Batının İkiyüzlülüğü-2

YusufhanGuzelsoy

ABD’nin ikinci adamı Joe Biden Türkiye’ye geldi. Layık olduğu şekilde karşılandığından olacak şaşırdı, saçmaladı, küstahlaşıp gitti. 15 Temmuz’u internet oyunu sandıklarını söylerken gayet ciddiydi. Ben de öyle sanmış olmalarına şaşırmadım. Birincisi, Amerikan toplumu için kahramanlık öyküleri en başından beri sanaldır. Amerika, kahramanlık öykülerini bilgisayar oyunlarında, internet hilelerinde ve Hollywood filmlerinde görmeye alışmıştır. İkincisi, Amerika gerçek manada gerizekalılardan oluşan bir topluluktur. Parasıyla en çok beyin satın alan ülkedir. (Bir de beyin pazarlayanlar vardır, onlar başka bir yazının konusudur.) Türkiye’de yayımlanan sokak söyleşilerinin benzerleri Amerika Birleşik Devletinde de yapılmakta ve çok daha skandal sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

ABD, Avrupa ve İsrail’i bir sülük olarak nitelendirmek yanlış olmaz. Dünyayı sömürmek için gitmedikleri ülke, katletmedikleri toplum, batırmadıkları ekonomi, kandırmadıkları insan, meydana getirmedikleri soytarılık kalmadı. Kasabının bıçağını yalayan, celladına aşık olan insanlar haricinde de herkes ne kadar ikiyüzlü olduklarını gayet iyi biliyor. Fırat Kalkanı operasyonu sonrasında Batılıların verdikleri ikiyüzlü destek açıklamalarına, gerçekte düşmanlık bildiren beyanlara göz atalım:

“…Reuters’e konuşan ABD’li yetkili, TSK’nın başlattığı Cerablus harekatı çerçevesinde ‘Türkiye’ye havadan destek ve havadan koruma sağlayacağız. Yine aynı şekilde yapılan planlar konusunda Türkiye ile koordineli halde kalacağız.”

“Batının İkiyüzlülüğü-1” başlıklı yazımda, ABD-Türkiye arasında imzalanan anlaşmaların tek yönde bağlılık doğurduğunu yazmıştım. ABD’li yetkilinin açıklaması, özellikle de Türkiye ile koordineli halde kalacağız, demesi tamamen bu durumun devam etmesine yöneliktir. ABD ile koordineli kalmak, ona sürekli bilgi aktarmaktır. Anlaşma imzalamanın ona bağlanmak anlamına gelmesi gibi…

“Fransa Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin IŞİD terör örgütüne yönelik düzenlediği Fırat Kalkanı operasyonunun ‘memnuniyetle’ karşılandığını bildirdi. Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada ‘Fransa, uluslararası koalisyonun ortağı olan Türkiye’nin IŞİD’le mücadeledeki çabalarını yoğunlaştırmasını memnuniyetle karşılamaktadır.’ ifadesine yer verildi.”

Bak sen…

Sen hem ajanlarını Güneydoğu ve Kandil’e gönderip PKK terörüne her türlü desteği vereceksin hem de Suriye’de IŞİD’ten çok Kürtlerin hayallerine darbe olan operasyonu desteklediğini iddia edeceksin, biz de buna inanacağız! Ülkesinde meydana gelen terör saldırılarına rağmen Fransa, IŞİD’le olan mücadeleyi sadece izlemekte ve uluslararası siyasette fırsatçılık yapmaktadır. Kuzey Afrika ülkelerine ilgisi, buraları işgal etme isteği ve yaptığı silah anlaşmaları bunun göstergesidir.

PKK’yı füzelerle donatan, ajanlarını hem Kandil’e hem de Suriye’de YPG’ye eğitim ve savaşma maksatlı gönderen Almanya da açıklama yapmış: “Almanya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Cerablus’un IŞİD’ten temizlenmesi için başlattığı Fırat Kalkanı operasyonu ile ilgili açıklama yaptı. Bakanlık Sözcüsü Schaefer, ‘Türkiye’nin terörist faaliyetlere karşı mücadele etmesinin meşru hakkı olduğunu düşünüyoruz ve Türkiye’yi bu ölçüde destekliyoruz.’ dedi.”

Soralım: Bir gün Türkiye’nin terörist faaliyetlere karşı mücadelesinde kapsamı genişlettiğini, PKK başta olmak üzere terör örgütlerine silah satan, ayrıca onlarla ticari işbirliği yapan ülkelerin uluslararası hukuka göre cezalandırılmasını istediğini varsayalım. Bu ihtimale karşın Almanya tüm bunları inkar edecek veya yüzü kızaracak mıdır?

Bu tarz açıklamalar medya ve basın organlarınca kasten “X Ülkesi: Türkiye’nin Yanındayız” başlıklarıyla verilmektedir. Oysa bu ülkelerin hiçbir şekilde Türkiye’nin yanında yer almaları mümkün değildir. Aksine artık Batı ile Türkiye arasındaki menfaat ilişkileri aşikar olarak birbirine taban tabana terstir. En başta Türkiye’de toplumun dünya politikasıyla ilgili beklenti, istek ve düşünceleri bu tersliği her zaman sürdürecektir.

Şimdi tek taraflı bağlılık konusunda AB’nin oyununa da değinelim.

Erol Manisalı, Gümrük Birliği konusunda “Türkiye-Avrupa İlişkilerinde Sessiz Darbe” isimli kitabında şunları yazıyor: “1989 yılında Avrupa (Avrupa Toplulukları) Türkiye’nin 1987’de yaptığı tam üyelik başvurusunu reddedince ertesi gün, hiç vakit geçirmeden Başbakan Turgut Özal neden “Avrupa (AT) içine alınmasak da Gümrük Birliğine gireceğiz.” açıklamasını kamuoyuna yapıyordu? Konuyu biraz bilen biri bunun siyasi, iktisadi ve hukuki anlamsızlığını kolayca görebilirdi. Turgut Özal’ın görmemesine imkan yoktu. O halde bu anlamsız tutumun arkasındaki ‘esas sebepler’ nelerdi?

Neden Türkiye AT’ye tek taraflı bağlanmak isteniyordu? Önce tam üye olunması gerektiği, ondan sonra da Gümrük Birliği dahil AT içindeki bütün diğer sistemlere tam üye olunduktan sonra bağlanılacağını Turgut Özal’ın bilmemesine imkan olamazdı.

Üstelik konu hükümet içinde de konuşulmamıştı. Turgut Özal’ın açıklamasını, ekonomiden sorumlu bakanı Ekrem Pakdemirli de gazeteden öğreniyordu. Açıklamanın gazetelerde yer aldığının ertesi günü İstanbul Sanayi Odası’nın kokteyli vardı. Turgut Özal’a açıklamasının gerekçesini sordum; ‘Bir şey olmaz, işler yürür.’ gibisinden yuvarlak birkaç söz söyledi. İleride duran Ekrem Pakdemirli’ye sordum, o da ‘Benim haberim yok.” diyordu. Bu konuyu 2001 yılında Kanal D’deki Avrupa tartışmasında Pakdemirli’ye teyit ettirdim.

Evet bu çok önemli konu, Türkiye’yi AB’ye tek taraflı bağlayacak olan, Lozan’ı, Anayasayı delecek olan hadiseden Özal’dan başka kimsenin haberi yoktu.

Veya ‘bazılarının’ haberi vardı ve biz bunu bilmiyorduk. Acaba, ‘Özal’a çok yakın, dış ilişkilerde ve stratejik kararlarda oturup baş başa konuştuğu’ bazı işadamları ile mi bunu kararlaştırmışlardı? Karine yolu ile şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; hatırlayalım, o yıllarda Turgut Özal çok önemli stratejik kararlarda bazı işadamları ile doğrudan işbirliği yapmakta idi.

Bu tür faaliyetler, medyada da bilinmekte hatta resimleri ile yer almaktaydı.”

Şimdi bir daha soralım: Bir ülke, kendisini tek taraflı başka bir topluluğa bağlayan anlaşmaya imza atacak ve bundan Ekonomi Bakanı haberdar olmayacak… Sebebi nedir? Demokrasinin yıldızı denilen Özal açıkça milletten gizli iş çevirdiğine ve Ekonomi Bakanının bile imzalanacak anlaşmadan haberi olmadığına göre, bu nasıl demokrasi? Bu nasıl yıldız?

Demokratik olun… Millete sorun, bakın bakalım bu millet Haçlılarla dost olmayı istiyor mu?

İkinci yazımı Ziya Gökalp’in duasıyla noktalayayım:

“Hilal haça yenilmesin, amin!

Türklük bitti denilmesin, amin!”

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone