“Başkan” Nasıl Olmalı?

Rahmetli Halil İnalcık’ın da ifade ettiği gibi, evet, Türkler patrimonyal yapıda bir millettir. Yani tek adamı sever. Ancak tek adamın sahip olması gereken birtakım nitelikler vardır. Askerliğini kantinde yapmak, dün söylediğini bugün inkar etmek, dış politikada Türklerden değil gayrı Türklerden yana saf tutmak, örneğin siyasal Siyonizm’in kurucusu Türk düşmanı Teodor Herzl gibilerin mezarı başında ayakta durmak gibi şeyler, bu niteliklerden değildir.

Tarihe bakalım. Türkler hangi “adam”ların tuğu ardında birleşmiş?

Mesela Bagatur Han (Mete)… Çinlilerle savaştan kaçınması gereken bir dönemde, düşmanın isteklerine “At, avrat, pusat” demiş; ancak bu istekler ileri gidip kendisinden toprak istenince ordusuyla birlikte Çin içlerine dalıp Asya yamyamlarını pişman etmiştir. Bagatur Han, milletini aldatıp taviz vermeyi “asrın savaşı” gibi gösterebilecekken bunu yapmamıştır.

Atilla… Timur… Baybars… II.Mehmet… Atatürk…

İşte tek adam bunlardır. Başkan onlar gibi olmalıdır.

Dışarıda dönen propoganda ise şudur: “Başkanlık Türk sistemidir.”

İyi de…

“Bana Türklükle gelmeyin.” diyen birini ilgilendiriyor mu bu? “Milliyetçiliği ayaklar altına aldık.” deyip “milli” kavramını söylemlerine meze yapmaktan başka bir meziyeti olmayan bir kişiyi başkan yapmak felakettir.

Bize Barzani’nin dostu, Şivan Perver’in hayranı, açılımcı, sürekli aldatılan, dünü bugünü bir olmayan bir başkan gerekmez.

15 senenin muhasebesini yapın, meselenin devlet meselesi değil “Erdoğan meselesi” olduğunu anlarsınız. Maksat çok geç olmasın! Zira daha başkanlık gelmeden muhalefete karşı linç kültürü oluşturan, kendinden olmayanı hain sayan bir kimse, başkan olursa ilk olarak kendisini seçenleri pişman edecektir.

Bu yüzden kimse “HDP de hayır, diyor.” sömürüsüyle gelmesin. HDP’nin ne dediğini umursamak sizin geleneğinizdir. Biz onları sizin ekürinizken de yok sayıyorduk. En başından itibaren demokrasi adı altında palazlandırdığınız HDP, en başından beri Türkçüler için yok hükmündedir. Kaldı ki HDP evet, diyeceğini lafı eveleyip gevelemeden açıklasa, tekrar açılım umudu doğdu, diye havalara uçarsınız. Bu arada Öcalan puştu “Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz.” dediğinde Emre Aköz gibi gayrı milli yazarlarınız havaya uçuyordu.

Mesele “devlet meselesi” diyorsunuz ya… Bakın size Emre Aköz’ün “Bebek Katili Diyerek Barış Yapılamaz” başlıklı yazısını aktarayım:

“Barış süreciyle ilgili sorunlardan biri de, yıllardır devlet propogandasına maruz kalan ‘Türk’ kitlelerin tepkisi…

1980’leri, 90’ları hatırlayalım… Askerler, sivil siyasetçilere, ‘Siz kenara çekilin, biz bu işi silahla çözeriz.’ diyordu.

Şiddet siyaseti elbette propogandasız yürümezdi. Başta Abdullah Öcalan olmak (Burada üzere yazmayı unutmuş muhterem.) Kürt siyasetçiler, medya üzerinden şeytanlaştırıldı.

Şeytanlaştırma savaş dönemine uygundu. Ancak iş şimdiki gibi barış yapmaya geldiğinde… Apo’nun şeytan olduğuna inandırılanlar… ‘Öcalan barış anlaşması yapılacak makul bir politikacıdır.’ fikrini kabul edemiyor. Yani bugünün sorununu, dünün çözümü oluşturuyor.”

Tabi bu yazıları seçmen unutur da iktidar unutmaz… Tatil matil ayağına şutlatılar muhteremi. Yani o Sabah gazetesinde yazı yazarken, mesele devlet meselesi değildi. Erdoğan başkan olacağım, deyince birden bire mesele devlet meselesi oluverdi.

Çok uzatmaya gerek yok.

Bu işin devletin bekasıyla değil siyasla iktidarın bekasıyla ilgisi vardır. Biz ise siyasal iktidarların ebediliğine kani değiliz. Tavrımız dünden bugüne değişmemiştir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone