Atsız’dan Bugüne Mektup

Bünyemizin hastalanması gibi bazen de ruhumuz hastalanır. Umutsuzluk, bu hastalığın çeşitlerinden biridir. Üstesinden gelinemediği zaman, hastalığın bünyeyi çürüttüğü gibi, umutsuzluk da ruhu çürütür.
Bu hastalığa kapılmak ne kadar doğalsa, üstesinden gelmek de o kadar zaruridir.
İşte bu mektup, ömrünün bitimine 6 ay kala Atsız tarafından kaleme alınmıştır.
Sadece mektubun muhatabı Adile Ayda için değil; tabiri caizse, umutsuz anlarımızda hepimiz için bir vitamin kaynağıdır.

**************

26 Haziran 1975

Çok Muhterem Âdile Ayda Hanım,

Milletin ve memleketin hâlini görüp, bedbinliğe kapılmakta haklısınız. Ahlâkın sukutu, hayvani bir kazanç hırsı, partilerin birbirini yemeleri, dış dünyanın bize karşı takındığı tavır ortaya korkunç bir manzara koyuyor. Fakat buna rağmen, ümitler kaybolmuş değildir. Tarihimizde bundan daha müthiş devreleri atlatmış bir millet olarak vartadan kurtulma yollarını bilmekte tecrübemiz var. Kıtlık ve hastalıkla insan ve hayvanların onda sekizinin öldüğü, Türklerin ölü hayvan ve insan kemiklerini dövüp un hâline getirerek, kızgın demirle kavurup yediği, öylece yaşayıp kurtulduğu ve yine yükseldiği devirler geçirilmiştir. Yalnız Orta ve Batı Anadolu’nun 30-40 parçaya bölünüp boğuşulduğu zamanlar olmuştur. İkinci Mahmud çağında Rumeli, İstanbul ve Ege’de Rumların çoğalıp, bütün deniz ticaretini ellerine alarak zenginleştiği, buna karşılık Türklerin yoksulluktan bitkin hâle gelip, donanmaya bile efrad bulamadığı ve donanma personelinin dahi Rumlardan alındığı, Etniki Elefteriya Cemiyeti’nin aynı anda bu bölgelerde ihtilâl ve katliam yaparak Bizans’ı kurmağa karar verdiği ve devletin, bütün memurları ve Türkleri, silâhlı gezerek her ihtimale karşı hazır bulunmağa çağırdığı günler olmuştur. Daha dün de, Türkiye’nin büyük bölümünün işgal edildiği, Çerkeslerin bile, Türkiye içinde, ayrı devlet kurmağa kalktığı bir devir atlatılmıştır.
Bütün bunlara rağmen, 3000 yıldır devletle yaşamağa alışmaktan doğan mânevî bir kuvvetle Türk milleti bunları yenmiş, tehlikeleri yok edebilmiştir. Bugünkü buhran dahi atlatılacaktır.
Diyarbakır hâdiseleri, bir Kürt ayaklanmasıdır. Talebe hareketleri, komünist hareketleridir. Fakat bunlar karşısında henüz susan bir yığın var ki, komünisti de, Kürd’ünü de bir anda yok etmeğe kaadirdir. Şu var ki, Oğuz taifesi, başını tehlikeye çarpmadan tehlikeyi kavrayamıyor. Fakat artık taş ona çarpmağa başlamış ve uyanma alâmetleri belirmiştir. Bu sebeple, madalyonun öteki yüzünü de düşünürsek, karamsarlığı uzaklaştırınız. Kendi hayatımızın aksi gidişleri de bizi bedbinleştiriyor. Bir geçiş devresindeyiz. Bir makalenizde çok güzel bir cümleniz vardı. Şu anda ancak mealini söyleyebileceğim: ” Fertler gibi milletler de, çaresiz kaldıkları zaman maziyi hatırlar.” gibi bir şeydi ammâ daha güzeldi.
Siz, bunu söyleyen Türkçü aydın olarak, maziden gelen hızın sendelemeyi önleyeceğini düşünün ve müsterih olun.

……..
Sağlık dileklerimi yollar, derin saygılarımı sunarım.
Atsız

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone