hükümet aleyhine tek söz söyletmiyor, onları darbeci sayıyor. Bu fırsatçılık sayesinde dün cemaat içinde olup Fethullah’a secde edenler de kuyruğu kurtarıyor. Bu sahte demokrasi değil gerçek demokrasidir. Demokrasi böyle içi boş ve belli bir zümrenin menfaatine göre doldurulmaya müsait bir kavramdır. Türklüğün ve emperyalistlerin hedefindeki tüm toplumların baş belasıdır. Unutmayın ki ABD doğrudan veya dolaylı işgal ettiği ülkelere demokrasi ve demokrasi kuruluşları sayesinde giriyor.

Şimdi ben bir konuyu tartışmaya açayım.

Necip Hablemitoğlu, Köstebek kitabında diyor ki: “… Tıpkı, kendi bakanlığındaki Fethullahçı kadrolaşmanın üzerine gitmeyerek, gider gibi görünmek suretiyle devletin güvenliğine zarar verdiği gibi. Bakanın (Rüştü Kazım Yücelen), başka zaaf görüntüleri de mevcuttur: Bilindiği üzere, Türkiye’de 1938’den bu yana yasadışı faaliyet gösteren Alman vakıflarından Konrad Adenauer Vakfı’nın önemli işbirlikçisi, ‘Türk Demokrasi Vakfı’dır. Bülent Akarcalı’nın başkanlığını yaptığı bu vakıf, söz konusu yasadışı Alman vakfı ile akçalı ilişkiler içindedir ki bu yasalarımız açısından aleni suçtur. Ancak bu suçun üzerine kim gidecektir? Vakıflar Genel Müdürü Nurettin Yardımcı mı? Mümkün değil, yakın bir zamana kadar Türk Demokrasi Vakfı’nın yönetim kurulu üyesi olan Yardımcı’nın üyeliği halen devam etmektedir. Vakıflardan sorumlu Nejat Arseven mi? Arseven’in de adı geçen vakfın üyesi olup vakfın işbirliği çalışmalarına katkıda bulunduğunu bizzat Alman Büyükelçisi Dr. Rudolf Schmidt basına açıklamıştır. Bu yasadışı işbirliğini TRT ya da Anadolu Ajansı mı kamuoyuna duyuracaktır? Mümkün değil, çünkü Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu, adı geçen vakfın yönetim kurulu üyesidir. Mesut Yılmaz da -oluşumun doğasına uygun olarak- vakfın üyesidir. Geriye, yasaları uygulama gibi asli görevi olan sadece dönemin İçişleri Bakanı kalmaktadır, diye düşünüyorsanız, kesinlikle yanılıyorsunuz, zira, o da adı geçen vakfın üyesidir, tıpkı ANAP’lı Işın Çelebi, Mustafa Kalemli, İmren Aykut, Güneş Taner, Emre Kocaoğlu, gazeteci Mehmet Altan, YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz, Prof. Dr. Duygu Sezer, Alman liyakat haçı sahibi Prof. Dr. Ahmet Mumcu vd. gibi.”

Var mı bu ihanet sarmalını tüm gerçekliğiyle tartışmaya açacak böyle bir aydın? Yok… O zaman kimse Atatürk’ü tartışmaya açma hadsizliğine de kapılmasın.

Var mı “Davul zurnayla açılış yapıyorsunuz, 30 Ağustos’u yasımız var diyerek kutlatmıyorsunuz!” tepkisini gösterecek bir aydın? Yok… O zaman Atatürk’ü tartışmaya açma hevesiyle kimse cesur aydın rolünü oynamasın, kimse hadsizlik yapmasın.

Şimdi… Gelelim Kadir Popcorn ve çılgın cinlerine!

İslam alimleri cinlerin en haz aldıkları olayın insanlardan nefret ettikleri için onlarla dalga geçmek olduğu konusunda ittifak ediyor. En çok da ruh çağırma seanslarına gelip çağrılan kişi kılığında insanlarla alay etmeyi severmiş bu cinler… Bizim raporlu deli, fesli şarlatan Kadir Mısıroğlu da cinler aracılığıyla güya Atatürk’ün ruhunu çağırıyor, ona sorular soruyor ve cinler de bu deliyle kafa buluyor. Bu sonuca ben varmıyorum bakın, İslam alimleri varıyor…

“Yaptığın en büyük yanlış neydi?”

“Harf inkılabı!”

Ünlü komedyen Kadir Popcorn ve cinlerden oluşan ekibini kutluyoruz. Onlar da olmasa kime güleceğiz biz?

Bu deliden duyduğu uydurmalara inanıp millete tarih satan İslamcılara da üzülüyorum. Put gibi taptıkları bu deli, “Vallahi o cin doğru söylüyordu!” diyor. Kur’an’da ise cinlerin son derece yalancı olduklarına vurgu yapılıyor, Allah’a bile yalan söyledikleri anlatılıyor. İslamcılar da her zamanki gibi uyuyor. Mışıl mışıl… Sonra da “Vay efendim Türkçe ezan, Türkçe Kur’an…” Kendi dilinde okumadığın sürece cahil kalacaksın.

Harf inkılabı ve tarihin unutturulması konusunda söylenenler de gülünç, bir o kadar da vahimdir.

Bir kere Latin alfabesine geçişten sonra, Atatürk’ün de teşviki ile okuma-yazma bilenlerin oranı eski yazının kullanıldığı dönemden kat be kat fazladır.

Ayrıca Türk tarihini unutmak bir kenara dursun, cumhuriyet devrinden önce Türklerin tarih bilinci son derece zayıftı. Ne yazık ki İslam öncesi tarihin küçük bir kısmı Oğuzname ve Afrasiyab efsaneleri sayesinde bilinmekte, Selçuk ve hatta çoğu zaman Osmanlı öncesi bilinmemekteydi. Tarih bilincimiz zayıf olduğu için merak eden de yoktu. Osmanlı devrinde sıradan bir Türk, hatta çoğu zaman kitap yazarları bile Karahanlılar devrinden bihaberdi. Bu devirleri bilenlerin bildiklerini düzenli olarak aktaracakları bir sistem mevcut değildi. Ta ki o sövülen Batılılaşma devrine kadar… Evet, Tanzimat’tan itibaren hoş olmayan, dış müdahalelerin iç refahı bozduğu olaylarla sıklaşmıştır; ne var ki Tanzimat’tan önce de durum böyleydi. Batılılaşma devrinden itibaren Türkler de milli kimliklerini yeniden hatırlamaya ve sistemli bir şekilde düzenlemeye başlamıştır.

O dönemde fesi “gavur icadı” diyerek kabul etmeyip isyan edenlerin bugünkü uzantısı Kadir Mısıroğlu, fes giyerek Osmanlı gözükmeye çalışıyor. Birçok ahmak da bu adama uyuyor.

Çağımız bilgi çağı dense de, aydınlar yerine soytarıların bilge kimseler olarak rağbet görmesi ve internet ortamı başta olmak üzere çeşitli yayınlar ve araçlar aracılığıyla insanların yanlış yönlendirilmesi, aslında bilgi çağını geçip bilgi kirliliği çağına ulaştığımızı gösteriyor. Dünyaya yön verenler için bilgi akışı ve bilim ilerlese de, şeytani emeller çerçevesinde bilgi ve bilim insanların aleyhine kullanılıyor. Türkiye’de Kadir Mısıroğlu gibi şarlatanların değer görmesi bundandır.

Üstat diye anılan Kadir Mısıroğlu’nun uzmanlık alanı Türk tarihini tahrif etmek ve Türklüğün mukaddesatını yıkmak için ona hakaret etmek üzerinedir. Geçmişte Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanıma da alçakça iftirada bulunmuş, bir televizyon programında sahtekarlığı ortaya çıkarılmasına rağmen ne kendisinin yüzü kızarmış ne de onu hocadan çok şeyh gibi gören ve kendileri de öğrenciden çok mürit gibi olan soytarılar onu dinlemekten, değer vermekten vazgeçmiştir.

Milli mücadelenin başarıya ulaşması, sadece İngilizlerin ya da ABD’nin içinde ukde olarak kalmamıştır. Bir de içeride bunlara maşalık yapan soytarılar vardır. Onlar için en önemli prim yapma yolu, “Osmanlı”, harf inkılabı”, “cumhuriyet” ve “laiklik” başlıklarıdır. Maşalık yapanlar için bu başlıklar adeta bir ekmek kapısı olmuştur. Saçmalamak konusunda üstlerine yoktur.

Acaba Kadir Popcorn, neden bugünkü Lawrence’ları anlatmıyor? Blackwater hakkında neden bir vaazı yoktur? Selahattin Eyyubi’ye, Mehmet Akif Ersoy’a, Emir Timur’a, Mustafa Kemal Atatürk’e türlü hakaretler eden bu deli, neden Haçlı seferlerinin lordu ve katıksız İslam düşmanı Erik Prince’ı anlatmıyor? Melih yeğeni çok mu üzülür yoksa?

Hainin kim olduğunu anlamak çok kolaydır.

Takviminden 26 ve 30 Ağustos’u çıkaran, tarih anlatırken 1919’u ve 1923’ü atlayan kim varsa o haindir!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone