Bir Gecede 89 Yıl Cahil Kalanlar

Türkiye 1 Kasım 1928’de 1353 sayılı kanunun kabulüyle birlikte Latin harflerine geçti. Bu tarihten itibaren (89 yıl!) cahil kaldığını söyleyen bir kitle var. O kitlenin seçtiği iktidar tarafından idare ediliyoruz. Yine her gün o kitle tarafından zekice olduğu öne sürülen birtakım siyasal söylemlere cevap vermek zorunda kalıyoruz. Onun içindir ki sadece sınır harbi değil aynı zamanda sinir harbi de veren bir milletiz.

Harflerin kabulüyle ilgili olarak ilk eleştiriyi yapan isimlerden biri Fuad Köprülü idi. Köprülü, harflerin kabulünün 10.yıl dönümünde yeni harflerin kabulüyle ilgili olarak müteşekkir olduğu anlaşılan bir yazı kaleme almıştır. Anlaşılıyor ki Fuad Köprülü cahil kalmamıştır! Bağnaz bir yaşam sürüp sahip olduğu birikimi heba etmemiştir.

Fesi başına değil zekasına geçiren ahmaklar ne diyor bugün?

-Bir gecede cahil kaldık! Dedelerimizin mezar taşlarını okuyamıyoruz!

-Tarihimizi öğretmediler!

-Bildiklerimizi unutturdular!

Beyefendinin dedesi hangi milletten acaba? Mezar taşında Fatiha’dan başka ne yazıyor olabilir? Belki en fazla birkaç mısra şiir… Belki birkaç satır bilgi… Koca Türk tarihi orada mı yazılı ki mezar taşlarını okuyamıyorum, diye şikayet ediyorsun! Latin harflerini okumayı, yazmayı öğrenmişsin. Bütün kitaplara burun kıvırıyorsun; her konuda da fikrin var ve memleket meselelerinde herkesten önce laf söyleme hususunda yarışmaktan geri durmuyorsun!

En azından son yüzyıla kadar bizde hakim olan gelenek yazılı değil sözlüydü. Tarih yaparken tarih yazmaya fazlaca fırsat ayırmamış olan Türkler, bugün bile sözlü tarihi, sözlü destanları, rivayetleri daha çok tercih etmektedir. Türk damgalarının kullanıldığı tarihlere bakacak olursak, dağa taşa çobanların bile yazı yazdığı ve okuma-yazma oranının nispeten yüksek olduğu söylenebilir. Buna rağmen sözlü gelenek ağır basmış olacak ki Orhun yazıtlarında Türk tarihi Bumin Kağan ve İstemi Kağan’dan başlıyor.

Beyefendinin dedesi de ordinaryüs değil ki!

Türkiye’den tapınak kaçırıldı. Parça parça… Padişaha diş bileyen, millete karşı burnunu yüksek tutan devşirme aydınların bile bir kısmının ruhu duymadı, bir kısmı da rüşvet yedi. Toplumsa hak getire… Başını yasladığı duvarı merak eden çok az… Merak edip araştıran düzenli bir çalışma gerçekleştirmemiş; rivayet toplayıp eser yazmış… Osmanlı’da modern anlamda ilk müzenin oluşumu Abdülmecit’in 1845 yılında Yalova’ya gerçekleştirdiği gezi sonrasında başlıyor. Ahmet Fethi Paşa 1846’da Doğu Roma eserlerini toplatmaya ve Aya İrini’deki silah deposunda biriktirmeye başlıyor. 1869’a kadar eserler koleksiyon olarak biriktirilip düzenleniyor. Maarif Nazırı Saffet Paşa Müze-i Humayun’u kuruyor. (Selçuklu ve Dulkadıroğulları dönemlerine ait bazı bulgular, o dönemlerde de eserlerin biriktirildiğini ancak saray deposuna alındığını göstermektedir.)

Tarihimizi öğretmediler ha?

Bu da ayrı bir nankörlüktür.

Dava arkadaşımız Rasim Topçuoğlu, iki genç arasındaki muhabbete tanık oluyor. Biri diğerine “Hulusi Akar’dan önce İlker Başbuğ Genelkurmay Başkanı idi. İlker Başbuğ 80 darbesinde Menderes’i astırdı.”

Buna beyin zehirlenmesi diyebiliriz. Televizyona çıkıp günümüz siyasetini tarihi temellere dayandırmak için kırk takla atan üç beş yalaka yüzünden devreler yanmış… Gençler ne yapsın?

Atatürk bu millete başbuğ olana kadar milli belleğimiz ne kadar kuvvetliydi? Osmanlı’dan önce (Bir zahmet) saray ahalisi tarafından belli ölçüde Selçuklu tarihi biliniyordu. Öncesi? Öncesini de söyleyeyim: Şehname, Divan-ı Lügati’t Türk gibi eserler sayesinde Afrasıyab, Oğuzname sayesinde de Oğuz Kağan gerçekten yaşadığına inanılsa da birer efsane olarak yaşıyordu. Bir de bunlardan başka beylerin, hükümdarların Hz.Adem’e kadar dayandırılan soyağaçları vardı. Bunlar da Tegin, Yabgu, Arslan derken bir anda -misalen- Abdülhalim diye birine çıkıverir. Zorlamadır. (Türk tarihi Orta Asya’da değil de Batı’da başlarsa ne olur? O zaman bu secereler mutlaka gündeme gelmelidir.)

Biz Başbuğ zamanında bırakın Karahanlıları, Kök Türkleri; gerçekliğine inanırsınız-inanmazsınız Mu kıtasına kadar Türk tarihini dayandırmaya, yani elden geldiğince en eski Türk tarihine, Ön Türklere ulaşmaya çabaladık. Biz derin bir tarih yolculuğuna doğru hızla yol alırken siz yetişemediniz. Yetişmediniz. Ümmet anlayışıla kendinizi 1400 yıla mahkum ettiniz; onu da öğrenemediniz.

Çok uzatmayayım…

Tarihi size Diriliş Ertuğrul dizisi öğretmez, öğretemez. Türkmenlerin hala eski inancını ağırlıkta yaşadığı bir dönemde katı bir İslami yaşantı içerisinde olduğunu ancak günümüz siyaseti açısından romantik söylemler taşıyan bir dizide izleyebilirsiniz. Faydası mutlaka vardır; ancak her tutulan dizi sonrasında olduğu gibi bu dizi de devreleri yaktırmış, vekil adayları börkle gezer olmuştur. Bir de yarım ton makyajlı kendini sultan zanneden hanımları unutmayalım.

Sözün özü…

Günümüzden bile habersizsin. 10 ay öncesini hatırlamıyorsun. “Bir gece cahil kaldık, bize tarihi öğretmediler.” diye şikayet ediyorsun.

Sen bir budaladan başkası değilsin.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone