Bahçeli’nin Gül’ü

Elimde olmayan sebeplerden ötürü verdiğim bir haftalık aradan sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz. Her ne kadar yazıp çizemesem de gündemi takip etmeye devam ettik. Görüştüğümüz insanlarla sohbetlerimizde bazı konuları tartıştık. Bu tartışmaların geneli Devlet Bahçeli’nin son gelişmeler karşısında takındığı tavır odaklıydı.

Kimisi bu duruma, vaat edilmiş bazı şeyleri, kimisi akıl tutulmasını, kimisi ise bir bildiği olduğunu mazeret gösterdi. Bazıları ise anlam veremiyordu. Bu tartışmalar şöyle dursun bugün size bambaşka bir hikâye anlatacağım.

Bundan yıllar önce Devlet Bahçeli ve MHP bu ülkenin Cumhurbaşkanını belirledi. Yanlış okumadınız, bu ülkenin başını MHP’liler belirledi.

Nasıl olduğundan önce bu kişinin kim olduğunu anlatayım.

Kayserili olduğunu söyleyen ama aslen Siirtli olduğu iddia edilen bir adamdı. Kayseri Lisesini bitirdi, İstanbul’da ekonomi üzerine lisans ve yüksek lisans yaptı. Bu sıralarda MTTB yani Milli Türk Talebe Birliği’nin faaliyetlerine katılıyor. Başlangıçta Türkçü bir yapı olan bu dernek ilerleyen yıllarda Siyasal İslamcıların eline geçiyor. Necip Fazıl’ın yanına gidip gelen tayfaya katılıyor.

80 darbesini hazırlayan süreçte ‘Yat Mücahid’ emrine kulak verip, işine gücüne bakıyor, hiçbir siyasi olaya müdahil olmuyor. Hatta bu müdahil olmayışından dolayı memleketin çok büyük faydalar gördüğünü iddia ediyor.

Fazilet ve Refah Partisi gibi oluşumların içinde yer alıyor. ‘Hoca’ diye tabir edilen Necmettin Erbakan’dan feyz alıyor. Daha sonra ‘boynuz kulağı geçti’ diye düşünüp Hocasına karşı kurulan ‘Yenilikçiler’ grubunun içinde yer alıyor.

Bu arada doktora yapmaya yurt dışına gidiyor. Ne hikmetse Exeter Üniversitesini tercih ediyor. İslam Dünyasındaki neredeyse bütün mali yapılara eleman basan bu üniversite, MHP ve Bahçeli’nin cumhurbaşkanı yaptığı bu adamı da bir yerlere bastı. Cidde’de İslam Kalkınma Bankası’nda 1983-1991 yılları arasında çalıştı. Oğlunu sünnet ettirmek için Kayseri’ye geldiği 1991 senesinde arkadaşları ‘Vallahi bırakmayız’ diyerek kolundan tuttukları gibi siyasete attılar.

Refah Partisinden milletvekili oldu. Seveni boldu. Özellikle ABD’liler ve İngilizler bu arkadaşın peşindeydiler. ‘İnsanlar Refah’ı (Partisi kastediyor) tanımak istiyor’ bahanesiyle girip çıkmadı davet, tören, balo kalmadı.

Türklüğe mi hakaret etmedi, Cumhuriyet değerlerine mi? Birini aldı ötekine vurdu. Londra’nın göbeğine yazmışız gibi ‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’ yazılı tabelaların Diyarbakır’da olmasının ne kadar yanlış olduğunu söyleyip durdu. İngilizlerin tetikçi gazetesi ‘The Guardian’a verdiği röportajda ‘Laiklik yürümüyor, biz bunu yıkacağız’ diyecek kadar ileri gitti.

Aradan yıllar geçti bu kişi önce emaneten başbakan sonra da dış işleri bakanı oldu. Pek güleryüzlü ve dost canlısı bir insandı. ABD’nin kavruk tenli dış işleri bakanı Condoleezza Rice’a ‘Condi’ diye hitap edecek kadar arkadaşlık kurdu. Fakat bu ‘Condi’nin ülkesinin askerleri bizim askerlerimize ve soydaşlarımıza çuval geçirdiği zaman; ‘Büyük devletler özür dilemez’ diyecek kadar da değil.

Aynı bakanlığı yürüttüğü dönemlerde yurtdışı temsilciliklerimize gönderdiği yazılarda, Milli Görüş ve Fetullah Gülen Cemaatine bağlı kişilerin ‘Protokolde’ ağırlanmasını istiyordu. Bu okulların birer ticarethane, okulları işletenlerin de iş adamı olduğunu söylüyordu. Bu kanunsuz emirleri basına sızınca da tüm temsilcilikleri tehdit etmekten çekinmiyordu.

Gel zaman oldu, git zaman oldu Ahmet Necdet Sezer’in görev süresi dolunca memlekete yeni bir Cumhurbaşkanı lazım oldu. KPSS ile ataması olmayan mevkilerden olduğu için meclisten atanan bu kişi için AKP deminden beri anlattığı şahsı yani Abdullah Gül’ü aday olarak belirledi.

Abdullah Gül’ün seçilmesi süreci, Devlet Bahçeli’nin partisini meclise sokmaması sebebiyle tıkandı. Bir türlü Cumhurbaşkanı seçilemeyince ‘tarafsız cumhurbaşkanı’ fikri konuşulmaya başladı. Fakat beklenmeyen bir şey oldu. Meclisin kapısı açıldı, önde vakur duruşun timsali, bilge lider Bahçeli, arkasında diğer MHP’liler içeri girdi. Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı oldu.

O Abdullah Gül, çözüm süreci yasalarını takır takır onayladı. Memleketin dibine döşenen dinamitlerin fitillerini bizzat ateşledi. Binlerce askerimizin, polisimizin ve vatandaşımızın hayatını kaybetmesine sebep oldu.

Türk toprağı olan Diyarbakır’dan ‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’ yazılı tabelaları onun onayladığı yasalarla söküldü. ‘Valilere operasyon yapmayın’ emirleri onun döneminde verildi.

Bu dönemi hatırlamak bile bugünün, ‘Eğer bu tasarı meclisten geçmezse, parlamento yenilenmeli’ diyen Bahçeli’sini anlamak için yeterlidir. Komplo teorilerine ihtiyaç yoktur.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone