Beşeristan İhtilali

Türkiye’yi bir Anadolu İslam Cumhuriyeti yahut Beşeristan devleti haline getirmek isteyen tuhaf bir yığın var. Bunlar memleketle, hatta dünyayla bağını manen koparmış durumdadır. Gerçekler bir kenara itilmiş, kafalarında hayaller, dillerinde hamaset hakim olmuştur. Bunları ayıltmak mümkün değildir. Çünkü kiminin gözünü menfaat, kiminin vücudunu hezeyan sarmıştır. Onlara göre biz artık İslam devletiyiz. Laiklik atılmış, Atatürk yenilmiş, Türklük yok edilmiş, liderleri Mekke’de hilafet makamına geçmiştir.

Oysa liderleri onlarla aynı fikirde değildir.

Atatürk’ü yenmenin, Türklüğü yok etmenin mümkün olmadığını, 15 Temmuz ve sonrasında fırsat buldukça Atatürk’e sarılanlar iyi bilir. Cumhurbaşkanı belki elli defa konuşmalarında Atatürk’ü anmış, icraatlarını ve yapmak istediklerini onunkiyle özdeşleştirmiştir, bunu ispat etmeye çalışmış; yine birkaç defa da olsa Türk milleti ifadesini kullanmıştır (Sonraları Türk milleti demiyoruz, tek millet diyoruz, açıklamasında bulunmuştur.)

“Bize tarihimizi unutturdular.” diyenlerin Türklükten bu kadar uzak yaşamasını dikkate alın. Tarihe dair anlattıkları olayları inceleyin. Hayal ettikleri icraatları göz önünde bulundurun. Varacağınız kanaat, bu söyleme sahip olanların Türk olmadıkları olacaktır. Zira davasının temelinde Türk tarihi yatan, “Bizi değiştirdiler.” diye şikayet eden, asla ve kat’a kendisini “sivil vesayetin temsilcisi” olarak adlandıramaz. Türkler sivil değil asker bir millettir. Türk’ü vareden ve koruyan bu özelliğidir. Bunun için de düşman gözünden bakarsanız, Türklüğü yok etmek için askeri, askeri yok etmek için de Türklük bilincini yok etmeniz gerekir.

Yine tarihi gerçekleri aklımıza getirelim. Ortada bir “Anadolu ihtilali” iddiası vardır. Bir kere bu ihtilalin bu coğrafya menşeili olup olmadığını bir kenara bırakın, bunun bir ihtilal olması bile mümkün değildir. Sandıkta ihtilal olmaz, sivil darbe olur. Darbeler kanunsuzdur; tıpkı yasadışı oy pusulaları gibi… Ortadaki bir başka iddia da “Osmanlı dirildi.” iddiasıdır.

Gerçekten öyle mi?

Birincisi, AKP’lilerin gerçekleştirdiğini iddia ettiği ihtilal şu anlama geliyor: Savaşla kurulup savaşla yıkılan Osmanlı, savaşla kurulup sandıkla yıkılan Türkiye Cumhuriyeti’nden sonra tekrar dirilmiştir. Yani Osmanlı demokratik bir şekilde dirilmiştir. Osmanlı’nın özü beylik, beyliğin özü ise demokrasi değil gazadır.

İkincisi, %51-%49-48 gibi bir sonuçla ihtilal yapmak bir kenara, meclisten geçirdiğiniz anayasayı bile daha tartışmalı bir hale getirirsiniz, ki öyle de olmuştur. AKP’nin işi esas şimdi daha zordur. Tahminim, yine 2019’a kadar arafta bir politika izlenecektir. Üstelik moral bakımından AKP’li idarecilerin durumuyla AKP’li fanatiklerin durumu aynı değildir. Burada tekrar bir “fanatiklik” noktasına değindim, çünkü onlar zafer havasına girip AKP’yi zor duruma düşürecek şekilde özellikle sosyal medyada insanlara saldırmaktadır.

Üçüncüsü, Türklerde devleti asker kurar. Askerliği bilen karizmatik bir isim ordusuyla bütünleşir ve devleti kurar. Bu hep böyle olmuştur. Bir askerin kurduğu devleti sivil bir ihtilalle değil ancak darbeyle ele geçirebilirsiniz. Ayrıca sayın Cumhurbaşkanı yaptığı ilk konuşmada sivil vesayetin temsilcisi olduğunu kabul ederek gütmekte olduğu davanın tarihsel bir temeli olmadığını ortaya koymuştur. Ayrıca bir Türk genci olarak şunu sormak isterim: Sivilseniz neden ısrarla ordunun başında olmak istiyorsunuz?

Dördüncüsü, Türk tarihi durmaksızın ilerleyen bir yapıya sahiptir. Geçmişte Kök Türkler bir kere kurulmuş, Çin esareti altına girmiş, sonra tekrar bağımsızlığını elde etmiştir. Yabancı bir devlet tarafından değil, Türkler tarafından yıkıldığında ise son bulmuştur. Türklerde bu bir nevi gelenektir. Yıkılmış bir devleti diriltmez, yerine kurduğunuz devletle yeniden bölgesel ya da küresel bir hakimiyet kurmak için mücadele edersiniz. Gerçi bu noktada devlet yerine “sistem” veya “hanedan” ifadesini kullanmak daha yerinde olacaktır.

***

Bunlardan başka tuhaf bulduğum bir olaya tanık oldum. Sayın Cumhurbaşkanı kürsüdeki konuşmasında basın ve medya mensuplarına konuşurken adeta birilerine mesaj gönderdi, meydan okudu. “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” dedi. “İlk defa siviller idareyi değiştirdi.” dedi, ki güya idare biçimimiz değişmeyecekti. Sonra balkona çıktı ve bambaşka biri oldu. Daha yumuşak mesajlar verdi ve muasır medeniyetler seviyesinden söz etti. Burada da iki türlü durum ortaya çıkmış oldu: İlk olarak günümüz siyasetini “kürsüde” ve “balkonda” olmak üzere çok kısa bir sürede izlemiş olduk. Bundan başka bir de basın ve medya mensuplarına verilen demecin “mesaj”, millete yapılan konuşmanın “siyaset” olduğunu bir kez daha anlamış olduk.

Son olarak ülkemizin birçok gündemi gibi referandum-başkanlık gündemi de bir sanallıktan ibarettir. AKP-YSK işbirliğini kendileri de gizlemiyor. Sadece zorunluluktan şaibe olmadığına dair açıklamalarda bulunuluyor. AKP’nin gerçek sonuçları yok etmeye, saklamaya dair çabası “yenilgisiz AKP” imajını korumaktır. 16 Nisan referandumunun bir hezimet olacağı baştan belliydi. Artık memleketi idare edenlere yalan-yanlış anketler mi gitti, yoksa anketlere rağmen kendi gözlerini mi boyadılar, orası bilinmez (!)

Ne diyor Kur’an-ı Kerim’de:

“Böylece biz, her ülkenin önde gelenlerini orada hileli düzenler kursunlar diye oranın günahkarları kıldık. Oysa onlar, hileli düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar.” (En’am Suresi-123.ayet)

Ayetin son cümlesine bilhassa dikkat edin ve gönlünüzü ferah tutun. Aziz vatanın tüm kalelerini değil tüm sandıklarını cebren ve hile zaptetmekle ihtilal yapamazlar. Bunun için bilek, yürek, zeka gerekir. Seçim sonuçlarının yer aldığı haritayı incelediğinizde, AKP’nin nasıl bir hezimet yaşadığını bir kez daha farketmiş oluyorsunuz.

Nokta.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone