Beşinci Kol Faaliyeti

yusufhanguzelsoy

1936-1939 İspanya iç savaşı sırasında General Franco’nun askerleri Madrid’i dört koldan kuşatmıştı. İspanya hükümeti kuşatmacıların baskısı karşısında karşı koyma yollarını ararken beşinci koldan habersizdi. “Beşinci kol”, General Franco’nun kullandığı bir tabirdir. Madrid dört koldan kuşatılırken içeride devletin önemli kurumlarına sızıp ihtilalcilerin lehine çalışan bu kol, savaşın kazanılmasında çok önemli rol oynamıştır. Günümüzde istihbarat teşkilatları doğrudan bir ülkeye müdahale etmez. Özellikle CIA doğrudan gerçekleştirdiği müdahalelerden ötürü kamuoyu karşısında zor günler yaşamış, sonuç olarak beşinci kol faaliyetleri aracılığıyla dost veya düşman ülkelerde çalışmaya başlamıştır.

Önceleri düşman ülke içinde kendi yanlılarını tespit ederek beşinci kol faaliyetlerine hazırlanan ülkeler artık buna ihtiyaç duymuyor. Ya düşman ülkedeki kendilerine ait eğitim kurumlarında yetiştirilen ajanlar kullanılıyor ya da herhangi bir kesimden adam devşiriliyor. Bu devşirmeler her kesimden çıkabilir. Zengin olanlar, zengin olma hayali kuranlar, ünlü olanlar, ünlü olma hayali kuranlar, azınlıklara ait din kurumları, azınlıklara ait etnik temelli dernekler, aydın diye tanıtılan yazarlar, hitabet gücü yüksek siyasetçiler, bilim adamları, basın ve medya, basın ve medya tarafından yönlendirilen bireyler…

Beşinci kol Türkiye’nin de her tarafını sarmış vaziyettedir. Hatta bu kol Türkiye’de mutasyona uğrayarak bir ahtapotun kolları haline gelmiştir. Sinsi bir yılan dört taraftan Türkiye’yi sarmış ve komşu ülkeleri sokarken Türkiye’yi de sıkarak boğmaya çalışmaktadır. Sözde aydınlar her meselede devlet veya hükümet karşıtlığı bahanesiyle Türkiye’nin karşısında yer almakta, basın ve medya Türkiye aleyhine yalan haberler yaparak insanların kafasını karıştırmaktadır. Bir de sosyal medya kullanımının en üst düzeye ulaşması, beşinci kol faaliyetini yürüten kişilerin zevkten dört köşe olmasını sağlamaktadır. Çünkü onların en çok istediği ve en önemli görevleri olan şey, faaliyette oldukları ülkede müthiş bir bilgi kirliliği yaratmaktır. Pek çok insan bu bilgi kirliliğine bilmeden alet olmaktadır. Mesela tarihten şahsiyetlere gündem konusunda insanları etkileyecek söylenmemiş sözler atfedilmekte veya bir şahsın sözü bambaşka bir şahsa yamanmak suretiyle propaganda yapılmaktadır. Aynı şekilde yalan bir haber çok kısa ssürede ülkenin her tarafında etkili olacak şekilde yayılmaktadır.

Basın ve medya, bu faaliyetlerde en önemli unsurdur. Televizyona, gazeteye, dergiye dış ülkelerden hangi yüzler, hangi yaşantılar yansımışsa, o yansıyanlar okuyanları adeta büyü etkisi altına almakta ve klonlamaktadır. Gazetelerde “Burası Türkiye!”, “Türkiye cehenneme döndü!”, “En mutsuz ülke bizmişiz!” gibi manşetlerle bunaltılan insanlar yabancı ülkelerden yansıyan “neşeli” haberleri okuyarak buralara gitme hayali kurmakta, bir süre sonra kendi ülkelerinden nefret edip gitme hayali kurdukları ülkeyi gönüllü elçilik yürütür gibi savunmaktadır. Yine gazetelerde “İşte Türk aklı!”, “Bunu ancak bir Türk yapar!”, “Türkiye komedisi!” gibi manşetlerle asli unsur olan Türk aşağılanmaktadır. Aynı gazetelerde ya da televizyon haberlerinde “Bunu ancak bir Kürt yapar!”, “İşte Arap aklı!”, “Çerkes komedisi!” gibi manşet göremezsiniz. Aksine o gazete ve televizyonlar, “Ne demek Türkiye Türklerindir? Türkiye’de Türk olmayan yok mu?” hezeyanlarını ortaya atıp bu manşetlere karşı çıkmayanlarla doludur. Türkiye’den yurt dışına ülkemizi temsil etmeye giden insanlar için “Bu Kürt’tür, Arap’tır, Çerkes’tir.” vurgusu yapan soytarılar, nedense olumsuz bir gelişme olduğunda o gelişmeye sebebiyet veren kişinin memleketine ve etnik kimliğine vurgu yapılmasına karşı çıkıyor. Siz bunları boş edebiyat olarak nitelendiriyorsunuz. Bazı hümanist beyinsizler şirin edebiyat olarak görüyor. Ancak bu da bir beşinci kol faaliyetidir.

Basının ve medyanın Türklük sancısından başka bir de doğal olarak Türkçülük kaygısı vardır. Birbirine siyonist, vatan haini, ABD uşağı vb. ithamlarda bulunan birçok basın-medya kuruluşları söz konusu Türkçülük olunca muhalif söylemde birleşmekte, hep aynı herzeleri savunmaktadır. Biz Türkçüler birbirini türlü hainliklerle itham edenlerin karşımızda bir araya gelmesini gülünç bir durum olarak karşılamakla birlikte şaşırmıyoruz. 15 Temmuz’da darbe girişimi olduğu zaman, birbirini “havuz medyası”, “siyonist medya” olarak nitelendirenlerin bir anda sıcak bir yakınlaşma içine girmesi dikkatinizi çekmiştir. Mesela güya karşı cephede olan “havuz medyası”, “siyonist medya” olarak nitelendirdiği Doğan grubuna “Bizim medyamız.” haberleriyle sahip çıkmıştır. Üstüne bir de Aydın Doğan’ın Fethullah Gülen’in bir adamıyla yaptığı görüşme de gözardı edilmiştir. Peki neden gözardı edilmiştir? Aydın Doğan’ın liyakat nişanı kalkan vazifesi mi görmektedir?

Ünlüler dünyası da insanları yabancı veya sanal hayatlara özendirmede bir numaralı rol oynamaktadır. Charlie Chaplin, “Hayat yakından bakıldığında trajedi, uzaktan bakıldığında komedidir.” diyor. Bunun bir benzeri ünlüler dünyası için geçerlidir. Uzaktan bakıldığında eğlenceli, içine girildiğinde kuklalarla dolu olduğu, ahlaksızlığın, kumarın, uyuşturucunun, parası olsa bile güzel oyuncların zorlandığı fuhşun vb. olumsuzlukların tavan yaptığı görülmektedir. Gerçekten “sanatçı” olan ünlüleri bu olumsuzluklardan ayrı tutuyorum. Ancak sanatçı diye yutturulan yeteneksiz şöhretlerin nasıl ünlü olduğunu ciddi biçimde sorgulamanızı rica ediyorum. Yeteneksizlik güzellikle kapatılacak olsa, işte bakın “vergi alınan” genelevleri vardır. Bu yeteneksizler ne karşılığında ünlü olmaktadır? Siyaseti, sporu, toplumu yönlendiren basının ve medyanın bunları magazin programlarında kutsal bir varlık gibi özendirircesine sunması tesadüf müdür?

Azınlıklara ait dini kurumlar da, etnik temelli dernekler de beşinci kol faaliyeti doğrultusunda çalışmaktadır. “Biz bir yemeğiz, azınlıklar da yemeğe katılan çeşitli baharatlardır.” gibi gerzekçe sözlere kanmayın. Biz sömürgecilerin midesine inecek bir yemek değiliz. Sömürgeciler karşısında öyle sert olmalıyız ki bizden bir parça koparıldığında düşmanın midesine oturmuş olalım. Ülkedeki dini ve etnik azınlıklar -başta Rum patrikhanesi olmak üzere- Türkiye aleyhinde çalışmaktadır. Yunan askerleri İzmir’e çıktığında, rıhtımdaki Türklerin süngülenerek katledilmesi ve günlerce süren vahşet, Rum kiliselerinde saklanan silahlar sayesinde doruğa çıkmıştır. Rockefeller’ın kurduğu yetim vakıflarında yetiştirilen Ermeniler sadece Doğu Anadolu’da görev yapıp emekliye ayrılmamış, yıllar sonra ASALA içinde görev almıştır. Bugün de Lozan delinmiş ve İzmir’de Ortodoks ayini yapılmıştır. Tüm bunların sorumlusu olarak Türkleri, Türkçüleri göstermek için yürütülen Ergenekon operasyonu da devletin içine yerleştirilmiş cemaat mensupları tarafından gerçekleştirilmiş, güya Türklerden intikam alınmak istenmiştir. Ergenekon davasına vatan hainliğinde doktora yapmış tiplerin dahil edilmesi bile bu operasyonu meşrulaştırmak için yapılmıştır.

Her türlü ahlaksızlık, ahlaksızlığın ve namussuzluğun felsefesi, insani özgürleşme adı altında hayvana evrilme gibi olumsuzluklar da beşinci kol faaliyeti yürütenlerce desteklenmektedir. Ahlak, namus, şeref gibi kavramlar akıl yürütmenin, düşünmenin sonucunda ortaya çıkmıştır. Düşündüğünü, felsefe öne sürdüğünü zannederek çok afedersiniz gavatlaşan ya da orospulaşanlar, ya doğrudan beşinci kol faaliyetçileri arasında yer alır ya da bunlar tarafından matah bir şey yapıyormuşçasına yönlendirilir. Ahlak, namus, şeref olmayınca ya da bu kavramlar yanlış öğretilince, ne aile kalır ne de güven içinde uyuyan kundakta bir bebek… Bu da manevi bir kaos ortamıdır. Her türlü kaos bu kolun faaliyet amacıdır.

Son günlerde bilgi kirliliği yine zirveye ulaşmaktadır. Belki İran’dan nefret eden milyonlarca insan, İran ajanslarınca yayılan “Başika’da Türk askeri kuşatıldı.” gibi haberleri yaymış, buna inananlar da “Türkiye’nin Musul’da ne işi var?” diyen devşirme tohumlarının ekmeğine yağ sürmüştür. Ben de bu haberi gerçek sanmıştım. Neyse ki beş dakika sonra bir dostum tarafından uyarıldım ve gerçeği öğrenerek sosyal medyada paylaştığım bu propaganda bilgisini sildim. Diyeceğim şudur ki: Türkiye’deki 100 olaydan en az 90’ı beşinci kol faaliyeti çerçevesinde değerlendirilmelidir. Kompleks yapmayın, ancak bağnazlığa kapılmamak kaydıyla şüpheci olun. Haberleri takip ederken , gazeteleri ya da kitapları okurken ve dahi hayatınızın her anında karşılaştığınız durumların çelişkilerini arayın. Haklı davaları yanlış bilgilerle haksız düşürmeyelim.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone