Psikolojik Bir Rahatsızlık Olarak Feminizm

Memlekette özellikle son yıllarda bilhassa üniversitelerdeki sol örgütlerin bünyesinde yeşeren, palazlanan, zıvanadan çıkan bir feminizm akımı var. Bu bayan arkadaşlar kendilerinin erkek-egemen toplumda ezildiklerini, ötelendiklerini, ikinci planda olduklarını, şiddet gördüklerini, tacize, istismara, tecavüze uğradıklarını iddia etmekteler.

Buraya kadar bir nebze haklılar. “Maalesef” yaratılış (veya varoluş) gereği erkekler bayanlara göre fiziksel anlamda güçlüdür. İçimizdeki bazı hayvanlar bu gücü kendi libidolarına veya egolarına yönelik kadınlar üzerinde kullanmaktadır. Kadınlar güç yetiremediği erkekler tarafından şiddete ve istismara maruz kalıyor, tecavüze uğruyorlar. Bunlar kesinlikle kabul edilemez ve sonuna kadar sadece belli grupların değil topyekün hepimizin mücadele etmesi gerektiği durumlardır.

Gerçi biz “Tecavüzcüye, istismarcıya idam.” dediğimizde bu arkadaşlar idama karşı çıkan taraflarda yer alıyorlar ama…

Kadınlara yönelik her türlü rahatsız edici durumla beraber mücadele edelim fakat bu arkadaşların sıkıntıları artık farklı bir hal almaya başladı. Bülent Arınç zihniyeti coştukça bunlarda bir o kadar coştu. O zihniyet ne kadar iticiyse, bunların zihniyeti, hal ve hareketleri de bir o kadar itici olmaya başladı.

Geçtiğimiz yıllarda Hacettepe Üniversitesi’nin Beytepe kampüsünde bir yayınevi kitap standı açtı. Bu bayan arkadaşlar “Biz Hacettepeli kadınlar olarak bu kitapların burada satılmasını istemiyoruz.” diye stant görevlilerine saldırmaya, kitapları yerlere atmaya başladılar. Birde stanttaki görevliler tarafından tacize uğradıklarını ileri sürdüler.

Güvenlik görevlileri bayan arkadaşları sakinleştirmek, durumu anlamak için yanlarına gelip saldırganları engellemeye çalışınca da “Biz Hacettepeli kadınlarız, bize dokunamazsınız, çek ellerini.” gibi ayrımcı ifadelerle güvenlik görevlilerine çemkirdiler. Olayın videoları internette hala mevcuttur, isteyen tekrar izleyebilir.

Bu olayda hangi yayınevi olduğunu bilmediğim stant görevlilerine “faşistçe” saldırmakla kadın olmanın ne ilgisi var? Kitapları yerlere atarak düşünce özgürlüğünü savunan bu yaratıklar kendileriyle çeliştiklerinin farkında değiller mi? Kendileri bayan olarak her türlü şiddeti uygulamaya kalkarken güvenlik görevlilerinin sakinleştirmek amacıyla kendilerine dokunmasını “Biz kadınız dokunamazsınız.” diye savunan bozuk zihniyetli arkadaşlar eşitliği, şiddetin engellenmesi gerektiğini hangi samimiyetle savunuyorlar?

Bir diğer olay da geçtiğimiz günlerde meydana geldi. ODTÜ’de tüm bayan tuvaletlerine konmak üzere yurdun kantininde ODTÜ Kampüs Cadıları adında “ayrımcı” bir grup dayanışma kutuları diye bir şey hazırlamış. Fazla pedi olanlar kutuya koyacaklarmış, ihtiyacı olanlarsa kutudan alacaklarmış. Sosyal sorumluluk projesi olarak bu kötü bir şey değil. ANCAK, dişi varlığın mahrem yerlerinde gerçekleşen doğal döngülerin ulu orta teşhir edilmesi, sosyal medyada veya başka ortamlarda bunun insanın gözüne gözüne sokulması haklı olarak bazı kişiler tarafından eleştirilmiş.

Buradaki amaç birilerini rahatsız edip, onların rahatsız olmasından rahatsız olmaktan başka bir şey değildir. Sizin kadın olduğunuz (çok benzemeseniz de) herkesin malumu. Bunu doğal olaylarınızın, varoluşsal özelliklerinizin üstüne basa basa bize yansıtmanızın anlamı yok. Bu sizi itici ve iğrenç göstermekten başka bir işe yaramıyor.

Siz rahatsızsınız. Karadeniz’de karısı akşama kadar çay toplarken kendisi akşama kadar kahvede kumar oynayan sonra da eve gelip yemeği beğenmediği için karısını döven erkek kadar sorunlusunuz. Mini etek giydi diye otobüste kızı yaşındaki hemşirenin kafasına tekme atan köpek kadar sapıksınız. Hamile kadını sokakta spor yapıyor diye döven öküz kadar zihinsel problemleriniz var. Onlar bir uçsa, siz de bir uçsunuz.

Şunu anlamıyorsunuz; biz insanlar her ne kadar akıl çerçevesinde kendimizi hayvanlardan ayırmaya yönelik bir takım yazılı yazısız kanunlar oluştursak da, ahlak değerler geliştirsek de bir yanımız her daim yaratılışımız gereği ilkeldir. Bu ilkellik sayesinde hoşumuza giden yiyecekler yiyoruz, şiddet sporlarına rağbet ediyoruz, ürüyoruz, kavga ediyoruz, tartışıyoruz… Ama ilkel dürtülerimizi hayvan gibi yaşamamak adına kendi kendimize bir takım ahlak kuralları geliştirdik. Kimse erkeğe örtün demedi mesela. Ama erkek örtündü, mahremini gizledi. Aynı şekilde kadın da öyle. Kimse “Eşinle yaşadığın mahremi başkalarıyla paylaşmamalısın.” diye ne erkeğe, ne kadına telkinde bulunmadı veya yasa çıkarmadı. Ama bu böyle olması gerektiği için insanların zihninde kendiliğinden yer etti.

Bunlar insanın içinden gelen, var oluşunda bulunan şeyler. Siz hem emziren kadından tahrik olunmasın diyerek annenin çocuğunu ulu orta, örtünmeden emzirmesini istiyorsunuz hem de insanın doğası gereği vereceği hormonel tepkiye tepki gösteriyorsunuz. Burada çocuğunu emzirirken örtü kullanan bayan kendini kısıtlamıyor, o içgüdüsel olarak mahremini koruyor. Ama siz bunu erkeğin libidosu yüzünden kadının kısıtlanması olarak algılıyorsunuz. Evet, erkek bakmamalı. Ama maalesef bakanlar olacaktır, kadın ise ya bundan rahatsız olmayıp bunu göze alarak ulu orta işini görecektir ya da müsait bir ortamda veya örtü kullanarak işini görecektir.

İnsanın doğasıyla savaşmaya kalkıyorsunuz. Yok efendim et yemeyin, kadının göğsünden tahrik olmayın, mahrem diye bir şey yoktur, kadının bilmemneyinden rahatsız olmayın…

Ahlak kurallarının erkek egemen toplumla bir ilgisi yoktur. Kadın da kendi mahremiyetini korumak, rahat hareket etmek için kendince bir takım uygulamalar, alışkanlıklar, eylemler geliştirmiştir. Evdeki annenize söylesenize biz ped yaptık kantinde, bunu da sosyal medyada herkesle paylaştık diye.

Vereceği tepkiyi erkek-egemen toplumun oluşturduğu zihniyete bağlarsınız ama annenize sabaha kadar eğitim de verseniz o kadın bundan rahatsız olacaktır. Çünkü insanın doğasına karşı gelen her türlü hareketin, düşüncenin, zihniyetin zihinlerde yeşermesi imkânsızdır. Ancak sağlıklı düşünme yetisini kaybetmiş zihinler böyle düşünceleri mantıklı bulabilir.

Allahtan milletimizin asil kadınları size prim yaptırmıyor, düşüncelerinize destek vermiyor, sapıklığınıza alet olmuyor. Türk ulusunda her daim baş üstünde tutulan, erkekle eşit hak ve özgürlüklere sahip olan, Cengiz Han’ın “Ben sizin hanınızım, bu da benim hanım.” diyerek karısının kendisinden bile üstün olduğunu belirten, Tomris Hatun’un soyu, Ak Hatun’un evlatları olan Türk kadını Araplaşmaya da, soysuzlaşmaya da meyletmeyecektir.

Eşyanın tabiatı diye bir söz var çok severim. Eşyanın tabiatına aykırısınız. Bu milleti Bülent Arınç zihniyeti bağnazlaştıramayacağı gibi sizin zihniyetiniz de yozlaştıramayacak.

***

NOT: Aslında kadın ama inadına BAYAN.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone