Bir Sorun ve Yansımaları

KemalOnalir

Bu sorun, son iki haftadır benim de mustarip olduğum bir sıkıntı. Yazılarıma, okumalarıma, çevirilerime, çalışmalarıma ve gündemi takip etmeme mani olan bu sorun; ‘Yurt Sorunu’.

Türkiye’de 6 milyon civarı üniversite öğrencisi var. Hükümetimizin övünç kaynağı olan; ‘Her ilde üniversite’ projesi kapsamında bu sayı her yıl artıyor.

Büyüyen üniversiteler sadece şehir merkezlerinde değil, ilçelerde de ‘Meslek Yüksek Okulları’ açıyorlar. Böylece 20-30 bin nüfuslu beldelerde ‘Yükseköğrenim’ yapılmış olunuyor. Adam akıllı kütüphanesi, sineması, tiyatrosu, kafeteryası hatta kahvehanesinde güngörmüş ihtiyarı olmayan bu yerler iki bina, üç lise hocasından bozma akademisyenle ihya edilmiş oluyor.

Gelelim yurt sorununa. Devlet Yurdu yahut diğer adıyla KYK yani Kredi Yurtlar Kurumu’na bağlı öğrenci barındırmak amacıyla var olan yapının sahip olduğu kontenjan 453 bin 244.

Öğrenci sayısı 6 milyon, yurt kapasitesi 453 bin. Bu işte bir terslik var.

Daha önceki yazılarımdan birinde bu durumun terör örgütlerinin işine yaradığını söylemiştim. Devlet Yurtlarına giremeyen öğrencilerin bir kısmı, özellikle gelir düzeyi düşük olanlar, cemaat yahut örgüt evlerinde ikamet etmek zorunda kalıyorlar. Batı illerinde gerçekleştirilen bombalı saldırılar bu evlerde planlanıyor, Türk’ün kanı bu evlerde hazırlanan bombalarla akıtılıyor.

15 Temmuz’un müsebbibi Gülen Cemaati bu evler sayesinde sayısız Türk gencinin beynini yıkadı, bünyesine kattı, devlete sızdırdı.

Örgütlerden kurtulan gençler bir araya gelip kendi evlerini kurmaya çalıştığında ise bambaşka bir sorun ortaya çıkıyor. Önyargılı ev sahipleri, yüksek kiralar, ev eşyası, fatura derdi, başıboşluğun sebep olduğu ahlaksızlıklar, alkol, uyuşturucu, fuhuş… Bu liste uzar gider.

Evini kiralamak için arayan öğrenciyle görüşmek tenezzülünde dahi bulunmayan, ‘Öğrenciye ev yok’ cümlesinin sahipleri, bilerek yahut bilmeyerek birçok temiz Türk gencinin kanına girmektedir.

Aile ve öğrenci arasındaki farkı evinin kirasına yansıtanlar, öğrenciye iki katı fiyat çekenler bir önceki gurupla aynı duruma düşüyor.

Pekâlâ, bu sorunu nasıl çözebiliriz?

Öncelikle, herkesin üniversite okuması gerektiğini düşünmekten vazgeçmemiz gerekiyor. Toplumda oluşmuş, yüksek eğitim almanın gereklilik olduğu algısı silinmeli. Üniversite hayatının 4 yıllık bir süreç olmadığı, ömür boyu sürecek bir ilim meselesi olduğu anlayışı hâkim kılınmalıdır.

Üniversitelerin lüzumsuz bölümleri kapatılmalı, yılda 1-2 mezun veren, asker kaçaklarının tercihi olan bölümler yok edilmelidir.

Lise yıllarında oluşmaya başlayan, ‘Aileden uzak olayım’, ‘Bölüm fark etmez yeter ki üniversitede bulunayım’, ‘Üniversite ortamını yaşayayım’ gibi saçma sapan düşüncelerin oluşmasının önüne geçilmelidir. Üniversite, eş bulma, askerden kaçma, hayat tecrübesi kazanma yeri değildir.

Öğrenciler mümkün oldukça kendi şehirlerindeki üniversitelere yönlendirilmeli, üniversiteler arası seviye farkı kapatılmalıdır. Bu mesele; üniversite kadrolarının sınava tabii tutulup, lüzumsuz yere ‘Hocalık’ makamını işgal edenlerin uzaklaştırılması, birkaç saat mesafede olan şehirlerin üniversitelerinin birleştirilmesi ve şehirlerarası ulaşımın, şebeke ve teknolojisinin iyileştirilmesiyle sağlanabilir.

Bir şehirdeki üniversite nüfusu ile yurt kapasitesi eşit olmalıdır. 10 bin öğrenci varsa 10 bin yatak hazır olmalıdır. Bu yurt binaları fakülte binalarının yakınında olursa daha iyi olacaktır.

Özel yurtlar mümkün oldukça azaltılmalı, bunların ruhsat alması son derece zorlaştırılmalıdır. Çünkü nasıl cemaat evi, örgüt evi varsa aynı şekilde cemaat yurtları, örgüt yurtları da vardır. Bunların da önü kesilmelidir. Hatta ‘Özel Yurt’ kavramı yok edilmelidir.

Sonuç olarak; bir devlet öğrencisinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek zorundadır. Yurtlar bir bütün halinde bu ihtiyacı karşılayabilecek yapılardır. Barınma, yeme-içme ve korunma ihtiyaçları yurtlar aracılığıyla çok kolay bir şekilde sağlanabilir. Bu şartlar sağlanmadan üniversite okuyacak bir öğrenciden başarı beklemek abes olur.

Öğrenci sayısı ve üniversite sayısı, makul ülkelerde olduğu gibi mantıklı bir çerçeveye oturtulursa, bu hizmetler ücretsiz bile verilebilir.

Tarihimizden çok kısa bir örnek vereyim. Osmanlı medreselerinde öğrencilere ücretsiz yemek verilir, bu yemeklerde mutlaka et bulundurulmaya çalışılırdı. Eğer o gün çıkan yemek etsiz ise öğrencilere ‘Aş Akçesi’ adıyla bir harçlık dağıtılıyordu. Bu akçeler yemeğe konulmayan etin parasıydı. Osmanlı medreseleri ‘kolej’ değildi fakat durum böyleydi. ‘Nereden-Nereye’ kıyaslaması yapmanız için not olsun.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone