BİRİ IRKÇILIK MI DEDİ? YA DA APARTHEİD AFRİKA’DA-Yrd. Doç. Dr. Mustafa Levent YENER

biri

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Levent YENER
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

 

Biri ırkçılıktan bahsettiğinde aklıma hep, 15-16 yaşlarımdayken bir Türk rock –o zamanlar Anadolu falan diye o da bölünmemişti- topluluğunun Apartheid Afrika’da adlı parçası gelir. Apartheid terimi ile ilk kez o parça vasıtasıyla tanışmıştım, yaşımı düşünürseniz bugünkü gibi internet gibi bir kolaylık yoktu. Bizim arama motorları o zaman kâğıtlara basılı cilt cilt ansiklopedilerdi. Apartheid, okuduklarıma göre ırkçılığın daniskası olarak kabul edilebilecek, Almanların Yahudi kökenli vatandaşlarına yaptıklarının hemen ardından Nazileri yenen Belçika, Fransa, İngiltere gibi ileri demokrasi(!) timsallerinin yüzyıllar önce işkence ettikleri bu kara derili insanları 1948’de tekrar köleleştirme hareketine girişmeleriydi. Yani bugün bile bize insan hakları dersleri veren, ha babam raporlar yazıp bizi dünyanın en büyük, en ırkçı, en tü kaka ülkesi ve yönetimiymiş gibi gösteren düvel-i muazzama (!) altın, elmas ve diğer metalar için Afrika’ya girmiş, bu topraklarda yaşayan Bantu halklarını medenileştirmek(!) adına köleleştirmişlerdir. Şimdi merak ediyorum da Türkiye’de ayrımcılıktan, özellikle etnik ayrımcılık ve ırkçılıktan bahseden bazı saygıdeğer(!) kişiler, acaba Belçika-Brüksel’de, Norveç-Oslo’da, Fransa-Paris’te, Almanya-Berlin’de ne yapıyorlar? Acaba, bu adamların tarihini bilmiyorlar mı? Bilip de bilmezlikten mi geliyorlar? Bu ülkelerden medet umanların amacı nedir?

Apartheid, Hollanda dilindeki apart “ayrı” ve İngilizce –hood+lık” ekinden türetilmiş “ayırlık, ayrımcılık” anlamında kullanılan bir sözcüktür.[1] Sözcüğün bugün dünyaya adalet dağıttığı iddia edilen “Lahey Adalet Divanı”nın bulunduğu Hollanda dilinden alınmış olması oldukça ironik görünür. Ancak bugün yazdığı “demokratikleşme raporları”, Türkiye gibi etnik ve dinsel çatışmalara açık ülkelere parmağını sallaya sallaya verdiği demokrasi ve “hümanizm” dersleri ile tanıdığımız Hollanda, 15. yüzyılda Afrika’da ilk sömürge faaliyetlerine başlayan “ileri demokrasi”lerden biridir. Afrika’ya medeniyet ve demokrasi götüren bu ülkeler, ülkemizdeki demokratların(!) örgütlendikleri, desteklendikleri, akıl aldıkları ve sığındıkları ülkelerdir. Apartheid adı verilen rejimi uygulayarak beyaz derili oldukları için başkalarını sömüren, aşağı gören, Afrikalıların ve beyaz olmayan herkesin kanlarını içen bu devletlerden hesap sormak yerine ne gibi hesaplarla bunlara yanaşır bunu tartışmayı başka bir zamana bırakıp konumuza dönelim.

Türkçeye “ayrımcılık” olarak çevirebileceğimiz apartheid 1948 yılında yasada örtük bir biçimde yer alsa da şiddet ve zalimlikle uygulandı. Bu rejimde Afrikalılar dört sınıfa ayrıldı: Beyazlar (Avrupadan göç edenlerin torunları), renkliler (coloured/melezler), Asyalılar ve siyahlar. Bu rejim boyunca %13’lük beyaz azınlık bütün bir Afrika’yı yönetmiştir. (GİDDENS, 2005, s. 244)

Bugün anayasanın ırkçı olduğunu söyleyen kesime aparthaeid anayasasını tanıtsak iyi olur herhalde. Zira bilmemek değil, öğrenmemek ayıptır(!)

12 Mayıs 1950 tarihinde yürürlüğe giren 21 Nolu Ahlaksızlık Yasası: Beyaz ve siyahlar arasındaki zina ya da zinaya teşebbüs ya da ilgili ahlâk dışı eylemler (evlilik dışı seks) yasaklanmıştır. Bu yasa 1927’deki ahlaksızlık yasasına melez ve Asyalılar da dahil edilerek genişletilmiştir.[2] Şimdi bu yasaya göz atarsak, ben hukukçu değilim; ancak şu anki anayasamızda veya daha öncekilerde böyle bir kısıtlamanın olmadığını biliyorum. Hatta yeni anayasamızda hiçbir sınıf ayrımı gözetmeden zina serbesttir.

8 Temmuz 1949’da yürürlüğe giren 49 Nolu Karışık Evlilikler Yasası: Bu yasaya göre, Beyazların başka ırktan biriyle evlenmesi yasaklanmıştır.[3] “Buna benzer bir madde anayasamızda var mıdır, varolmuş mudur?” diye sorsak yüzleri kızarır mı acaba? Bu gibi konularda “Olur mu canım, yıllardır kız alıp vermişiz…” diye başlayıp uzayıp giden konuşmalar herhalde cevabı verecektir.

7 Temmuz 1950’de yürürlüğe giren 30 nolu Nüfus Kayıt Yasası: Bu yasaya göre birey, doğumunda yukarıdaki dört ırk grubundan birine göre tanımlanmalı ve nüfus kaydı yapılmalıdır.[4] Bu yasa apartheidin temel yasalarından biriydi. Bireyin ırkı verilen kimlik numarasında belli ediliyordu. Buna benzer din ve uyruk gibi kayıtların yapılması eski yasalarımızda bulunmakla birlikte bugün yoktur; ama hiçbir zaman sistematik bir ayrımcılığın uygulanması için kullanılmamıştır.

7 Temmuz 1950 tarihinde yürürlüğe giren 41 no’lu Grup Alanları Yasası: Irkların arasında, farklı yaşama alanları kurmak suretiyle fiziksel ayrımı gerekli gördü. Yerleştirmeler 1954 yılında başladı ve bu yasa gereğince yanlış bölgelerde yaşayan insanlar, taşınmaya zorlandılar, topluluklar dağıtıldı. Bunlar beyaz bölgelerine özel izin ve kimlik kontrolüyle girebilmekteydiler. Örneğin, Melezler Cape Town’da 6. Bölge’de yaşamak zorundaydılar. Peki geçmişte ya da bugün böyle bir şey yaşanmış mıdır? 1915 Ermeni Tehciri’ni ya da 1980’lerden beri Güneydoğu’daki köy boşaltmalarını bununla karşılaştırmak isteyenlere sormalı: “Bu tehcir edilenler ya da köyleri boşaltılanlar farklı ırklardan oldukları için farklı bölgelere taşınıp hapsedilmişler midir?” Bugün herkes bir şehirden başkasına rahatça yolculuk edip, istediği şehirde ikâmet edebilmektedir. Bu insanlardan hangisi zorunlu bir ikâmete mecbur edilmiştir? Sanırım yüzleri kızarmadan yanıt veremeyeceklerdir.

“Ayrımcılık, umumî tuvaletlerden demiryolu vagonlarına, yerleşim yerlerinden okullara kadar bütün toplumsal düzeylerde uygulanmaktaydı” (GİDDENS, 2005, s. 244). Bu rejim Güney Afrika’da uygulanıyordu. Ya bugün Ortadoğu’ya demokrasi getiren ABD Devleti’nde 1619-1808 yılları arasında getirilen Afrikalılar? Amerika’ya köle getirmenin yasaklandığı 1808’e, daha sonra da köleliğin kaldırıldığı 1865 yılına kadar bu insanlar tarlalarda birer hayvan gibi çalıştırıldılar. Köleliğin kalkmasından sonra bile yasalar ve âdetler gereği beyazlardan ayrı bölgelerde, “Geto” adı verilen bakımsız kenar mahallelerde yaşamak zorunda bırakıldılar. 1960’lı yılların başında eğitim, iş alanlarında ve yasalar önünde eşitlik için şiddet içermeyen eylemler yaptılar ve nihayet 1963 yılında yasalar önünde Beyaz Amerikalılarla eşit haklara sahip oldular. Soruyoruz yine bize ırkçı diyen zevata “Arkadaşım sen yasalar önünde eşitliğini ne zaman kazandın?” Bugüne kadar birine farklı dinsel ya da etnik kimlikten olduğu için verilmiş bir ceza var mıdır, bugüne kadar oy vermediniz mi, seyahat özgürlüğünüz yok mu, istediğiniz okulda, istediğiniz bölümde okumuyor musunuz? Kendini neden Afro-Amerikalı ya da Güney Afrikalı gibi görüyorsun? Onlardan yıllarca önce haklarını kazanmış bir halksın, şimdi o hakları kendi vatandaşlarına tanımayan, eli kanlı sömürgeciden niye medet umarsın? Kurucu unsur olarak kabul edilmişken neden azınlık olmak peşindesin? Aradığın demokrasi mi, yoksa başka bir şey mi? Ana dilinde eğitim falan diyenler, acaba siyasi sığınmacı olarak gittikleri ülkelerde bu taleplerini dile getirebiliyorlar mı? Neden gittikleri ülkenin resmî dilinde eğitimi kabul ediyorlar?

Soru çok, cevap aynı “Irkçı, inkârcı politikalar…” nakaratıyla başlar ve devam eder. Acaba metnin sonuna ekleyeceğimiz fotoğraflar ırkçılığı bu zevata anlatır mı? 36 yaşındayım, hiçbir zaman şu etnik sınıf buraya giremez, bu etnik sınıf burada oturur, buraya affedersiniz pisleyemez diye levhalar görmedim; ama biz ırkçıyız.

Peki, kurduğu devlete karşı silahlı saldırılarda bulunmuş, baş kaldırmış, binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına sebep olmuş, maddi ve manevi kayıplarla ülkenin ve devletin işleyişini bozmuş olanlara karşı bir devletin tepki göstermemesi mümkün müdür? Dalga geçilen “Onuncu Yıl Marşı”nın sözlerinin tamamını çok kişi bilmez. Biz yazalım:

“Örnektir uluslara açtığımız yeni iz;

İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz.

Uyduk görüşte bilgi, gidişte ülküye biz;

Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.”

Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle yaratmaya çalışan bir sistem; imtiyaz isteyene tabii ki haddini bildirecektir.

Bu kadar iç ve dış saldırı, iftira, baskı ve aşağılama, nefret ve tehdit altında yaşayan bir devletin meşru müdafaası nedeniyle apartheid adası olarak görülmesi ve gösterilmesi insafa sığmaz. Bu sözleri bir devlet büyüğümüzün İsrail hakkında söylediklerinden uyarlayarak söylüyorum. İsrail’e bu kadar şefkatli olanlar,  neden Türklükten bunu esirgerler; Türk kimliği ve varlığından hoşnut olmazlar anlaşılacak şey değildir.

Bana ırkçı diyenler oturup kendi tavır ve davranışlarına bakacaklar. Siyasetleri demokrasi adınaysa bu ülkede herkesin; etnik, dinsel ve ekonomik sınıf fark etmeksizin- “eşitsizlikten” bir parça yaralandığını(!) görecekler. Sadece bir kesimin haklarını bangır bangır bağırarak demokratlıklarını ilan edenler ırkçılık etiketini bizlere değil kendilerine iliştirmeliler.

Biri ırkçılıktan bahsediyorsa eteklerinin altına saklandıkları ülkelerin geçmişine baksın. Onlar değil miydi, hastaneleri, ambulansları, durakları, plajları, hatta tuvaletleri beyazlar ve beyaz olmayanlar diye bölen? Daha dün sosyalistlik, komünistlik taslarken, emperyalizm karşıtlığı ederken, örgütünün bayrağına, adına sosyalizmin simgelerini yerleştirirken bugün Afrika’yı ve dünyayı iliklerine kadar sömürmüş bu devletlerin de desteğini istemek tutarsızlık olmuyor mu? Onların destekleriyle devlet mi kuracaksınız, hayırlı olsun, Afrikalılardan beter olursunuz demedi demeyin.

Pek bilimsel, pek demokrat “Efendiler! Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!” diyor siz sevmezsiniz ama Mustafa Kemal ATATÜRK. Şimdi isterseniz kurmak istediğiniz devletin adını, Türkiye’nin yerine yazın belki kıssadan hisse alırsınız.

Beyazların kullanımına ayrılmıştır.

Beyaz olmayanlar ve beyazlar için ayrı tuvaletler ve banklar.

[1] http://www.etymonline.com/index.php?term=apartheid (8.10.2013)

[2] http://africanhistory.about.com/od/apartheidlaws/g/No21of50.htm (8.10.2013).

[3] http://africanhistory.about.com/od/apartheidlaws/g/No55of49.htm ((.10.2013).

[4] http://africanhistory.about.com/od/apartheidlaws/g/No30of50.htm (8.10.2013).

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone