Batının İkiyüzlülüğü-3

YusufhanGuzelsoy

Stuart Hall, “…sermaye farklılıklarla mücadele ederken onları yok saymıyor.” diyor. ABD ve AB, daima farklı kültürlere, farklı kimliklere saygı duyulması isteğini bahane ederek başka ülkelerin içişlerine karışmaktadır. Dinime küfreden Müslüman olsa bari, denmesin diye de başka kültürleri sistemin içerisine dahil etmektedir. Türkiye’nin yıllardır AB kapısında bekletilmesinin nedenlerinden biri de budur. Alınmamasın nedeni de kapıda bekletilenin içeri alınmadıkça daha fazla istek sahibi olacağı ve her türlü tavizi vereceği düşüncesidir. AB, özellikle ikinci politikasında başarı olmaktadır. Bunda Türkiye’de finanse ettiği çeşitli kuruluşların, basın ve medyanın etkisi de görmezden gelinemez.

Rusya’nın eski Başbakanlarından Viktor Çernomirdin’in bu konuda bir esprisi vardır: “Ukrayna ne zaman AB’ye girecek? Türkiye AB’ye üye olunca… Türkiye ne zaman AB’ye alınacak? Hiçbir zaman.” Artık ne kadar espri, ona siz karar verin!

Gerçekte Batı hiçbir zaman farklılıktan yana olmamıştır. Hatta Avrupa kıtası aslında Asya’nın bir parçası olmasına rağmen “medeniyet ve kültür ayrılığı” gerekçe gösterilerek farklı bir kıta sayılmıştır. Bu kıtanın sınırları da Avrupa sömürgecilerinin menfaatlerine göre genişlemekte veya daralmaktadır. Bu ikiyüzlülük de görmezden gelinmiş ve aşağılık kompleksine kapılmış birtakım hastalıklı insanlarca AB medeniyetin ve insanlığın beşiği sayılmıştır. Bir de bu durum tarihsel temellere dayandırılmaya çalışılmıştır. İtalya’dan Fatih’in yanına kaçan hümanist filozoflar insanlığın beşiğini dar mı görmüşlerdi?

Sadece Afrikalılara yaptıkları ve Amerika’yı keşfetmelerinin Kızılderililerin başına gelen en kötü şey olması bile çok simgesel bir gerçeği ortaya koymaktadır: Batı, gaddar ve canidir. Medeniyetten anladıkları, Yeni Zelanda yerlilerinin kesik kafalarını özel yöntemlerle koruyarak koleksiyon yapmak; kendilerini misafir eden İnka kralını ateşte kızartmak; işgal ettikleri her memlekette tecavüz ve işkence vakalarına karışmaktır. İşgalci taşeronu Tim Spicer bile kendini bu medeniyet savaşçılarının izinde giden bir kişi olarak tanıtmaktadır. Sadece Afrika’da karıştığı işler bile “Evet, onlara layıksın!” dedirtmektedir.

Bunlar sürekli olarak Türkiye’deki azınlıklarla ilgilenmekte ve Türkiye’yi bölmek için her türlü propagandayı yaptırmaktadır. “Yaptırmaktadır.” diyorum, çünkü maaşlı yazarları, televizyon programlarına çıkan edebiyatçı soytarıları araç-gereç olarak kullanmaktadır. Türkiye’nin katliamcı olduğunu öne sürerek mütemadiyen çalışan ve devleti uluslararası kamuoyu karşısında zor duruma düşürmeye çalışan bu köpekler, neden hiç Batılıların yaptıkları işkence ve katliamları konu edinmemektedir? Çünkü sahibine sadık köpek onu ısırmaz.

ABD ve Avrupa’nın imza attıkları katliamlara kısaca göz atalım:

Batılıların Amerika’yı keşfetmesiyle birlikte, ilk katliam İspanyollar tarafından 1539 yılında gerçekleştirildi. Florida’da yaşayan Timukua kabilesinden 200 Kızılderili adil olmayan nedenlerle idam edilmiştir. Bu katliamın başındaki isim, İspanyolların yere göğe sığdıramadığı Hernando de Soto’dur. Hernando de Soto, bu katliamdan bir yıl sonra da Alabama’da 2500 Çoktav Kızılderilisini katletmiştir. Yine 1541 yılında İspanyol barbarlar, Tiva Kızılderililerinin yiyecek ve giyeceğe kadar tüm varlıklarını gaspetmiş, kadınlarına tecavüz etmiş, savaşçılarını öldürmüştür.

4 Temmuz 1776’da kurulan ABD de bu vahşi süreci hızlandırmış ve son katliam 1911 yılında gerçekleştirildiğinde toplamda 7 milyon (?) Kızılderili katledilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında 65 milyon insan ölmüştür. 65 milyon insan da Batılıların aç gözlülükleri yüzünden hayatını yitirmiştir.

16 Mart 1968’de Vietnam’ın Quang Nai bölgesinde bulunan üç köyde, Amerikan askerleri tarafından eş zamanlı olarak katliam gerçekleştirildi. Teğmen William Calley’in önderliğinde, Güney Vietnamlı 347 sivil hayatını kaybetti. Bir İngiliz gazeteci tarafından ortaya çıkarılan katliam, ABD tarafından da kabul edildi. Vahşetle ilgili olarak sadece 14 kişi yargılandı ve bu kişilerin tamamı beraat etti. Sadece William Calley başta idam cezası almasına rağmen Nixon’un çıkardığı afla 3 yıl ev hapsi cezası aldı. “Ermenileri katlettiniz!” diyerek Türkiye’den toprak isteyene bak… Bir de içerideki hainler var. Onlar da “Kişi kendinden bilir işi!” kaidesini bilmiyor veya unutmuş olmalı ki ABD ve Avrupa’yı bu isteklerinde samimi bulup uşaklık etmekten geri kalmıyor.

Aynı ABD, sözde özgürleştirme operasyonu gerçekleştirdiği Irak’ta da çok sayıda vahşete imza atmış; kitle imha silahlarını imha etmeye geldiği Irak’ta kitle imha silahı kullanarak çok sayıda Telaferli soydaşımızı katletmiştir. 21 Şubat 2005’te gerçekleşen bu katliamda, Barzani’nin peşmergeleri de ABD güçlerine destek vermiştir. Bu katliam, Türkiye’nin o dönemki alternatif sınır kapısı açma politikasına misilleme olduğu gibi, Irak’taki direnişi sürdüren gerçek direnişçilere de darbe olmuştur. Ayrıca o tarihten beri ABD destekli olarak Telafer Kürtleştirilmeye çalışılmaktadır.

US-soldiers-Killed-Turkmens-family

Avrupa da boş durmamıştır. Sadece Amerika’da değil Afrika’da da çok sayıda katliamlar gerçekleştirilmiş, kendisinden de küçük hırsızlık suçu için 6 yaşındaki çocukları dahi idam etmiştir. Bosna’da, Afrika’da, Arap yarımadasında, Amerika kıtasında, Asya’da yüzlerce katliama imza atanlar, yeni vahşet yöntemleri icat edenler kendileri değilmiş gibi yıllardır Asyalıları barbar ilan eden Avrupa devletleri, medeniyet savaşçıları (!) aracılığıyla dünyayı sömürmek için pişkince hümanist masallar anlatmaktadır.

Türkiye’de yabancı vakıfların yetiştirdiği, yabancı kolejlerde okumuş sözde aydınlar da, diğer ülkelerdeki hemcinsleri gibi bu katliamları örtmeye uğraşmakta, faillerinin bile kabul ettiği cinayetleri gizlemeye çalışarak bu suçlara ortak olmaktadır.

kongo8yaşındakiçocuk Kongo’da Belçikalı askerler tarafından idam edilen 8 yaşında bir çocuk. Gülenlere dikkat.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone