Biz

Gözümüzü açtığımızda oturduğumuz masada bize benzeyen yaşıtlarımız, büyüklerimiz vardı.Kimimiz ilkokullu kimimiz liseli kimimiz evlilik çağındaydık.Aramızdan ayrılanlar, dönüp vurmaya çalışanlar, türlü hainlik edenler oldu. Birbirimizden başka sırdaşımız ve sevenimiz de olmadı.
Masadaki insan sayısı pek değişmezdi ama insanlar hep değişti, kimseye “neden masada değilsin?” demedik.

Yaşıtlarımız her sene 1 yaş alırken biz 5 yaş aldık ve hep takip edilen, parmakla gösterilen ve sırtında taşıyan olduk, hiç kimsenin sırtına binmedik.Normal bir insanın havsalasının almayacağı sorun ve olayları çözmek, bizim için alışkanlıktı.
Birbirimizden başka sevenimiz olmadığından, masada olmayanlardan biri yüzümüze güldüğünde önüne hevesle başımızı uzattık.
Kimisi sever gider, kimisi vurur giderdi.
Kimseye “neden vurdun, neden gittin” de demedik.

Derdimizi bizi doğurana bile tam olarak açıklayamazken hayatımızda ilk kez gördüklerimize ve belki de son kez göreceklerimize tekrar tekrar ve tekrar anlattık.
Gururu, acziyeti, aşağılanmayı, terkedilmeyi, def etmeyi, kazanmayı, aşkı, şefkati hep başka yollarla ve başka koşullarda öğrenmek zorunda kaldık.

Yüzümüzün güldüğü zamanlar, genellikle hep anlaşılır olduğumuzu hissettiğimiz zamanlar oldu.Aksi durumda dönüp “neden bizi anlamıyorsunuz” da demedik.
“Ne olduğumuzu anlatmaktan ne yapacağımızı anlatamadık.” diyor Caner Kara.
Türümüzün azlığından sebep; insanlar, cam fanusta sergilenen bir canlı türünü inceler gibi ne olduğumuzu anlamaya çalıştı da ondan.

Bir millet kendini yok etmeye çalışırcasına, büyük bir gayretle mücadele verirken, o milletin varoluş mücadelesi verenleri işte böyle eşsiz hayatlar yaşadı, yaşıyor ve öyle görünüyor ki yaşayacak.

Binbir mitolojideki çirkin yaratığın aklına gelmeyecek yolla saldıranlara, hor görenlere, vurup kaçanlara ve omuzu bir Türkçünün başını taşımaya yetmeyene ve bu sebeple vurmaya çalışanlara Türkçüler aşinâdır.
Masaya ilk oturduğumuz gün az şey biliyor, tanıyor ve az şey anlıyorduk.
Artık bir çoğumuz için durum öyle değil, umudumuz sonsuzdur.
Su akar yatağını bulur.
Su testisi su yolunda kırılır ve koç elbet kurban olur.
Allah küçüklüğümüzden beri hayaliyle yandığımız suyun yatağını bulmamızı, su yolunda kırılmamızı ve kurban olabilmeyi nasip etsin.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone