Bize Bir Gençlik Lazımdı!

Bu bir hatırlatma yazısıdır.

12 yılda bir noktadan bambaşka bir noktaya gelmiş olan hareketimizin ben dahil tüm mensuplarına uyarıdır.

Hemen herkesin sık sık paylaştığı bir söz var. Bu söz; ‘Bize bir gençlik lâzımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın’ vecizesidir.

Atsız bu lafı 1932 senesinde Atsız Mecmua’da yazmıştır. Günümüzde de geçerliliğini koruyan, doğru bir tespittir. Aynı gençlik bize sadece bugün ve yarın değil tüm zamanlarda lazımdır.

Bir dönem Türkçü gençler diğer milliyetçi gruplardan kendilerini ayıran en temel özelliğin ‘okumak’ olduğunu söylüyor, bununla övünüyorlardı. Aynı övünmeyi sürdüren gençler halen varlar. Fakat durum pek de böyle değil. Bu mecraya yazan arkadaşlarımız ve ben yazımızın kaç kişi tarafından okunduğunu takip ettiğimiz zaman durumun vahametini daha kolay anlıyoruz.

Bunun yanında yerleşkelerimizde bulunduğumuz süre zarfları içinde yaptığımız gözlemlerden de durumun pek iç açıcı olmadığını görebiliyoruz. Ötüken yerleşkelerinde en çok önem verilen kısım kütüphanelerdir. Din, bilim, fikir, sanat, kültür, edebiyat gibi alanlardan fikrimizle alakası olmayan yazarlardan kitaplar yerleşkelerimizde bulunur. Kitap konusu bizim en rahat olduğumuz meseledir. ‘Bunu okuma’ diyerek bir şahsın elinden herhangi bir kitabı aldığımız duyulmamıştır. Buna rağmen kişi/okunulan kitap yüzdesine bakılınca durum iç açıcı değil.

Teşkilatlara devam eden gençlerin ders durumlarını takip ediyoruz. ‘Sınıfınızda birinci olun, çalışkan olun’ telkinlerimizin de fayda etmediğini görüyoruz. Arada açan birkaç çiçeğin bahar getirmeyeceği gerçeği vardır. Durum böyledir.

Hani bize bir gençlik lazımdı ve temelinde cehalet bulunmamalıydı. Cehaletle savaşımızın en önemli silahı kitap ve diğer yayınlarken durum böyle. Dergi meselesine hiç girmiyorum.

***

Bahane her insanın çok kolayca başvurduğu, vebal atma yöntemi olarak kullanılan bir malzemedir. Hemen her olaya bir bahane bulunabilir veya uydurulabilir. Yine bir slogan üzerinden konuyu izah etmeye çalışalım. ‘Türkçüler dayanışmalı yaşamaya mecburdur’ sözü 1950 yılında yazılmıştır.

2000’li yılların başında bulundukları ilin adının başına ‘Türkçüler’ sıfatını getirerek (Bursalı Türkçüler, Samsunlu Türkçüler gibi) bir araya gelen Türkçüler yıllar içinde güçlendi, daha da yakınlaştı, kurumsallaştılar. Fotokopi makinasıyla çoğaltılan yayınlardan tüm yurda yayılan resmi, tüm izinleri alınmış dergiler çıkartmaya başladılar. Kömen Dergisini Ötüken izledi ve Ötüken Dergisi’nin temsilcilikleri kurulmaya başlandı.

Yerleşkeler açıldı. Kiminin kirası 2000 lira kiminin 300 lira fakat Türkçülük elle tutulur, müracaat makamı olan bir güç haline geldi. Son 6 aydır da birçok kentte Türkçü dernekler kuruldu. Türkçüler bütün bu masraf ve zahmetlerin altına hep beraber girdiler, birlikte omuz verdiler.

Fakat son birkaç zamandır çeşitli yerlerden aynı sıkıntıların sesi duyuluyor. Bazı gençlerimiz yerleşke sorunlarıyla ve ihtiyaçlarıyla yeterince ilgilenmiyor, bahaneler üretiyor ne yerleşkeden kopabiliyor ne de yerleşkeye uğruyorlar. Sınavlar, tatiller, işler, güçler derken Türkçülük hobi maiyetine düşüyor tüm dertler ve masraflar birkaç kişinin omuzuna yükleniyor.

Hani dayanışmalı yaşıyorduk? Hani birbirimizin ‘Anda’sı olmuştuk?

***

Bu yazıyı gözünüzle okumayıp beyninizle süzmezseniz ‘Genç Atsızlar zayıflıyor’ sonucunu çıkartırsınız. Fakat doğru şekilde okursanız şapkanızı önünüze koyup düşünmeye başlarsınız. Bu sıkıntılar sadece bir teşkilatın değil bir bütün halinde Türkçülüğün sıkıntısıdır.

Farkında mısınız bilmiyorum fakat okuduğu kitaplardan edindiği bilgileri değil de Twitter’da falanca bakana nasıl laf çarptığını heyecanla anlatan gençler türüyor. Teşkilata etkinlik olmadıkça uğramayan fakat konserlerde en önlerde peyda olan gençler türüyor. 70 sene yaşamış, tek taviz vermemiş Atsız’ın davasını sahiplenen fakat 17 yaşında ‘yıldım’ diye karar beyan eden delikanlılar var.

Tüm Türk milletinin üzerine serpilen ölü toprağından en az nasibini almış olan Türkçülerdir. Onların içinde de gençlik hevesi mi denir yoksa gevşeklik mi bilemiyorum ama bahsettiğimiz şekilde bir grup ortaya çıktı. Bunun önünü alacak olan temsil makamının sahibi olanlardır. En başta yazdığım gibi bu yazı dostça bir uyarı metnidir.

Sloganlar, marşlar, şiirler güzeldir. Fakat tabutluğa girince en çok üzüldüğü şey telefonundan uzak kalmak olacak bir gençlik faydalı değil zararlıdır. Ya adına dava dediğimiz şeyi tamamen hayatınızın içine sokun ya da sıradan hayatınızı hiç bozmadan yaşamaya devam edin.

Binlerce yıl öncesinden seslenen Orhun Abidelerinden bir alıntıyla bitirelim.

Türk budun, ökün!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone