Aydını Olan Millet

Avrupalı düşünürler de tıpkı Avrupalı Monarklar gibi ciddi birer Türk düşmanıydılar.Birçok Avrupalı aydın Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasının taraftarı olmuş ve hatta bunun nasıl gerçekleşmesi gerektiği konusunda fikirler sunmuşlardır.Çünkü ”aydın”, Türkiye’de anlaşıldığının aksine, milli varlığı tehdit eden unsurların nasıl bertaraf edileceği üzerine düşünce sistemleri geliştirerek, devleti ve toplumu bu konuda yönlendiren yani aydınlatıcı görevini üstlenen şahıstır.

Modern Avrupa’nın fikir reformunun (ki bu reform Avrupa’nın siyasi devriminin başlangıç unsurudur.) zirvesindeki birçok isim aydın olma töresi mucibince reform hareketinin ve aydınlanma usulünün meşruiyet ayaklarından birini Türklerin Avrupa’dan atılması ve bu minvalde Türklerin mağlup edilmesi üzerine inşa etmişlerdir.

”Deliliğe Methiye” isimli kitabıyla şöhret kazanan Avrupa’nın büyük aydınlarından, Hümanizm’in kurucu babası Erasmus, ”Utilissima Consultatio de Belloo Turcis Inferendo” yani ”Türklere Karşı Savaş Hakkında Faydalı Tavsiyeler” adlı kitabında ”karanlık kökenli barbarlar” olarak tanımladığı Türklerin; Avrupa’nın önemli bir bölümünü işgal ettiğini, Türk zulmü (!) altında bulunan kardeşlerinin kurtarılması gerektiğini belirtirken, ”Hristiyanlığın bekası için Türkleri öldürmeli! Tanrısal iradenin yükselmesi için kötülüğü al aşağı etmeli!” şeklinde bir kurtuluş(!) formülü vermekten de geri durmamıştır.

Halbuki Erasmus, Augustine tarikatına mensup bir din adamıdır.Yirmiyi aşkın kitabının ilklerini ”Hristiyan Şövalye’nin El Kitabı”, ”Bir Hristiyan Prens’in Eğitimi”, ”Amentü Açıklaması” gibi din kitapları oluştursa da günümüzde bu Katolik tebliğ kitapları değil ”Deliliğe Methiye” isimli kitabı ön planda tutulmuştur.

Erasmus, son nefesine kadar Katolikliğe bağlı kalmış biri olsa da reform hareketine kaynaklık eden ”Yunanca Yeni İncil” isimli kitabı Protestan Devriminin yegane kaynak kitabı olmuş, Türk düşmanlığında yeni çığırlar açan Luther ve King James gibi Protestan Peygamberleri için de başucu kitabı haline gelmiştir.Buradan anlamaktayız ki Avrupa’nın kendi içerisindeki en kanlı ve en büyük kırılmalarda dahi Türk düşmanlığı ortak küme halindedir.

Yine önemli Hümanistlerden şair Lord Byron; barbar (!) Türklerin, Yunanlılara ettiği zulme karşı yüzlerce Avrupalı gönüllü gibi Yunanistan’a gidecek ve o romantik-hümanist şiirlerinden birini yazıverecekti…

”İşte kılıç ve bayrak!… Ve işte meydan!…
İşte şeref!… İşte şan!… Ey Yunanistan!…
Spartalı cengaver daha özgür değildi
Kanlı savaş kalkanı üzere doğan.”

Aynı dönemde Lord Byron’un sağ kolu Kont Pietro Gamba günlüğüne şunları yazmaktaydı;

”Bütün milletlerden adamımız var artık. İngilizler, İskoçlar, İrlandalılar, Amerikalılar, Almanlar, İsviçreliler, Belçikalılar, Ruslar, İsveçliler, Danimarkalılar, Macarlar ve İtalyanlar… Bir nevi minyatür Haçlı Ordusu…”  Tıpkı, Birinci Dünya Savaşında Çanakkale’de, şimdiki Irak-Suriye-Yemen’de karşımızdakiler gibi ve tıpkı YPG/PKK kadrolarında olduğu gibi din ayrımı olmaksızın (Müslüman/Hristiyan) gayrı Türklerin ittifakında olduğu gibi…

Avrupa’nın en önemli aydınlanmacılarından, filozof ve devlet adamı İngiliz Francis Bacon; Türklere savaş açılmasının tabiat kanunları, beşeri kanunlar ve kutsal kanunlarca onaylı olduğunu ileri sürerek böyle bir savaşın zorunlu olduğu fikrindedir.Kendisi rasyonalist bilimin babası olarak kabul edilirken, modern felsefenin de en önemli isimlerindendir.

Ünlü Alman düşünür Wilhelm Leibniz, Fransa Kralı 14.Louis’e ”Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması için şartların çok uygun olduğunu, sadece Mısır’ın değil bütün Doğu’nun isyan için korkmadan arkasına düşeceği bir kurtarıcı beklediğini” söylemektedir.”

Leibniz, 14.Louis’i savaş için ikna etmeye çalışırken çok cazip yöntemler geliştirmiştir.Fransa’nın Hollanda ve diğerleriyle savaşmasının siyasi ve ekonomik olarak bir çıkar sağlamayacağını ancak Türklere karşı savaşması halinde birçok siyasi müttefik bulabileceği gibi ciddi maddi destek sağlayacağını, Avrupa içerisinde bu anlamda bir fikir birliğinin de önderliğini yapacağını öne sürmüştür.Ona göre, Türk İmparatorluğu’nun ortadan kaldırılması şerefi de böylece Fransa Kralı’nın olacaktır.

Avrupa’nın fikir devriminin önderleri, batı felsefesinin babaları şahsi başarılarının yanında aydın olma töresi dediğimiz gerçeği Avrupalılara öğretmiş ve milli varlıklarının en büyük tehdidi olarak gördükleri milletimize karşı geliştirdikleri fikirlerini söylemekten, bu konuda çalışmaktan, iktidarı ve toplumu uyarmaktan geri durmamışlardır.İsim örnekleri çoğaltılabilir ancak bu kadarı yeterli olacaktır.Memleketimizde ”aydın” sayılan kişilerin ortaya koyduklarına bakacak olursak, aradaki uçurumun ne denli derin olduğu ortaya çıkacaktır.Televizyon programlarında, allı pullu gazetelerin köşelerinde, birçoğu için sınırsız kaynakların olduğu güncel ortamda ”aydın” olmak geridursun, milleti avutmak, sahte umutlar satmaktan başka bir iş üretmeyen bu insanlar ömürlerinin sonuna kadar ellerindeki tahta kılıçları savurmaktan bıkmayacaklardır.

Türkçüler bu anlamda fırsatları el verdiğince düşündüklerini söylemekten, devleti ve milleti uyarmaktan geri durmamış ve durmayacaklardır.Bir gün bu memleket gerçek bir ”aydın” görecek olursa, bu geçmişteki örnekleriyle; Gökalp, Akçura, Gaspıralı, Atsız, Hablemitoğlu gibi yine Türkçülerin içerisinden çıkacaktır.

Tanrı Türk’ü; ateşe üfleyen kandilciden, gazete olan aydınlıktan korusun.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone