Biz Türkçüler Ne istiyoruz?- Caner Kara

biz

Toplumlar geçmişte yukarıdan aşağıya doğru değiştirilirdi.
Devletlerin, milletlerin, ulusların, aşiretlerin, dinlerin,
ülkelerin başında bulunan, hüküm makamını işgal eden ya
da bir şekilde bu makamları ele geçiren kimseler, her zaman
daha iyi” olacağı vaadiyle ve genel olarak “zor kullanarak
idare ettikleri topluluğun ya da toplumun mevcut halinde
kusur kabul ettikleri bir “şeyi” değiştirme yoluna gitmişler.
Toplumların değişimi, dönüşümü ve “çok nadir olarak” da
gelişimi bu şekilde olmuştur. Yukarıdan, yani idare makamını
işgal eden tek bir kişi ya da dar bir zümreden gelen,
zora” dayanan bu değiştirme işlerinin genel hedefi, idare
edilen kalabalık kitlenin gelenek, örf-adet, inanç, düşünce
öğeleridir. Toplumların bu türlü değerleri, aynı zamanda o
toplumların kendilerini belli eden, tanımlayan, bir çok bakımdan
seviyesini gösteren değerlerdir; ki bu zora dayalı
değiştirme işlerinin neticesinde “yükselmiş” toplum
örnekleri çok azdır.

Türkçülük, sayısız siyasi hareket, siyasi parti, tarikat,
cemaat, cemiyet, örgüt vs. eliyle parça parça
edilmiş ülkemizde, mücadele sahasına atıldığı günden
beri, sürekli bunlardan biri “gibi” olması beklenen, umulan,
arzu edilen bir hareket olmuştur. Türklük ve dolayısıyla
Türkçülük düşmanlarının, namertler kalabalığının,
kendilerini tanımlama biçimleri hep bu türlü şekillerde olduğu
için, bu namertler kalabalığı -doğal olarak- karşılarında
kendileri gibi dar kafalılar, beyinsizler, şuursuzlar
ordusu istemektedir.

Parti kelimesi, en basit anlamıyla parçacık demektir.
Kendisini toplumun kalanından -bir şekilde- ayırmaya çalışan
daha küçük bir zümrenin sıfatı budur.

Tarikat ya da cemaat kelimesi, toplumun genel inancının
içinde kendisini -bir şekilde- ayırmaya çalışan daha
küçük bir zümrenin kullandığı sıfattır.

Toplumların dışına çıkmadan, toplumlara dışarıdan müdahale
ediyormuş gibi görünmeden, bir cephenin içine sızmanın
en kolay, en alışılmış, en bilinen yöntemleri bunlardır.
Bütün bir toplumun içinde, küçük küçük parçalar oluşturup,
bu parçayı toplumun kalanından ayırmanın ve bunu yaparken
de -sözüm ona- suyu bulandırmamanın en basit adları
partidir, cemaattir, tarikattır, örgüttür…

Toplumun mevcut değerleriyle bir sorunu olmayan,
kendisini o toplumun doğal bir parçası olarak gören kimselerin,
bu türlü sıfatlara, ayrımlara, dar kimliklere neden ihtiyacı
olsun?

Günümüz Türkiye’si, bu türlü isimler altında “ordulaşan
zümrelerin, at meydanı olmuş, Türk’e düşman etnik
azınlıkların, misyoner örgütlerin, yabancı devlet ajanlarının
bu sıfatların arkasına saklanarak “iyi çocuk” rolü oynadığı
bir ülke haline gelmiştir.

Etnik sıkıntılı, soy gocuntulu bir topluluk mu var? Parti
kurmuştur…

İnancı farklı, ibadeti acayip bir zümre mi var? Tarikat olmuştur…
Memleketin huzurundan rahatsız olan bir
köpek sürüsü mü var? Örgüt adı altında toplanmıştır…

Bütün bunlar, yalanı, riyayı, takıyyeyi, üçkâğıt
yapmayı birbirlerinden öğrenir, aynı palavraları sıkar,
aynı jargonla konuşur.

Demokrasi, özgürlük, fikir hürriyeti,
inanç serbestliği, gelişmiş ülkelerdeki uygulamalar falan
falan… Hep bunların bilindik tekerlemeleridir.

Sayısız yönden, binlerce açıdan kaynaşmış, inançta,
kaderde, kederde, sevinçte, mazide, dilde, huyda, adette,
gelenekte on binlerce yılın eseri olan bir millete, 80 çeşit
siyasi partinin, yüzlerce çeşit tarikatın, milyonla örgütün
servis edilmesi, sunulması, pazarlanması başka şekilde
izah edilemez.

Bu millete bu kadar parçacığın, bu kadar ayrımın, bu
kadar farklılığın sunulmuş, dayatılmış, pazarlanmış olmasının
asla tesadüfle izahı yapılamaz. Bu bölünmüşlüğün, bu
param parça manzaranın, ne demokrasiyle, ne fikir hürriyetiyle
ilgisi yoktur. Bu durum, kasıtla, düşmanlıkla, planlı saldırıyla
ilgilidir ve o saldırı -ne yazık ki- başarılı olmuştur.

Mehmet Akif, “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.
demiş. Maalesef, bunu en iyi o milletin düşmanları anlamış…

***

İşte bu ortamı hazırlayan, bu düzenden memnun olan,
bu şartlarda mutlu olan Türk ve Türkçülük düşmanları, Türkçülerden
de aynı tavrı bekliyor. Suyu bulandırmayan, göze
batmayan, gelenin hatrı için geçmişe söven, çoktan seçmeli
bir “zümre” hareketi olmamız bekleniyor. Olmayacağız!
Memleketin mevcut yasaları, memleketin mevcut durumundan
sorumludur. Mevcut yasaların müsaade ettiği,
uygun gördüğü, o yasaları yazanların onayına mazhar
olmuş söylemler, eylemler, çalışmalar yapmamız isteniyor.
Yapmayacağız!

Türkçülüğün de diğer parçacıklar, zümreler, dar kalabalıklar
gibi asıl sorunun müsebbiplerinden olması isteniyor.
Müsaade etmeyeceğiz!

Bazı siyasi partilerin, üç kuruş maaşla piyasaya sürdüğü
ve kendilerine meftun, kadrolarına mensup, emirlerine
amade -sözde- Türkçü yapılar kurma hevesleri hep bu nedenlerledir.

Bazı inanç bezirgânlarının, hatta bazı inançsızlık tüccarlarının,
aynı yöntemlerle, yağlı kemik peşinde köpek olmuş
soytarıları aramıza ve hatta üstümüze sürüyor olması, yine
aynı nedenledir.

Biz ne yaptığımızı biliyoruz. Bu nedenle, düşmanlarımızın
ne yaptığını görebilecek şuura malikiz.

***

Biz, yabancı müdahalelerle kurulmuş, düşmanlarımızın
ekmeğine yağ süren parçacıkların fink attığı, parça
parça bir toplum istemiyoruz. Tunçtan bir heykel gibi yekpare,
sapa sağlam, mermerden dağlar gibi güçlü bir toplum
istiyoruz.

Toplumun bir kesitinin iltifatıyla yetinen, bir kısmının
takdiriyle avunan, bir parçasının menfaatlerini
savunan, acayip bir davanın adamları olmadığımız
için, toplumun tamamında aynı şuur, aynı dayanışma,
aynı birlik olsun istiyoruz.

Biz, kendimizi toplumun kendisi olarak görüyor;
bu nedenle de iktidar, muhalefet, sağ, sol, parti,
tarikat, cemaat gibi sıfatları, toplumun kalanından ayrılmış
konumları, kendimize yakıştırmıyoruz.

Biz, bugün hileli dediği seçimlere 4 sene sonra milleti
davet eden, bugün kara dediğine yarın ak diyen, menfaat
icabı konuşan ya da menfaat gereği susan, doğru bildiğini
söylemekten, yanlış dediğine mesafe koymaktan aciz bir
zümre hareketi değiliz.

Biz, milli menfaatin yerine zümre, parti, tarikat, cemaat
ya da -kendimiz için bile- şahıs menfaati koymayı
reddeden bir davanın yükselmesini istiyoruz.

Biz, 4 senelik bir iktidar koltuğu için binlerce vatan
evladını gözden çıkaran liderler değil; bir tek Mustafa
Kemal doğuracak analar istiyoruz.

***

Memleketimizde bulunan onlarca siyasi partinin hiçbiri,
seçim propagandası olarak islam düşmanlığı yapamaz.
İslam düşmanı olduğu açıkça bilinenler bile, seçim
dönemlerinde bu toplumdan o fikirlerle oy isteyemez.

İslam nasıl ki bu toplumun genelini ilgilendiren bir değerse,
nasıl ki alkolikten, hırsıza, dindardan, yobaza
kadar, her kesimden insanın dinine küfredilemiyorsa,
Türklüğüne de küfür ettirmeyen bir toplum istiyoruz.

Nasıl ki bu toplumun hiçbir zümresi, partisi, derneği, örgütü,
milletin imanına hakaret edemiyorsa, bayrağına da
hakaret edemesin istiyoruz.

Türklerin, seçim zamanlarında değil, kadın günlerinde,
veli toplantılarında, dost meclislerinde, fabrikada,
sokakta, kahvede, okulda, nöbette, memuriyette, her
yerde Türklüğüne, vatanına, bayrağına, kutsal değerlerinden
biri olan milliyetine sahip çıktığı bir toplum istiyoruz.

Biz, sesimizin yetişmediği, hükmümüzün geçmediği
iktidar, makam, mevkii sahiplerinin Türklüğe düşman kimselerden
çıkmasını istemediğimiz gibi, komşularımızın, arkadaşlarımızın,
hocalarımızın, öğrencilerimizin de aynı
hassasiyeti taşıyan kimseler olması için çalışıyoruz.

Özetle:

4 senelik iktidar koltuklarını kimlerin işgal edeceğini
düşünmek bir uğraştır; fakat milletimizin kaderini düşünmek,
geleceğini umursamak, derdiyle dertlenmek davadır.
Türkçülükten anladığımız, mücadelesini verdiğimiz
budur.

***

Biz, Türkçü iktidardan önce, o iktidarı sonsuza kadar
sahiplenecek, yaşatacak, koruyacak toplum istiyoruz.

Biz, millete tepeden hükmedecek bir Türkçü iktidar
değil, her türlü iktidara hükmedecek bir Türkçü toplum istiyoruz.

Biz, Türkçü başbakandan önce, Türkçü anneler,
Türkçü öğretmenler, Türkçü memurlar, Türkçü işçiler
istiyoruz.

Biz, sadece mecliste değil, kadın günlerinde,
okulda, otobüste, yolda, çarşıda, fabrikada, hemşehri
derneğinde de Türklüğe hakaret ettirmeyen,
Türk düşmanına göz açtırmayan bir toplum istiyoruz.

Kısacası biz, hiçbir zümrenin meclisteki iktidarı için
değil, Türklüğün Türk yurdundaki değişmeyecek iktidarı
için çalışıyoruz.

Biz, işte tam da bu nedenlerle “tükürdüğünü
yalamayı meslek haline getirmiş” siyasi dansözlerin
değil;

* “Irkçı Türkçülük siyasi bir fırka olmadığı için ırkçı
Türkçülerin gündelik siyasetle ilişiği yoktur. Bizim ülkümüz,
davalarımız asırlıktır, millidir.” diyen Atsız’ın,

* “Türkçülük, siyasî bir fırka değildir. İlmî, felsefî,
bediî bir mekteptir; başka bir tabirle, harsî bir mücahede
ve teceddüt yoludur. Bu sebepledir ki, Türkçülük, şimdiye
kadar bir fırka şeklinde siyasî mücadele meydanına atılmadı;
bundan sonra da, şüphesiz atılmayacaktır.” diyen
Gök Alp’ın davasını kendimize yakıştırıyoruz.

Türkçüyüz diyoruz!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone

Bir Yorum

  1. esker hebeşi 3 Mayıs 2016 @ 14:49

    Merheba sayın kardeşlerim.
    Ben türklük ve türkceyi sevdiğim için ve dilimizin yetenek ve üstünlüğünü göstermek için tamamen kendim söylediğim klasik türk şiirlerinden bir weblog yapdım.
    Türk edebiyatı ve milleti namına siz ve bütün başka türk dili ile ilgili olan insanlardan rica ederim lütfen benim webloguma baş vurun.
    http://Www.eskerhebeshi.blog.ir
    Eğer uygun ve iyi bulursanız başkalarına da bu blogu tanıtmanızı ve şiirleri yazma ve her türlü mesela dergi, gazete ve … yay manızı rica ediyorum. Amaç benim yazdığım bir kaç kelime değil amaç türk dünyasının birliği ve erdemini göstermekdir.
    http://Www.eskerhebeshi.blog.ir
    Bir kez görmeğe değer.
    Lütfen imkanı olursa nasıl bulduğunuzu bana yazın. Tanrıya ısmarladık, sağ olun, var olun