Ayvacık Depreminden Ne Anlamalıyız?

Doğup büyüdüğüm Ayvacık’ta 6 Şubat’tan beri 1000’in üzerinde büyüklü küçüklü deprem meydana geldi.

Her zaman karşılaşılan bir durum olmadığı için art arda gelen depremler epey haber oldu, gündemi meşgul etti. Basın sayesinde televizyonda ve gazetelerde görmüşsünüzdür depremin kimleri vurduğunu.

Al yazmalarıyla, renkli şalvarlarıyla Ayvacık Yörükleri ilk defa bu kadar gündeme geldi bu sayede. Ama dikkatinizi çekti mi bilemem; hiç yağma haberi duymadık. Depremzedelere yardıma gelen görevlilere ateş açıldığıyla ilgili bir haber duymadık. Köylülerden “Dövlet bize bahmiyyy!” diye çemkirmeler duymadık. Vekillerin maymunluklarına şahit olmadık, polis müdahalesi görmedik…

Bunun yanında hiçbir vakıf desteği, televizyonda tüm kanalların ortak canlı yayınıyla ünlülerin sekreterlik yaptığı, iş adamlarının milyonlar akıttığı yardım kampanyaları görmedik. Konser gelirlerini depremzedelere aktaran sanatçılar duymadık. Televizyonlarda “Bilmem kaça ‘Ayvacik’ yazıp mesaj atın depremzedelere siz de yardım edin.” gibi reklamlar görmedik. Ağlayan siyasiye, sahnede dualar eden popçuya, geçmiş olsun dileklerinde bulunan gavura, daha beteri için şükür eden İslamcıya, konuyla ilgili geçmiş olsun dileklerinde bulunan “milliyetçiye”, Kızılay’ın insani yaşam standartlarını denetleyen hümanist solcuya rastlamadık.

Neden?

Çünkü Ayvacık Kürt değil Yörük memleketidir. Çünkü Ayvacıklılar (ne şartlarda yaşadıklarını gördünüz) hiçbir zaman devletine isyan etmez. Çocuklarını davulla zurnayla askere gönderirler. Koca koca Türk bayraklarını açarak kız evinden kız almaya giderler. Orta Asya’dan bu yana en az bozulmuş halimizi yansıtırlar. Kuruşu kuruşuna vergisini verdikleri keçilerden çok güzel peynir yaparlar. Birbirlerine dokudukları halıların desenleriyle hava atarlar. Küçükkuyu kordonunun (biz liman deriz) en iyi tadını onlar çıkartırlar. Bir panayır yaparlar ki öylesini Vegas’ta bulamazsınız. Rakıyı çok severler ama Ramazan’da açık lokanta göremezsiniz. Çanakkale Destanı’nı yakinen yaşamışlardır hatta büyük bir kısmını bizzat kendileri yazmıştır. Truva’yı bile dibine kadar sahiplenirler…

O gördüğünüz evleri yıkılan Yörükler var ya işte onların ekmeklerini çok yedim, ellerinde büyüdüm. Tanrı, o güzel insanların yardımcısı olsun, Küçükkuyu’yu, Ayvacık’ı ve tüm Türk yurtlarını yıkımdan korusun…

Bunları yazdıktan sonra aklıma Atsız’ın bir dizesi geldi:

“Bin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü.”

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone