Başbuğ Atatürk ve Gazetecilik- Berkant PARLAK

ber

Türkiye’deki gazeteciliğin vardığı nokta bir kenara dursun, biz bu yazımızda “yaşamında uğraştığı tüm işlerin aksine” gazeteciliği pek az bilinen, Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’ün gazeteciliğinden söz edeceğiz.

Ben çocukken yoksuldum. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiç birisini yapamazdım” diyen Atatürk, kuşkusuz bir okuma sevdalısıydı. Bu özelliği, yaşamı boyunca yaptığı her işe etki eden Başbuğ’un, gazeteci olması ve gazeteciliğe önem vermesi de yine okumaya olan ilgisi ve milletin okumayla büyük işler başaracağını bilmesinden geliyordu.

Okuyarak elde ettiği birikimi dışa vurmak isteyen Başbuğ, Harp Okulu’nda olduğu dönemlerde ilk gazeteciliğini, arkadaşlarıyla birlikte yazdıklarını elde çoğaltıp, dağıtarak yapmaya başlamıştı. Sıkı bir ülke yönetimi ve disiplinli askerî okul idaresi altında, böylesine cesur bir işe kalkışan Atatürk’ün, bu cesareti okul yönetimince öğrenilse de bedelini ağır ödemeden son buldu.

GAZETENİN SERMAYESİ ATATÜRK’TEN

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesine günler kala, Türk Milleti tarihin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyordu. Milletin içinde bulunduğu buhran, kuşkusuz millet sevdalısı Başbuğ ve arkadaşlarını da üzüyordu. İstanbul’dan ümidi kesen vatan sevdalıları, bir şeyler yapmak için düşünüyordu. Tam o sıralarda, 1 Kasım 1918 tarihinde Minber adlı bir gazete çıkarıldı. 21 Aralık 1918 tarihine kadar toplam 51 sayı çıkan bu gazetenin sahipliğini, Ali Fethi Bey (Okyar), sorumlu müdürlüğünü ise Dr. Rasim Ferit yaparken, gazete için en büyük fedakârlığı ise Atatürk yapmıştı. Elinde savaş yıllarında harcayamayıp biriktirdiği bir miktar parası olan Atatürk, annesine ev almayı düşündüğü ancak almayı başaramadığı bu parayla, gazetenin sermayesini oluşturdu. [1] Atatürk’ün bu gazeteye “Minber” veya “Hatib” takma adlarıyla yazı yazdığı da ileri sürülüyor. Uzun soluklu olamayan bu girişim, Atatürk’ün basının toplumun bilinçlenmesinde oynadığı role, ne denli önem verdiğini gözler önüne seriyor.

BİRÇOK GAZETEYLE İLİŞKİ KURDU

19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basan, sonrasında Amasya, Sivas, Erzurum ve son olarak Ankara’ya kadar uzanan Kurtuluş Mücadelesi’nin yol haritasında Başbuğ Atatürk, bağımsızlık mücadelesine destek olunması için birçok gazeteyle iletişime geçti. Ulusal bağımsızlık mücadelesi ve Türkçülük düşüncesine dayandırılmış yeni bir devlet sisteminin kurulmasını planlayan Atatürk, bu durumu önce Türk Milleti’nin kabullenmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Bunun, milletin aydınlanıp, bilgilenmesiyle olacağını da aklının bir yerinde tutuyordu. İşte bu nedenle gazetelerle iletişim kurmayı ve bu mücadeleye Anadolu insanını da katmayı planlıyordu. Bununla yetinmeyen Atatürk, dünyanın da bu mücadeleyi doğru algılayabilmesi için pek çok yabancı basınla da iletişime geçmiş ve birçok beyanat vermişti.

KURTULUŞ HAREKETİNİN İLK GAZETESİ

Sivas Kongresi’nde alınan bir kararla, yapılan işleri ulusa duyurmak ve Türk Milleti’nin desteğini almak üzere İrade-i Milliye adlı bir gazete çıkarılmaya başlandı. Bu gazete Kurtuluş Mücadelesi’nin ilk gazetesi olarak da tarihte yerini aldı. Gazete, bağımsızlık mücadelesinin nedenini halka anlatmayı hedefliyordu. 14 Eylül 1919 tarihinde başlayan, 1922 yılının sonuna kadar devam eden gazetenin, -altında yazdığı gibi- amacı, “Ulusun istek ve amaçlarının savunucusudur” olarak aktarıldı. Milli Mücadele’nin temel ilkeleri Atatürk’ün direktifleriyle bu gazetede yayımlanmaya başlanmıştı. Gazetedeki haber ve yazılar, Atatürk’ün arkadaşları tarafından hazırlanıyor, Atatürk tarafından incelendikten sonra yayımlanıyordu. Daha sonraları Ankara’ya giderek, mücadeleyi buradan sürdürecek olan Atatürk, orada da Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’ni kurmuştu. 10 Ocak 1920’de yayın yaşamına başlayan gazete, açıkça Kuvay-ı Milliye taraftarı olduğunu da belirtiyordu. Başbuğ Atatürk’ün bu anlattıklarımızla birlikte Anadolu Ajansı’nın kurulması, Ceride-i Resmiye Gazetesi, çıkarılması, Telsiz Telgraf Hakkında Kanun’un çıkarılması ve vericilerinin hizmete girmesi ile birlikte İstanbul ve Ankara radyolarının yayın hayatına başlaması gibi birçok işte imzası vardır.

BASIN HÜRRİYETİNİ KÖTÜYE KULLANMAK

Özetle söz ettiğimiz, Başbuğ’un gazetecilik etkinliklerinden anlaşılacağı üzere Atatürk, basına gereken önemi vermiştir. “Kamuoyunu gerçek durum ile karşı karşıya bırakmayı tercih ederim. Gazeteciler gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdırlar!” diyen Atatürk, basın hürriyetinin kötüye kullanılmaması yönünde de sert bir çizgi çekmiştir. Atatürk bu konuda, “Memlekette basın hürriyetinin de; demokrat bir idareye layık olgunlukta kullanılmasında daha dikkatli bulunulacağını ümit ederim. Hürriyeti kötüye kullanmanın doğurduğu birçok felâketleri çekmiş olan bu memlekette, bu dikkate özellikle gerek olduğu kanaatindeyim” demiştir. Gazeteler ve basın kuruluşlarının toplumdaki yanlışlara da müdahale etmesi gerektiğini savunan Atatürk, bu konuda da “Gazeteler, kanunun ve toplum çıkarlarının aksine bir olaya şahit ve bir bilgiye sahip oldukları taktirde gerekli yayında bulunmalıdırlar” demiştir.
***

Bu yazıyla birlikte, Atatürk’ün en az bilinen yönlerinden biri olan gazeteciliğine değinmek istedik. Atatürk’ün, tarihin çok kritik ve zor bir sürecinde, Türk Milleti’ni aydınlatma adına gazete çıkarma çabası, başta gazetecilik mesleğini icra edenler olmak üzere toplumun geneli tarafından göz ardı edilmekte veya bilinmemektedir. Basın özgürlüğünü savunmakla birlikte, bugünün azgın ve taraflı basınının yaptığı gibi ‘basın hürriyeti’ anlayışının da bir sınırının olduğunu belirten, devletin temelleri ve ilkeleri konusunda ‘kurucu irade’ adına Atatürk’ün gazetecilik hakkında gösterdiği yol ise Türk gazetecilerine emanet ve vasiyetidir. Biz Türk gazeteciler olarak, Gazi’nin bu emanetine ve vasiyetine lâyık olmaya söz veriyoruz!

 

1- Fethi Tevetoğlu, “Atatürk’le Okyar’ın Çıkardıkları Gazete: Minber”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, V/ 13 (1988), s. 184.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone