Bağlılık

KemalOnalir

Günümüzde bu konu bazen yanlış yerlere çekilmekte bazen bilinçli olarak bulanıklaştırılmaktadır. Bir bireyin bağlılığı kime olmalıdır? Tasavvufta olduğu gibi bir tek şahısa mı, partizanlıkta olduğu gibi bir tek partiye mi yoksa bir rejim yahut toprağa mı? Bunların haricinde bağlılık sergilenebilecek bir şey daha vardır o da ”millettir”.

Bağlılık demek sözlük anlamı farklı olmakla beraber bizim kullanacağımız anlamıyla hizmetinde bulunmak demektir. Bir kişi kime yahut neye bağlı kalacağını pek tabi kendisi belirler ve hayatını bu minval üzere inşa eder.

Kimisi bir kanaat önderinin peşine düşer ve bağlı kalır. Kimisi bir parti tutar ve bağlılığını o güruha sunarak hizmet eder. Kimisi ise körü körüne bir rejime bağlı kalıp belli başlı şahısları putlaştırarak hayatını sürdürür.

Burada bir de Milliyetçiler vardır. Bunların tek bağlılığı milletedir ve dünya üstünde milletten daha değerli bir şey görmezler.

Bir kanaat önderi peşinden gidip sûfi bir hayatı seçmek kimilerine göre takdir edilecek bir şeydir. Eğer bu hareket samimi ise bütün toplum tarafından takdir edilmelidir. Fakat günümüzde bu dergahların yaptıkları işleri görünce samimi insanların bağlılığının sömürüldüğünü görüyoruz. Hal bu ise bu seçim yanlıştır. İkinci husus partizanlık meselesidir ki Türk milletinin en muzdarip olduğu konulardandır. Parlamenter sistemin getirisi olan partileşme dünyanın hemen her ülkesinde vardır. Fakat demokrasi bilincinin gelişmiş olması ve bundan daha önemlisi kültürel sebepler ile hemen hiç bir ülkede bizdeki gibi katı bir partizanlık görülmez. Bir ailenin bireylerinin bile birbirine düşman olmasına sebep olan partizanlık pek büyük zararlar vermektedir. Cumhuriyetçilik, Kemalistlik, Şeriatçılık, Saltanatçılık gibi şeyler ise üçüncü grupta örneklendirdiğimiz bağlılık türündendir. Bunlarda kısıtlı bir zümre tarafından kabul gören ideolojik yaklaşımlardır. Bir diğer olayda toprak meselesidir. Anadoluculuk fikri bu tabanda oluşmuş olup Türk milletini Anadolu sınırları içine hapseden bir ideoloji örgüsüne sahiptir.

Bağlılık alelade bir şey olmadığı için sarf edileceği mecra doğru seçilmelidir. Bir Türk genci milleti ile alakadar olmak zorundadır. Çünkü Türk devleti mevkii olarak hassas bir yerde bulunmanın yanında etrafı fırsat kollayan hasımlar ile çevrilidir bu tespit hamasi bir söylem değildir. Kişisel yaşantımızda dini inançlarımızı tam bir şekilde yaşayıp manevi doyuma ulaşmak istemek tabi ki de hakkımızdır. Fakat bunu yaparken milletimizi bir kenara atmak ihanettir.

Peki, hem milletimizin emrinde ve hizmetinde olup hem de partizanlık yapmak mümkün müdür? Devletimiz parlamenter sistemle yönetildiğinden doğal olarak partilere sahiptir. Fakat ”vur denince öldüren” bir millet olduğumuzdan dünyanın hiç bir ülkesinde bizimki kadar çok parti yoktur. Partilerin sayısının çok olması demokrasi adına sevindirici bir şeymiş gibi görünse de milletimizin arasına ektiği nifak tohumları hasebiyle zararlıdır. Geçmişte yahut bugün uygulanmakta olan bir rejime takılıp kalmak, o sistemin milletten üstün olduğu sapkınlığına kapılmak sebebiyle üçüncü grup hezeyanlarda millet için zararlıdır.

Sonuç olarak bir Türk gencinin ve Türk milletinin her bir bireyinin bağlılığı yalnızca milletine olmalıdır. Bir dini oluşum zamanla yok olabilir yahut yanlış işleri gün yüzüne çıkabilir. Bir parti seçim kazanmak için her türlü tavizi vereceği için bugün kendisine doğru gelen bir tavrı sergiliyor olabilir fakat devam eden süreçte söylemlerini değiştirecektir. Bir rejim değişebilir, bir toprak kaybedilebilir yahut bir devlet yıkılabilir. Bunlar bir milletin başına gelecek felaketlerin bir kısmıdır. Fakat millete hizmet edilir onun hasletleri korunur ise Devlet tekrar kurulur, daha faydalı bir rejim ilan edilir, yeni topraklar milletin hizmetine sunulabilir. Burada temelimiz millettir. Millet sağlam olmazsa ona ait hiçbir şey ayakta kalamaz. Şayet millet sağlam olursa gelişecek, büyüyecek ve dünya milletleri içinde hak ettiği yeri alacaktır. Millete hizmet etmesi gereken şahıslar, özellikle gençler enerjilerini boşa harcadığı müddetçe bunlar gerçekleşmeyecek ve daha kötü günler maalesef kaderimiz olacaktır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone