Barbar Türkler

KemalOnalir

Kendilerine ‘Türkçü’ sıfatını takanların yeni sloganı, ‘Barbar Türkler’. Öyle miyiz değil miyiz yazıyı okuyunca anlayacaksınız. Önce Barbar kelimesinin anlamına bakalım. Sözlüklerde ‘yabani, kural tanımaz, kültürsüz’ gibi anlamları var. Tarihte ise Roma İmparatorluğunun boyunduruk altına alamadığı kavimler için kullandığı bir sıfattır.

Hunlar, yani Türkler, Vikingler ve bir kısım Afrika kabileleri, hatta bir dönem Galyalılar yani Fransızlar bu sıfatla anılmış başlıca kavimlerdir.

Yani Roma’nın kibrinin ifade şeklidir. Romalılara göre onlar medeniyetin temsilcisi, onlara tabi olmayanlar ise medeniyetsizdir.

Peki, en adil hakem olan tarih bu konuda ne diyor?

Bizi barbar diye nitelendiren Romalıların en meşhur eğlencesi ‘Gladyatör dövüşleri’dir. Kölelerin vahşi hayvanlarla ve birbirleriyle dövüştürüldüğü, halkın seyirci olarak katıldığı ve kimin ölüp kimin yaşayacağına imparatorun karar verdiği iğrenç bir gelenektir.

Roma İmparatorluğu denildiğinde akla Sezar ve Cleopatra arasındaki iğrenç ilişki gelir. Bunun yanında cinsi sapkınlık bütün Romalılarda görülen bir hal ve normal bir davranış kabul edilecek kadar yayılmıştır.

Türkler ne kadar barbar şimdi ona bakalım.

Büyük Göktürk Kağanı, Mukan Kağan zamanında Batı Türklerini yöneten bir Tigin, Çinlilerle anlaşmış ve Tibetlilere herhangi bir sebep yokken akın düzenlemek istemiştir. Bu Tigin’in cezasını Mukan Kağan’dan önce Batı Türkleri kesmiştir. ‘Bizim onlarla bir sorunumuz yok. Sen haksız yere insan öldürmemizi bekliyorsun’ diyerek bu Tigin’i Çin’e kaçmaya zorlamışlardır.

Daha yakın tarihlere gelelim. Tolunoğlu Ahmet’in faaliyetlerini dünkü yazımda anlatmıştım. İlerleyen çağlarda Türklerin bilim faaliyetleri durmadan ilerlemiştir. Uluğ Beğ, hanedan ailesinden olduğu halde bugün astronomi alanında yaptığı çalışmalarla tanınır. Ay’da bir kraterin adı Uluğ Beğ krateridir.

İbn-i Sina’nın, ‘El Kanun Fi’t-tıb’ yani ‘Tıbbın Kuralları’ isimli eseri yıllardır modern Avrupa üniversitelerinde okutulan bir ders kitabıydı. Bugün eklemelerle bazı kısımları halen kullanılıyor. İbn-i Sina’nın etnik kökeni tartışmalı olmakla birlikte ben hocalarımdan Türk olduğunu teyit ettiğim için örnek olarak yazıyorum.

Sultanlarımızdan bir örnek vereyim. Büyük şair Bakî, Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaşamıştır. Sultan’a yapılan bir şikâyet sonucu kendisi İstanbul’dan Bursa’ya sürgün edilmiştir. Bu sürgün kararı Bakî’ye şu şekilde bildirilmiştir;

Bakî bed,

Bursa’ya red,

Nefy-i ebed,

Azm-i bülend.

Bunun meali şudur; Kötü huylu Bakî’yi Bursa’ya sürüyorum. Daima orada kalsın. Ulu kararım budur’ şeklindedir. Yani Sultan Süleyman, Muhibbi’nin hakkını vermiştir.

Büyük şair Bakî’nin cevabı ise şu şekildedir;

N’ola kim nefy-i ebed azm-i bülend oldunsa ey Bâkî,

Bilesin ki cihân mülkü değil Süleymân’a bâkî,

Şahâ! Azminde isbât-ı tehevvür eyledin ammâ,

Buna çarh-ı felek derler, ne sen bâkî ne ben bâkî.

Bu harika cevabın sadeleştirilmiş hali şöyle, ‘Padişahın kararı seni, onun (padişahın) yanından uzaklaştırmak ise ne olur? Bu cihanın mülkü Hz. Süleyman’a (Süleyman Peygamber) bile kalmadı. Siz kararınızda herkesin bildiği hiddetinizi gösterdiniz ama bu dünya geçicidir. Ne siz daimisiniz nede ben öyleyim’ şeklindedir. Eski Türkçe de kullanılan kelimelerin anlamı öğrenilince çok daha manalı oluyor.

Bu cevaptan sonra Sultan sürgün kararından vazgeçmiştir. Hatta dönemin büyük âlimlerinden Ebu Suud Efendi ile bir sohbeti sırasında Sultan Süleyman; ‘Öteki dünyada yaptığım en hayırlı üç işi sorsalar ikisi devlet sırrıdır diye söyleyemem. Üçüncüsü ise Bakî’yi şiire kazandırmaktır’ demiştir.

Kendisi de şair olan, şaire ve edebiyata bu kadar değer veren Sultan ve mensubu olduğu millet mi barbar?

Normal bir insan için matematiğin, toplama, çıkarma, çarpma ve bölme olmak üzere 4 temel işlemi vardır. Fakat Mimar Sinan için bu 4 işlem yetersizdir. Selimiye Camii’nin kubbesini oturtmak için beşinci bir işlem bulmuştur. Bu halen çözülememiş bir işlemdir. Onun eserlerinin sırları halen bu çağdaki en önemli meslektaşlarını şaşırtmaktadır.

Balkan Savaşları sonrasında Edirne’yi işgal eden Bulgar komutanı; ‘Ey Selimiye, seni Türklerin yaptığını bilmeseydim, Tanrı yaptı derdim’ demekten kendini alamamıştır.

Şimdi bu büyük usta barbar bir milletin evladı mı? Ona bu imkânları sunan devlet barbar bir hükümetin devleti mi?

Türkler tarihin en eski çağından en yeniçağına kadar kültürlü, medeni, bilim kültürü olan bir hayat yaşamıştır. 1940’lı yıllardan sonra eğitim hayatımız aksamış olabilir fakat düzeltilemeyecek bir şey yok. Halledilir, çözülür, daha güzel olur.

Aklı başında Türkçüler başlıkta kullandığım söz öbeğini kullanmasınlar. Barbar sıfatı Türk milletine yakıştırılamayacak, kötü bir sıfattır. Bu sıfatla övünen aptaldır. Aptal adam Türkçü değildir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone